Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Eylül 16, 2013

Kara Acı ~ Nina Berberova

Çeviren: Zehra Gencosman
Özgün Adı: Le Mal Noir
Kapak Resmi: Modigliani
Yayın Yılı: 1991
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 81

ARKA KAPAK:

Nina Berberova, bu romanıyla bir kez daha özel dünyasının derinliklerine demir atıyor: Sürgün dünyasını ve bu dünyanın karanlık anlamsızlığını sorguya çekiyor. Nina Berberova'nın öbür kahramanları gibi Kara Acı'nın kahramanı Yevgeni Petroviç de bir sürgündür. Ülkelerinden, sevgi bağlarından, ana dillerinden yoksun kalmış, uzun süre bir kentten ötekine, bir ülkeden bir başkasına sürüklenmiş humanist Slavların acılarını tek başına simgelemekte, onlarla bütünleşmektedir. "Kara Uğursuzluk", "Kara Felâket", bir elmas hastalığıdır ve sürgünün yaşamında işleyen ve bir türlü kapanmayan yarayı simgelemektedir: Bu simge, bazan bir sanrıya dönüşen uzak ülkeyle, bazan yerini hiçbir kadının dolduramadığı bir yazgısal kadınla örtüşür. Artık gelecek ve umut diye bir şey yoktur ve asıl korkuncu, geçmişin de insanın parmakları arasından kum gibi akıp gitmesidir. Şimdi 91 yaşında olan Nina Berberova'nın sekseninden sonra yazarlık ününe erişmesi gerçek bir Kara Acı değilse nedir? Berberova'ya göre Kara Acı kendisinin en önemli yapıtıdır. Eleştiricilere göre de baş döndürücü bir başyapıt. Yazarın daha önce Eşlik Eden, Astaçev Paris'te, Uşak ile Yosma adlı yapıtlarını yayınlayan Can Yayınları, yazma eylemini insan sevgisine dönüştüren yazarı ülkemizde tanımaktan büyük bir kıvanç duyuyor.

Kâfuru ve naftalin kokusunun aşkı öldürdüğünü herkes bilir. Oysa, birçokları giysilerin kol kıvrımlarındaki küçük naftalin toplarını unutmuşlar, sıcak giysilerin üzerine aceleyle atılmışlar, ama ceplerini ters yüz etmeye vakit bulamamışlar. Naftalin kokusu havaya sinmiş; evler kâfuru kokuyor. Aşk, ikisinin de kokusundan hoşlanmadığına göre, kasımı andıran bu mayıs ayında hiç kimse aşkı düşünmüyor, onu anlamıyor, hatta, kimileri onu suçlamaktan bile geri kalmıyordur, ister kendi aşkları olsun, ister başkalarınınki olsun, umursamıyorlar bile! (sf.35)

Cennette insanın ölesiye sıkıldığını, cehennemin ise ilginç ve ünlü kişilerle dolu olduğunu varsayan geçen yüzyılın bu söylencesine artık bir son vermek gerek. Cennette, Sokrates Homeros'la söyleşiyor, herkes de onları dinleyebiliyor. Cehennemde salt, silik yerel görevliler ve tiksinç devlet memurları var. (sf.49)

İnsanın temel niteliğinden yoksunum ben: Ölmesini bilmek ve sonra yeniden için için dirilmek. (sf.69)

Pazartesi, Temmuz 08, 2013

BİZ ~ Yevgeni Zamyatin

Çevirenler: Fatma Arıkan & Serdar Arıkan
Özgün Adı: Mıy
Orijinal Dili: Rusça
Kapak İllüstrasyonu: Pyotr Perevezentsev
Yayın Yılı: 1.Baskı / Temmuz 2012
Yayınevi: İthaki

O'nun dilinin hızı yanlış hesaplanmış, dilin saniyedeki hızı her zaman düşüncenin saniyedeki biraz az olmalıdır, tersi olmamalıdır. (sf.18)

