Brezilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Brezilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Mayıs 20, 2013

Şeker Portakalı ~ José Mauro de Vasconcelos

Çeviren: Aydın Emeç
Özgün Adı: O Meu Pé de Laranja Lima
Kapak Düzeni: Semih Özcan
Yayın Yılı: 67. Basım / 2004
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 207

ARKA KAPAK:

Brezilyalı José Mauro de Vasconcelos (1920- 1988), Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu kasabasında doğdu. Oldukça yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcasının yanına gönderdi. Orada 19 yaşındayken Potengi ırmağında yüzmeyi öğrendi; hep ileride bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayallerini kurdu. Liseyi Natal'da bitirdikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördüyse de öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio de Janerio'ya gitti. Orada ilk işi, hafif sıklet boks antrenörlüğü oldu. Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı. Bu, onun yazarlığına büyük katkılar sağladı. Değişik ortamlarda, değişik koşullarda değişik insanları tanıdı. İyi bir gözlemci ve usta bir yazarın elinde bütün bu yaşananlardan pek çok roman çıktı ortaya. İlk kitabı Yaban Muzu'dur (1940). Sonraki romanı Beyaz Toprak, çok beğenildi. Daha sonra Evden Uzakta (1949), Sular Çekilince (1931), Kırmızı Papağan (1953) ve Ateş Çizgisi (1955) adlı romanlarını yazdı. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıktı. Ama onu dünyaya tanıtan kitabı Şeker Portakalı (1968) oldu. Bu romanı on iki günde yazdığını açıklayan yazar, "Ama onu yirmi yıldan fazla taşıdım yüreğimde" der. Bu kitaptaki küçük Zezé'nin serüvenleri, Güneşi Uyandıralım (1974) ve Delifişek adlı romanlarında devam ediyor.

"Ağlamak kötü bir şey mi?"
"Ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. Neden sordun?"
"Bilmiyorum. Bir türlü alışamadım. Sanki yüreğim boş bir kafes..."  (sf.77)

"Erken kalkıyorum ve Serginho'nun bahçesinin oradan geçiyorum. Bahçe kapısı aralık olduğundan hemen içeri girip bir çiçek çalıyorum. Ama o kadar çok çiçek var ki, fark edilmez."
"Evet, ama bu yine de doğru bir şey değil. Yapmaman gerekir. Bir soygun yapmıyorsun elbette, ama yine de küçük çapta bir 'hırsızlık' sayılır."
"Hayır, bayan Cecilia. Yeryüzü, Ulu Tanrı'nındır değil mi? Yeryüzündeki her şey de Ulu Tanrı'nındır öyleyse. O zaman, çiçekler de..." (sf.85)

"En acısı da, balonumun başına gelenler. Ne güzel olacaktı. Luis'e sor istersen."
"Eminim. Çok çok güzel olacaktı. Ama sen merak etme. Yarın Dindinha'lara gideceğiz ve ipek kâğıdı alacağız. Dünyanın en güzel balonunu yapmana yardım edeceğim. O kadar güzel olacak ki yıldızlar bile kıskanacak."
"Boşuna zahmet etme, Godoia. En güzeli ilk yapılan balondur. İlki başarılı olmazsa bir daha yapamaz insan ya da yapmak istemez." (sf.151)

Çocukların yaraları çabuk kabuk bağlar. (sf.153)

"Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?"
"Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek." (sf.164)

Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi. (sf.190)


Salı, Mart 13, 2012

Veronika Ölmek İstiyor ~ Paulo Coelho

Çeviren: Haldun Pamir
Orjinal Adı: Veronica Decide Morrer
Kapak Resmi: Rubén Hidalgo
Kapak Tasarımı: Erkal Yavi
Yayın Evi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 205

