Koridor Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Koridor Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 21, 2013

Frederica ~ Georgette Heyer

İşte, esas oğlanın pipisinden söz etmeyen bir tarihi aşk romanı! Demek ki varmış, olabiliyormuş.

Frederica'ya ayın 13'ünde başlamışım, 20'sinde de bitirdim. Aslında daha erken bitireceğimi düşünmüştüm ama şehir dışındaydım ve kitap okumaya çok fazla zaman bulamadım. Dün Adana'ya dönerken bitirdim, otobüste.

Öncelikle, dediğim gibi, Frederica esas oğlanın pipisinden söz etmeyen bir tarihi aşk romanı. Kitapta fiki fiki yok hiç. Ama hiç yok. Azıcık bile yok. Öpüşen bile yok.

Frederica, Marki Alverstoke'un çok uzak bir akrabası. Güzeller güzeli kız kardeşini cemiyete tanıtması gerekiyor ki iyi bit evlilik gerçekleştirebilsin. Güzel kardeşinin rahat yaşamasını istiyor. Tabii ki servet avcısı değiller, rahat yaşamaktan kastımız sadece çok parasının olması değil. Pek zeki olmayan kız kardeşi için yaşamı kolaylaştıracak bir damat düşünüyor Frederica. Ona uygun bir eş bulmaya kararlı. Kendisi ise -25 falan yaşındaydı herhalde- evlilik yaşı geçmiş bir kız. Ayrıca güzellik açısından daima kız kardeşinin gölgesinde kalıyor ve o da bunun farkında. Ama bu onu üzen bir şey değil. Zaten derdi hiçbir zaman evlenmek olmamış. Daima kardeşleriyle ilgilenmiş, bunu kendisine bir görev bilmiş.

Charis'ten, yani evlendirmek istediği kızdan başka üç kardeşi daha var, hepsi de erkek. Bunlardan biri Harry. Ya Frederica'dan büyük ya da onun bir küçüğü, bilemedim. Aslında Charis ve diğer iki oğlanın (Felix ve Jessamy) velisi gibi bir şey ama çok sorumsuz. Bu yüzden bütün yük Frederica'nın omuzlarında.

Frederica, güzel kız kardeşini cemiyete takdim etme konusunda kendisine yardımcı olması için Alverstoke'u buluyor. Ondan bu konuda yardım istiyor. Adam da bir şekilde, bu yardım isteğini geri çeviremiyor. Frederica'nın zekasından, olaylara yaklaşımından falan etkileniyor işte zaman içinde. Bir anda kendisini Frederica'nın kardeşlerini gezdirirken buluyor.

Bir gün, bir balonun havalanışını görmeye gidiyorlar ve o da nesi?! Frederica'nın en küçük ve en haylaz kardeşi Felix balondan sarkan halatlardan birine tutunmuş, balonla havalanmıyor mu?! Sonra minik bir kaza ve Felix yatak döşek hastalanıyor. Tabii ki Alverstoke hemen yardımlarına koşuyor. Bu esnada da Frederica'ya olan hislerinden emin oluyor tabii.

Bu sene içinde okuduğum tarihi aşk romanları arasında en eğlenceli olanıydı. Ama sonu güzel bağlanmamıştı. Böyle markinin aşkını itirafı, Frederica'nın kabul edişi filan çok aceleye geldi. Yine de Alverstoke'un ve Felix'in karakterini ve mizacını sevdim. İşte Frederica da böyle bir romandı.

7/10

Çarşamba, Haziran 26, 2013

Maskesiz ~ Monica McCarty

Çeviren: Aslıhan H. Bağdatlı
Özgün Adı: Highlander Unmasked
Kapak Tasarımı: İlknur Muştu
Yayın Yılı: 1.Baskı / İstanbul 2011
Yayınevi: Koridor Yayıncılık

Nereden başlasam anlatmaya bilemiyorum...
Aslında, sanırım kitabın kapağından başlayacağım. Ben Koridor'un kapağını pek sevmemiştim kitabı okurken. Gavurlardaki nasılmış diye bir bakayım dedim. Soldaki gibiymiş. Bizimki daha güzel olmuş bence. Bu önemsiz detayı en başta vermekle iyi ettim. Sonra resmi nereye nasıl sokuşturacağımı bilemeyebilirdim.

Tarihi aşk romanlarının ortak özelliği, erkek ana karakterin pipisinin büyük oluşu galiba. Evvela bunu anladım. Ben istiyorum ki aşk romanlarının birinde de erkek iktidarsız olsun mesela. Buna rağmen aşkları sürsün gitsin. Üç saniyede bir fiki fiki yaparsan istemesen de aşık olursun, meh. Biz de görelim bakalım sekssiz aşk oluyor muymuş.

Romanda iki ana karakter var, her zamanki gibi. Alex ve Meg. Meg, bir klanın kızı. Ağabeyinin zekâsında sorunlar olduğu için hayatı boyunca idare işlerinde babasına yardım etmiş. Babasının sağlığının bozulmasıyla da işleri üstlenecek bir "erkeğe" ihtiyaç var. Bu kişi kardeşinin yardımcısı gibi görünecek fakat her şeyi idare edecek. Babası Meg'e bu adamı seçme özgürlüğü vermiş. O da klanını idare etmek için en uygun kişiyi arıyor. Önceliği bu, babasının güvenini boşa çıkarmamak.

Ancak bir gün, Mag ve annesi bir saldırıya uğruyor ve böylece Mag'in yolu Alex ile kesişiyor... Bu da aşktan önce cinselliğin geldiği bir roman oldu. Önce seviştiler, aşık olduklarını sonra fark ettiler. Ay çok ilginç ve saçma geliyor böyle şeyler bana...