Korkuyorsun, çünkü senden güçlü, nefret ediyorsun, çünkü korkuyorsun, seviyorsun, çünkü ona boyun eğdiremiyorsun. Ne de olsa sadece boyun eğdiremediğini sever insan. (sf.79)

Kendimi hissediyorum. Ama sadece gözüne bir şey kaçan göz, parçalanmış parmak ve ağrıyan diş kendini hisseder ve bireyselliğini kavrar. Sağlıklı göz, parmak ve diş adeta yoktur. Kişisel bilincin sadece bir hastalık olduğu apaçık ortada değil mi? (sf.134)

Seni kim biliyor ki... İnsan son sayfasına kadar ne olacağı bilinmeyen bir roman gibidir. Başka türlü olsaydı okunmaya değmezdi... (sf.168)

Çocuklar biricik cesur filozoflarlardır. Cesur filozoflar da mutlaka çocuktur. Tam da böyle, çocuklar gibi, her zamanki ve gerekli soru "bundan sonra ne olacak?" sorusudur. (sf.181)

Eskiden bilmezdim, şimdi biliyorum, siz de biliyorsunuz: gülüşler farklı renklerde olurlar. Gülmek içimizdeki patlamanın sadece uzaktan gelen aksisedasıdır; belki bayram gibi renkli, kırmızı, lacivert, altın roketler gibidir, belki de insan bedeninin havaya uçan parçacıklarıdır... (sf.227)

İki ölü karanlık yıldız hiç duyulmayan, kulakları sağır edici bir gümbürtüyle çarpışır ve yeni bir yıldızı tutuşturur: Devrim budur. (sf.241)

Cuma, Mayıs 25, 2012

Çağımızın Bir Kahramanı ~ Lermontov

Çeviren: Nedim Önal
Yayın Yılı: Mart 2000
Yayın Evi: Cem Yayınevi
Sayfa Sayısı: 192


ARKA KAPAK

Rus yazarı Mihail Yuryeviç Lermontov 1814'de Moskova'da doğdu. Kuzey Kafkasya'da sürgünde bulunduğu sırada eski bir silah arkadaşı ile giriştiği düelloda öldü. (1841) İlk şiirlerini Puşkin ve Byron'a özenerek yazan Lermontov çok geçmeden sanatında özgünlüğe kavuştu ve değişik bir üslup yaratmayı başardı. Yazar, haksızlıklarla dolu bir dünyada başkaldıran insanın acılarını ve gururunu romantik bir dille anlatırken duyguları yeni bir açıdan inceleme özelliği ile Rus edebiyatını büyük ölçüde etkiledi.

Çağımızın Bir Kahramanı, psikolojik yanı ağır basan bir serüven romanıdır: Şaşırtıcı bir çekicilikte, aşk ve ölümün, umut ve hayal kırıklığının yer aldığı olaylar, Kafkasya'nın kendine özgü tutkulu ve gizemli havası içinde geçer.

Güçlü bir el tarafından işlenerek bir röliyef gibi ortaya çıkarılan eserin başkişisi Peçorin bu olayların bazen kahramanı bazen de anlatıcısıdır. Onunla ilgili olarak yazarın kendisi şöyle diyor: "Okuyucular Peçorin'in kişiliği hakkında benim görüşümü öğrenmek isteyebilir. Söyleyeyim: Kitabın adı." Kendisiyle aynı dönemde yaşayan Puşkin'in en başarılı eseriyle eşdeğerde tutulan Çağımızın Bir Kahramanı, Rus edebiyatının başyapıtlarından biri olarak kabul ediliyor.

