Khaled Hosseini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Khaled Hosseini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 22, 2012

UÇURTMA AVCISI ~ Khaled Hosseini

Çeviren: Püren Özgen
Özgün Adı: The Kite Runner
Özgün Dili: İngilizce
Kapak Tasarımı: Mithat Çınar
Kapak Uygulama: Utku Lomlu
Yayınevi: Everest
Yayın Yılı: 6.-7. Basım / Haziran 2008
Sayfa Sayısı: 375

ARKA KAPAK:

Emir ve Hasan, Kâbil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır. Emir ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur. Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.

Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.

Uçurtma Avxısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyır.

Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insan diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü.
  • "Şimdi, mollalar ne derse desin, yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Ne demek istediğimi anlıyor musun?"
    (...)
    "Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun." dedi Baba. "Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?" (sf.19)
  • Yukarıda bir yerde bir Tanrı varsa, umarım benim viski içmem ya da domuz yememden çok daha önemli meselelerle uğraşıyordur. (sf.20)
  • Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları sevdiğin renklere boyayamazsın. (sf.23)
  • Savaş onuru ortadan kaldırmaz. Tam tersine, barış zamanından çok daha fazla onur gerektirir. (sf.118)
  • Galiba bazı öykülerin anlatılması gerekmiyor. (sf.216)
  • Senin bu kadar mutlu olmana ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler. (sf.255)
  • Vicdanı olmayan, iyiliği bilmeyen bir insan acı da çekemez. (sf.305)
  • Bu dünyada kötüler var; bazen kötüler hep kötü kalır. Bazen onların karşısına dikilmen gerekir. (sf.322)
  • Çocukların dehşetle baş etme yöntemleri budur: uyuyakalmak. (sf.345)

Pazar, Şubat 19, 2012

Bin Muhteşem Güneş-Khaled Hosseini




  • "Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi,bir erkeğin suçlayan parmağı da daima bir kadını gösterir."
  • Ama Meryem,Tanrı'nın sözleriyle avunacak halde değildi.O gün değil.O sırada değil.
  • Meryem bu kadar çok kadının nasıl olup da aynı bahtsızlığa düştüğünü,hepsinin de nasıl böylesine berbat erkeklerle evlenebildiğini merak etti.Yoksa bu,evli kadınlara özgü,kendisinin bilmediği bir oyun,pirinç ıslamak ya da hamur yoğurmak gibi,gündelik bir ritüel miydi?
  • Aklına Nana'nın bir keresinde söylediği şey geldi;her bir kar tanesinin,dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu.Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor,bulutlar halinde toplanıyor,sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya,insanların üstüne yağıyordu.
    Bizim gibi kadınların neler çektiğinin göstergesi,demişti.Başımıza gelen her şeye nasıl sessizce katlandığımızın.
  • Raşit'in onunla bu şekilde konuşmasına katlanmak kolay değildi;küçümseyen,hor gören,alay eden tavrına,hakaretlerine,yalnızca bir ev kedisiymiş gibi kızın yanından geçip gitmelerine.Ama dört yıllık evliliğin ardından,Meryem korkan bir kadının neleri sineye çekebileceğini çok iyi görüyordu.Ve kendisi korkuyordu.
  • Çünkü bir toplumun,kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur,Leyla.Hiç yoktur.
  • Bütün sevgilerini, zaten sahip oldukları çocuklara verip tüketen ana-babaların,yeni çocuk yapmalarına izin verilmemeliydi.
  • Oysa karşısına çıkan tek şey boşluktu.Ve Leyla.Ki,Leyla'nın inancına göre,bu ikisi Anne için aynı şeydi zaten.
  • Ama Leyla kendi geleceğinin,ağabeylerinin geçmişiyle boy ölçüşemeyeceğini biliyordu.Yaşarken kızı gölgede bırakmışlardı.Ölümleriyle de yeryüzünden tamamen silmişlerdi.
  • Leyla,Anne'nin bir keresinde Babi'ye,"İnançları,davası olmayan bir erkekle evlenmişim," dediğini duymuştu.Anne anlamıyordu.Bir aynaya baksa,karşısındaki erkeğin asla sarsılmayan inancını,en vazgeçilmez davasını göreceğini anlayamıyordu.
  • "Sibirya'da sümkürsen,yeşil bir buz parçası olarak düşeceğini biliyor muydun?"
  • Canını kurtarmış olmanın bedeliyse,kimin kurtaramadığını merak etmenin ıstırabıydı.
  • Orada,geleceğin hiçbir önemi yoktu.Geçmişse yalnızca tek bir dersi içeriyordu: Sevgi,insana zarar veren bir hatadır;işbirlikçisi,yani umutsa tehlikeli bir yanılsama.
  • Her ne kadar güzel anlar sunmuş olsa da,yaşamın ona çoğunlukla zalim davrandığını biliyordu.Ama son yirmi adımı yürürken,keşke biraz daha uzasaydı, diye düşünmekten kendini alamadı.
  • Belki de yüreksizlerin asıl cezası budur:gerçeği,iş işten geçtikten sonra,artık yapılabilecek hiçbir şey kalmadığında görmek,anlamak.