  • "Tanrı varsa,ki ben olmadığına gerçekten inanıyorum,insan aklının sınırları olduğunu da bilir.Yoksulluğu,haksızlığı,açgözlülüğü,yapayalnızlığı,bütün bu karmaşayı o yaratmadı mı? Mutlaka çok iyi niyetlerle girişmiştir bu işe,ama sonuçlar bir felaket.Tanrı varsa,bu dünyayı erkenden terk etmeyi seçen yaratıklara karşı cömert davranacaktır,hatta bizleri burada vakit harcamaya zorladığı için özür bile dileyebilir." (sf.18)
  • Yaşamı boyunca pek çok kez fark etmişti Veronika,tanıdığı bir sürü insan başkalarının başına gelen korkunç olaylardan sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım etmek istiyorlarmış gibi söz ederlerdi,ama işin gerçeği,başkalarının acılarından zevk aldıklarıydı;çünkü böylece kendilerinin mutlu ve şanslı olduklarına inanabiliyorlardı.(sf.36) 
  • "Deli olmak ne demek,bilmiyorum," diye fısıldadı."Ama deli olmadığımı biliyorum.Başarısız bir intihar girişimi benimkisi,hepsi bu."
    "Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir.Şizofrenler,psikopatlar,manyaklar.Yani,başkalarından farklı olanlar."
    "Yani,senin gibiler mi?"
    Zedka soruyu duymazdan gelerek devam etti: "Öte yandan bir Einstein var,zaman ile uzamın ayrı şeyler değil bir karışım olduğunu söylüyor.Ya da bir Kristof Kolomb,dünyanın öte ucunda bir uçurum değil başka bir kıta olduğunu ileri sürmüş.Ya da,insanoğlunun Everest'in zirvesine ulaşabileceğine inanan bir Edmond Hillary var.Sonra Beatles,bambaşka bir müzik yarattılar,eski çağlardaki insanlar gibi giyindiler.Bütün bu kişiler ve daha binlercesi hep kendi dünyalarında yaşadılar." (sf.41)
  • Birinin bir vakitler dediği gibi yapacağı tek şey deliliğini denetim altında tutmaktı.Her normal insan gibi ağlayabilir,telaşlanabilirdin,ruhunun yukarılarda bir yerde bu kötü durumlara gülerek baktığını unutmaman yeterliydi. (sf.60)
  • "Çok doğru.Bu kez sana öykü anlatmayacağım.Deli olmak,düşüncelerini iletmekten aciz olmak demek.Sanki yabancı bir ülkedesin,çevrede olup biten her şeyi görüyor,anlıyorsun,ama istediğini anlatmaktan,dolayısıyla da yardım bulmaktan umutsuzsun,çünkü orada konuşulan dili bilmiyor,anlamıyorsun."
    "Hepimiz hissetmişizdir bunu."
    "Hepimiz şu ya da bu biçimde deliyiz zaten." (sf.67/68)
  • İşte bu nedenle,acılaşan insanlar için,ünlü kahramanlar da,deliler de bitmez tükenmez bir merak kaynağıdır;çünkü onlarda yaşam korkusu da yoktur,ölüm korkusu da.Kahramanlar olsun,deliler olsun tehliklere aldırmaz,kim ne derse desin bildiklerini okurlar.Deli intiharı seçer,kahraman bir dava uğruna kendini feda etmeyi,ama ikisi de ölür.Bu arada acılaşmış kişi her ikisinin de saçmalığını ve görkemini yorumlamaya çalışmakla geçirir gecesini,gündüzünü.Acılaşmış kişinin özsavunması için yükselttiği duvara tırmanıp dış dünyaya bir göz attığı anlarda olur bu.Derken elleri,ayakları yorulur,yeniden geriye,günlük yaşamına döner. (sf.93)
  • Keşke herkes kendi içsel deliliğini bilse ve onunla birlikte yaşamayı öğrense.Dünya daha kötü bir yer mi olurdu?Hayır insanlar daha yürekli,daha mutlu olurlardı. (sf.135)
  • "Hayır.Siz farklı bir insansınız,ama herkes gibi olmak istiyorsunuz.Bu da,bana kalırsa,ciddi bir hastalıktır." (sf.167)