  • Bu bir bakıma çocukça bir duyguydu, ama toplum kurallarından kurtulup doğaya yaklaştıkça çocuklaşmadan edemiyor insan; sonradan alınmış ne varsa uçup gidiyor ruh paklanıyor, eskiden nasılsa, ya da ileride nasıl olacaksa, o durumu alıyor. (sf.33)
  • ... basit yüreklerde doğanın güzelliklerine, ululuğuna karşı duyulan duygular, onları bizim gibi kâğıt üzerine geçirmek isteyen doğa tutkunlarından daha güçlü, daha canlıdır. (sf.33)
  • Bütün insanlar istedikleri kadar kafa yorsunlar, şuna inanmalı ki, yaşam pek de o kadar aldırış etmeye değmez... (sf.35)
  • Okumayı öğrenmeye başladım, bilimler de usanç verdi. Baktım ki ne şöhret, ne de mutluluk onlara bağlı değil, çünkü en mutlu insanlar, bilgisiz olanlardır. (sf.44)
  • Ben cevap olarak, aynı şeyi söyleyen birçok insanlar bulunduğunu, bunların arasında mutlaka gerçeği açıklayanların da bulunacağını, bunun yanı sıra, hayal kırıklığının, bütün yayılan modalar gibi toplumun yüksek tabakalarını etkisi altına alarak aşağı katlara kadar indiğini, onların da bunu eskittiklerini, bu gün herkesten çok, gerçekten can sıkıntısı çekenlerin bu belayı bir ayıpmış gibi gizlemeye çalıştıklarını söyledim. (sf.45/46)
  • Bir gencin, insanların duygu ve davranışlarına arkasından baktığı pembe tül kaldırılınca en güzel umutlarını, düşlerini yitirmesini görmek çok acı; oysa onun eski düşlerini geçici olmakla beraber daha tatlı düşlerle yenileyebilmek umudu da var, ama Maksim Maksimiç'in yaşında bunlar nasıl yenilenir? İstemeyerek kalp katılaşır, ruh kendi üstüne kapanır. (sf.66)
  • İnsan ruhunun (isterse en basitinden olsun) tarihi, bütün bir ulusun tarihinden sanmam ki, daha az meraklı, daha az eğitici olsun, hele olgun bir kafanın kendi üzerindeki gözlemlerinin sonucuysa, ilgi, hayret uyandırıp övünmek için yazılmamışsa. (sf.67/68)
  • Dostum, ben insanları küçük görmemek için onlardan nefret ederim, yoksa yaşam çok iğrenç bir komedi olurdu. (sf.90)
  • Dostum, kadınları sevmemek için onları küçük görürüm. Yoksa yaşam çok saçma bir melodram olurdu. (sf.91)
  • Bir zamanlar bana, dosta iyilik etmektense düşmana iyilik etmeyi düşündüğünü, çünkü bunun aksini yapmanın iyilikseverlik satmak olacağını, oysa düşmanlığın karşı tarafın iyilikseverliği oranında artacağını söylemişti. (sf.94)
  • Birbirimizi çabucak anlayıp dost olduk, ama ben gerçek dostluk kuramam; çünkü iki dosttan birisi ötekinin kölesidir, ama  bunu hiçbiri kendine söyleyemez. Ben kimsenin kölesi olamam. (sf.95)
  • Ah kibir! Archimedes'in dünyayı yerinden oynatmak için kullanacağı kaldıraçsın sen! (sf.103)
  • Kadınların girdiği her yerde yüksek alçak tabaka kendiliğinden oluşur. (sf.114)
  • Bütün dünyayı sevebilirdim; beni kimse değerlendirmedi; ben de dünyadan nefret etmeyi öğrendim. (sf.129)
  • -Neden beni umutlandırdı?
    -Sen neden umutlandın? Bir şeyi istemeyi ve onu ele geçirmeyi aklım alır; ama umutlanmayı aklım almıyor. (sf.137)
  • Aşk ateş gibi yakıtsız kalınca söner. (sf.139)
  • Bazı kişiler vardır ki umutsuzlukları bile gülünç olur. (sf.139)
  • Kadın aklından daha çelişkili bir şey yoktur; kadınları herhangi bir konuya inandırmak güçtür. Onları öyle bir duruma ulaştırmalıdır ki kendi kendilerini inandırsınlar. Onların kendi inanmadıkları düşünceleri çürütüşleri o kadar değişik ve güzeldir ki. Yalnızca bu yönlerini öğrenmek için okulda okuduğumuz bütün mantık kanınlarını aklınızda başaşağı çevirmek gerekir. (sf.143)
  • Ben baloda uykusu geldiği için esneyen, ama arabası gelmediğinden yatağına gidemeyen adama benziyorum. (sf.160)
  • Belki yarın öldürülürüm! Böylece yeryüzünde beni; yani içimi tanıyan kalmaz. Bazıları beni olduğumdan daha iyi, bazıları da olduğumdan daha kötü bulacak. Bazıları iyi bir kişiydi, bazıları alçağın biriydi diyecek. İkisi de yanlış aslında. Böyle olunce, yaşamaya değer mi? Oysa yaşıyorsun. (sf.161)
  • İnsanlar böyledir işte... Hepsi birdir. Olacağın bütün sakıncalı yanlarını önceden bilirler, yardım edip yol gösterirler; bazen başka çare kalmayınca davranışınızı onaylarlar. Sonra da işin içinden kendilerini sıyırarak bütün sorumlulukları üzerine alan kişiden hemencecik yüz çevirirler. (sf.177)
  • Bizler çoğu kez duyguların aldanışını, aklın tutarsızlıklarını inanç olarak tanımlarız. (sf.192)

Perşembe, Nisan 05, 2012

ANARŞi felsefesi-ideali ~ Pyotr Kropotkin

Çeviren: Işık Ergüden
Yayın Evi: Kaos
Yayın: 3.Baskı / Kasım 2009
Kapak Tasarım-Uygulama: Sinan Önelge-Alp Piroğlu
Sayfa Sayısı: 110

ARKA KAPAK:

Anarşistlerin geleceğe dair bir düş dünyasında yaşadıkları ve bu günün dünyasına gözlerini kapadıkları sık söylenen bir şeydir.Belki de,bugünün dünyasını fazlasıyla görüyoruz;gerçek renkleriyle hem de.Yakamızı bırakmayan bu otoriter önyargılar ormanında baltayla dolaşmamızın nedeni budur.

Bizler ne hayal âleminde yaşıyoruz,ne de insanları olduklarından daha iyi hayal ediyoruz,onları oldukları gibi görüyoruz.Bu nedenle insanların en iyisinin bile otoritenin uygulamalarıyla özde kötü kılındığını ileri sürüyoruz.İnsanın insanı yönetmesinden bu nedenle nefret ediyoruz.

*
  • Birey,fedrasyonlar dünyasıdır,kendi başına bir kozmostur o!

    Fizyolog bu dünyada özerk kan hüzrelerini,dokuları,sinir merkezlerini görür;işgalcilerle mücadele etmek için vücudun mikrop kapmış bölgelerine doğru yönelen milyonlarca beyaz zerreciği -fagositleri- fark eder.Dahası var :Günümüzde,fizyolog,her biri kendi hayatını yaşayan,kendisi için mutluluk arayan ve kendi dışındakilerle gruplaşma,işbirliği yoluyla buna erişen özerk elementlerden oluşan bir dünyayı her miroskobik hücrede keşfetmektedir.Kısacası,her örnek/birey organlar kozmosudur,her organ hüzreler kozmosudur,her hücre son derece küçük zerreciklerin kozmosudur ve bu karmaşık dünyada,bütün mutluluğu,örgütlü maddenin en küçük mikroskobik parçalarının tek tek yararlandığı mutluluk toplamına tümüyle bağlıdır. (sf.12)
  • Gerçekten de,bazı ekonomistler aşırı-üretim üzerine kitaplar yazmaktan zevk alsa da ve her sanayi krizini bu nedene dayanarak açıklasalar da,Fransa'nın tüm nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için ürettiği tek bir malın adını anmaları istendiğinde yine de zor durumda kalırlar.Bu mal elbette buğday değildir: Ülke bunu ithal etmek zorundadı.Şarap da değildir: Köylüler pek az şarap içmekte ve onun yerine ispirto gibi bir şeyi tüketmektedirler,şehir nüfusu,içine yabancı madde karıştırılmış ürünlerle yetimek zorundadır.Ev de değildir bu mal:Milyonlarca kişi pencere yerine bir iki oyuk bulunan derme çatma kulübelerde yaşamaktadır hâlâ.İster iyi olsun,ister kötü,köy için hâlâ lüks bir nesne olan kitaplar hiç değildir.Gerektiğinde daha çok miktarda üretilen tek bir mal vardır: Devlet bütçesinden geçinenler. (sf.21)
  • Tembeller tarih yapamaz: Tarihe boyun eğerler! (sf.23)
  • İnsanın tüm iradesini ve karakter gücünü öldüren,gezegenin hiçbir yerinde rastlanmayacak kadar çok erdemsizliği duvarları içine kapatan hapishane,her zaman için bir suç üniversitesi olmamış mıdır? (sf.34)
  • Bir çocuk kabahat işlediğinde onu cezalandırmak çok kolaydır;bu tavır her türlü tartışmayı ortadan kaldırır!Bir insanın kafasını göyotinle uçurmak çok kolaydır değil mi? Özellikle,parası yıllık olarak ödenmiş bir Deibler varsa.Bu bizi suçun nedenlerini düşünme zahmetinden kurtarır. (sf.35)
  • Fakat,bu şekilde akıl yürütmek,bana öyle geliyor ki,insanın ilerleyişinin gerçek karakterini tanımamak ve çok yanlış seçilmiş,askeri bir karşılaştırmayı kullanmaktır.İnsanlık,yuvarlanan bir top olmadığı gibi,nizami yürüyen bir birlik de değildir.O,daha ziyade,kendisini oluşturan milyonların çeşitliliği içinde evrilen bir bütündür ve eğer bir karşılaştırma yapılmak istenirse,insanlığı,daha ziyade,hareket halindeki inorganik bir cismin yasalarıyla değil,evrimin yasalarıyla ele almak gerekir. (sf.43/44)
  • Yalnızca hiçbir şey yapmayanlar hata yapmaz. (sf.45)
  • Ne kadar basit olursa olsun her bir makinede tüm geçmişi okuyabiliriz. (sf.83)

Salı, Şubat 28, 2012

Saydam Şeyler ~ Vladimir Nabokov

Çeviren: Şükrü Alpagut
Orjinal Adı: Transparent Things
Kapak Tasarımı: Bülent Erkmen
Yayınevi: İletişim
Sayfa Sayısı: 120
  • Bıçakla ve pirinç kalemtıraşla alabildiğine açılmıştır;eğer gerekli olsaydı,tazeyken bir yüzü açık mor,öteki yüzü ise esmer renkli olan,ama artık toz atomlarına indirgenerek soluğunu tutan panikle geniş,çok geniş bir alana yayılmış olan talaşların karmaşık yazgısının izini sürebilirdik,ama bundan uzak durmak gerekir,çok geçmeden buna alışılır (daha kötü dehşetler vardır.) (sf.13)
  • Gece her zaman bir devdir,ama bu kezki özellikle korkunçtu. (sf.16)
  • Bizin Person'ın babası olan Henry Emery Person,ışığın geliş açısına ve gözlemcinin durduğu yere bağlı olarak,iyi niyetli,dürüst,değerli bir küçük adam diye ya da alçak bir düzenbaz diye tanımlanabilirdi. (sf.22)
  • Bir heykeltıraş,keski ve çekiçle cansız bir nesneye saldırarak yıkıcı dürtüyü yüceltebilirdi.Ciddi ameliyat,yıkıcı dürtüyü boşaltmanın en elverişli yollarından birisini sağlıyordu;her zaman şanslı olmasa da saygı duyulan bir cerrah,ameliyat sırasında gördüğü her organı çentmemek için kendisini nasıl zor engellediğini özel bir söyleşide itiraf etmişti.Herkesin,bebeklikten beri birikip gelen gerilimleri vardı. (sf.72/73)
  • Aslında,ölüm bilgisinin yararları,sevginin yararlarından çok daha değerlidir. (sf.96)
  • Ayakkabı kutusu kadar şeytani bir düzenlilikle ambalajlanmış başka hiçbir şey yoktur. (sf.99)
  • Bununla birlikte,unutmamak gerekir ki,sağlam kararlarla çevrilmemiş bir göl olmadığı gibi,yok olma noktası bulunmayan bir serap da yoktur. (sf.108)
  • Hapishanelerin amacı (...) elbette bir katili iyileştirmek değildir,onu yalnızca cezalandırmak da değildir (yanında,içinde,çevresinde her şeyi olan bir insan nasıl cezalandırılabilir?) Buraların tek amacı,bayağı olmakla birlikte tek mantıklı amaç,bir katilin yeniden cinayet işlemesine engel olmaktır.Yeniden topluma kazandırma? Af? Bir masal,bir şaka.Zalimler doğru yola getirilemez. (sf.113/114)
  • Akıl sağlığımı korumak için tek şansım anormal görünmekti. (sf.114)
  • İnanıyorum ki bu,bedensel ölümün verdiği eziyet değil,bir varlık durumundan diğerine geçmek için gerekli gizemli zihinsel manevranın benzersiz sıkıntılarıdır. (sf.120)

Pazar, Şubat 19, 2012

Doktor Jivago - Boris Pasternak

  • Gerçek yalnız başına aranmalıdır.
  • Dünyada bağlılığa değer ne kadar az şey vardır.
  • "Azizim senin bu anlattıklarına metafizik derler.Mideme dokunduğu için doktorlar bunu yasak ettiler bana."
  • Tek tek bakıldığında insanların tüm bu hareketleri amaçlı,hesaplı ve soğuk görünüyordu.Ancak bir bütün olarak bakıldığında insanlar kendilerini birbirlerine bağlayan ve sürükleyen yaşam dalgalarıyla sanki sarhoş gibi görünüyordu.Herkes birtakım kaygılarla çabalayıp duruyor,mücadele ediyordu.Aynı zamanda derin bir aldırmazlık duygusuyla hareket ediyorlardı.Zaten bu duygu da olmasa belki de bu şekilde çalışamayacak,yaşayamayacaklardı.
  • "Ne derler...Annem onun... O annemin...Aman...Bunlar çirkin sözler.Ben bunları ağzıma alamam.Peki ama bu adam bana niçin öyle kötü kötü bakıyor?Ben annemin kızıyım değil mi?"
  • "Dur.Bak sana ne düşündüğümü anlatayım.Her insanın içinde uyumakta olan bir hayvan vardır.Eğer bu hayvanı korkuyla zincire vurarak hapsetmeye çalışırsan,insanlığın simgesi eli kırbaçlı hayvan eğiticisi olur."
  • İnsanları korkutan,sindiren şey gök gürültüleri ya da şimşekler midir? Hayır,insanlar imalı bakışlardan,sinsice yapılan dedikodulardan çekinirler.
  • Yaşam boyunca her şey karmakarışıktır.Bir örümcek ağını andırır bu karışıklık.İnsan bu ağın bir telini yakaladığında çekip kurtulacağını sanır.Halbuki teli çektikçe yeni bir tele dolanır.Yine de ağdan kurtulmak için çabalar,çabaladıkça da ağa büsbütün dolanır kalır.
  • "İnsan dişçiye bile giderken korkar...Benim dişim değil canım,tüm benliğim çekilip gidecek.Çok korkuyorum." 
  • İnsanlar kendilerine uygulamaya kalktıklarında algılama öldürücü bir zehir olur.
  • "Çok iyi niyetlisiniz,düşüceleriniz de çok güzel,ama şunu unutmayınız ki,karışıklık da kurulmasını istediğiniz düzen kadar normal bir şeydir.Yapılar nasıl yıkılıyorsa düşünceler de yıkılabilir ve yıkılmalıdır."
  • Yaşamak için en kolay yol herkes gibi yaşamaya alışmaktı.
  • Doğum anında ve sonrasında kadında bir yalnızlık duygusu vardır.İşte bu sırada erkeğin yapabileceği bir şey yoktur.
  • "İnsanların düşlerinde gördüklerinin,gündüz yaşayıp etkisinde kaldıkları şeyler olduğu söylenir.Ben bu konuda daha farklı düşünüyorum.Bana göre insanlar düşlerinde zamanında değer vermediği,üzerinde durmadığı şeyleri görür."
  • "Sürekli hazırlık yapıyorlar.Neyin hazırlığı bu? Daha iyi bir yaşamın.Ama insanlar yaşama hazırlanmak için doğmazlar.Yaşamak için doğarlar."
  • Ömürleri makinelerin başında geçmiş olan bu insanlar sonunda kendileri de o makineler gibi soğuk ve duygusuz olmuşlardı.
  • Görünüşte Yuri serbestti.Ancak bu serbestliği uygulamayı bilemiyordu.Zincire vurulmamıştı,ayaklarına pranga da vurulmuş değildi.Dört duvar arasına da kapatılmamıştı ama gene de özgür hissedemiyordu kendini.Çünkü öyle olmadığını biliyordu.
  • "Hele şu yaşamın değiştirileceği sözüyse çıldırtıyor beni.Bu tür sözler işitince perişan oluyorum.Yaşamı değiştirmek!Ne kadar iddialı bir söz.Oysa yaşamı zerre kadar anlamamış olan bir insan ancak böyle bir laf edebilir.Bunlar yaşamın nasıl sürdüğünü,kalbinin nasıl çarptığını hissedemeyenlerdir.Onlar yaşamı kendileri tarafından işlenebilecek bir ham madde olarak görüyorlar.Düşünemiyorlar ki yaşam hiç bir zaman bir ham madde olmamıştır ve olamaz."
  • "Oysa sizde insanları kurtarmak,onlara mutluluk,özgürlük getirmek -insanlar bunları istemeseler de- adeta bir saplantı halini almış."
  • İkisinin de dünyaya olan küskünlükleri birbirlerine olan bağlılıklarının asıl nedeniydi.İnsanları saran yavanlıktan,tekdüzelikten,anlamsız ahlak duygularından nefret ediyorlardı.
  • "Ben içinde bir şeyler kırılmış olan biriyim."
  • "Erdemin ne canı,ne de değeri vardır.Erdemli kişiler,yaşamın güzelliğindeki gizi anlayamazlar."
  • "Nefret edersin ama bu nefretin içinde seni ona bağlayan çok güçlü bağlar olabilir."
  • "Kaderin kitabında aynı satıra yazılıyız biz."
  • "Karşılaştığımız en büyük felaket,kişisel düşüncelerin yerle bir edilmesiydi."
  • "Bence felsefe,yaşama yavaş yavaş karışmalıdır."
  • "Sevmek böylesine acı verici bir şeyse,bu acıya neden olan,kaynak olan kadın,kimbilir kendisi nasıl acı duyuyordur?"
  • "Çocuklar bizden çok daha farklı.Gerçekler onları korkutamıyor.Ya biz gerçeklerden ne kadar uzak yaşıyoruz.Sevdiklerimizi aldatıyoruz,hiç benimsemediğimiz şeyleri övüyoruz,anlamadığımız birçok şeyi de hemen kabullenebiliyoruz."

Cuma, Şubat 17, 2012

Ölü Canlar ~ Gogol




" 'Tek Başına Düşünme Tapınağı' "
*
"Tatlı bir sohbet yemeklerin en iyisinden de daha iyidir."

*
"Doğanın pek üstüne düşmediği bu gibi yüzler,bilindiği üzere çoktur.Doğa bu yüzleri eğe,burgu ve bu tür araçlar kullanmadan bir çırpıda yapıvermiştir.Bir vuruşla burun,bir vuruşla dudaklar olmuştur; matkapla gözleri oyulduktan sonra 'Tamam' deyip yaşamak üzere dünyaya salınmıştır."
*
"Bu gün kanı kaynayan delikanlı kendi ihtiyarlığının resmini görecek olsa korkudan sıçrar.Siz gençliğin o pembe yıllarından çıkarak olgunluk yaşının çetin yoluna düştüğünüzde,insancıl duygularınızı da yanınıza alıp götürün,yoksa bunları artık bulamazsınız."
*
"Böyle derin,güzel bir uykuyu ancak piresi,basuru ve pek fazla aklı olmayan insanlar uyuyabilirdi."
*
"(...) Milyoner sözcüğü büyülü bir sözcüktür.Herkesi etkiler."
*
"Vebadan daha bulaşıcıdır korku,göz açıp kapayana kadar ortalığa yayılıverir."
*
"Yolculuk sözcüğünün ne tuhaf bir çekiciliği,ne büyüleyici bir havası vardır!Yolculuk da başlı başına bir büyüdür!Açık hava,güz yaprakları...İnsan kürküne iyice sarınır,kalpağını kulaklarına kadar çeker,arabanın bir köşesine büzülür ve içine işleyen titreme tatlı bir ılıklığa dönüşür.Atlar dört nala uçar gider...Rahat bir uyku basar yolcuyu;göz kapakları kapanır,arabacının türküsü,tekerleklerin gürültüsü,atların soluması düşteymiş gibi duyulur,yanındakinin omuzuna yaslanıp uyur gider insan."
*
"Yazar,bütün bunları gayet iyi biliyor,yine de kahraman olarak erdemli bir kişi seçmemiştir.Neden seçmediğini de söyleyebilir.Çünkü,artık, bu zavallı erdemli kişiyi kendi haline bırakmanın zamanı gelmiştir;çünkü şu erdemli insan sözü her yerde ve her ağızda kullanılmıştır;çünkü erdemli insan her yazarın bindiği bir binek hayvanı olmuştur;çünkü erdemli insan artık  çok yorulmuştur."
*
"Tutkular,denizdeki kumlar gibi sayısızdır.Hepsi de,en soylusundan en aşağılığına kadar,insanı baskıları altına almakla işe başlar,derken kişiyi zalimleştirirler."
*
"Acaba nerede,bize bu yüce sözü:'İleri' sözünü söyletebilecek insan nerede?Karakterimizin bütün güçlerini,özelliklerini,derinliğini bilerek,büyük bir işaretle bizi üstün bir yaşama yöneltebilecek adam nerede acaba?
*
"(...) Sıkıntı yeni bir buluştur.Eskiden kimsenin canı sıkılmazmış."
*
" -Yapamam! Midemde artık yer yok!
-Kilisede de yer yoktur ama belediye başkanı girdi mi yer bulunur. "
*
"Allah,kutsal sevinç uğruna yaratmıştır her şeyi ve ister ki insan da aynı biçimde kendi çevresinde mutluluk yaratsın..."
*
"Dünya bizi kötü yola sürükleyecek şeylerle dolup taşıyor,ne yapabiliriz?Korkunç pahalı lokantalar,maskeli balolar,bayramlar,çingenelerle eğlenceler...Herkesin bunu yaptığı bu modaya uyduğu bir çağda karşı koymak güçtür."