Olayları çok anlatmak istemiyorum. Spoiler vermiyeyim, hem üşeniyorum. Mirasyedi diye bir kitap okumuştum daha önce, o da bu tarzdı. Tarihi romance diyorlar sanırım, açıkçası pek bilmiyorum. Onun anlatımını pek sevmemiştim mesela. Sanki dili çok basitti, çok kabaydı, çok sevimsizdi. Bu kitap öyle değildi ama, bundan öyle rahatsız olmadım.Yalnız, bir cümlenin her beş cümlede bir araya sokuşturulmasına gıcık oluyorum. Mesela "onun baharatlı erkeksi kokusu Mag'in başını döndürüyordu"... Tamam Mag baharat kokusundan hoşlanıyormuş, adamdan da hoşlanıyormuş. Başı dönüyormuş koklayınca. TAMAM! KARAKTERLERİ HER KARŞILAŞTIRDIĞINDA BELİRTMEK ZORUNDA MISIN?! Böyle şeyler nedense çok sinirimi bozuyor yahu... Söyleniyorum sayfalar boyunca...

Sonra, bir de olay örgüsü çok saçma sapan oluyor galiba bu kitaplarda. Bir anda görüyorlar birbirlerini, bir anda aşık oluyorlar. Sonra tüm dünya da bunlar birleşsin diye seferber oluyor da bu salaklar birbirlerine naz niyaz edecekler diye birleşemiyorlar...

Mirasyedi'de de bunda da aynı son. Daha evlenemeden kadın hamile kaldı... Bilemiyorum, sanki bunları kadınların yazdığı ne kadar belli, değil mi? Yani sanmıyorum ki bir erkek hemen evlenmek, evlenir evlenmez de çocuk yapmak istesin. Genelde böyle şeylere kendini hazır hisseden kadın olur ve erkeği de ikna eder, değil mi?

Böyle oldu bittiye gelmesini sevmiyorum her şeyin. Olaylar da çok saçma sapan oluyor. Ben istiyorum ki ya ana konu ikisinin ilişkisi olsun, diğer şeyler yan konu olsun ya da bir olay etrafında dönsün olay, araya da aşk ve fiki fiki yerleştirilsin. Hepsi birden olmuyor yahu, ne o tamamlanmış oluyor ne öteki. Ben de pek zevk alamıyorum...

Böyle kitapları, bir ara vermek, kafamı boşaltmak veya okuma hızımda rahatsız edici bir düşüş gördüysem çabucak bitirip kendimi tatmin etmek için okurum. Bu kitabı da bir günde bitirdim sayılır. Dediğim gibi, okuduğum en güzel aşk romanı değildi. Ama diğerine nazaran iyiydi. Çerez niyetine okunabilir.

Cumartesi, Mart 30, 2013

Mirasyedi ~ Grace Burrowes

Çeviren: Arzu Petek
Özgün Adı: The Heir
Kapak Tasarımı: İlknur Muştu
Yayın Yılı: 1.Baskı / İstanbul 2011
Yayınevi: Koridor
Sayfa Sayısı: 360

Mirasyedi'yi, geçenlerde Burcu ile Cepa'ya gittiğimizde Carrefour'dan aldım. Biz tırt kitap bakmaya gitmiştik D&R'da indirim var diye ama indirim falan göremedik. Bir de Carrefour'da deneyelim şansımızı dedik ve orada buldum bu kitabı. Toplam üç tırt kitap aldım ve tanesi beş liraya geldi. Araya serpiştiririm veya ben bu tür kitapların hastasıyım diyorsanız bir bakabilirsiniz. Bir de Atatürk Kültür Merkezi'nde kitap fuarı vardı. Yarın son günü gerçi bildiğim kadarıyla ama orada da çok uygun fiyata tırt kitap bulabilirsiniz. Fuar pek güzel değil bence, bana hitap etmedi. Bir Sel Yayıncılık iyiydi hoştu sanırım. NTV'de bile azıcık kitap vardı. Yine de çizgi roman aldım bir tane. Neyse konumuz bu değil.

orijinali
Öncelikle kitabın kapağı hakkında konuşacak olursak, orijinali şöyleymiş. Kendi adıma ben bizim versiyonu daha bir sevdim kırmızıdan hoşlaşmamama rağmen. Gerçi hemen hemen aynı ama Kont'un giyinik olması tercihim zira onu kıllı hayal etmemiştim okurken. Anna adamın o kadar orasını burasını yalarken kılları da işin içine karıştırmak istemedim herhalde. Evet iğrençleştim, farkındayım ama, elden ne gelir ki kitabın anlatımı da böyleydi.

Kabaca konusundan bahsetmek gerekirse, Yeşilçam filmlerimize konu olan gerek dadı- patron yakınlaşması, gerek sekrete-patron yakınlaşması gelebilir aklımıza. Bu da o ayarda bir öykü işte. Bir kont var, varlıklı ve kaslı. Ve pipisi büyük. (Bu özellikle vurgulandı kitapta, bahsetmesem olmazdı) Bir de kahya var, kahya beklenmedik bir şekilde kadın, bana hep erkek olurlar gibi gelirdi. Ama aslında o da burjuva takımından da biz bunları hep kitabın sonunda öğreniyoruz. Neyse... Sonra bunlar birbirine aşık oluyor da falan filan.

Bir kere, hayatımda okuduğum en fiki fikili kitaplardan biriydi. Yazar hayatının hangi evresinde yazmış bilmiyorum ama sanıyorum kafayı cinsellikle bozmuş biraz o esnada. Gerçi böyle kitapları da o okutur değil mi? Ama yok yahu, insan bir aşk öyküsü ister. Öyle olmasa kitaba para vermek yerine şu seks maceraları paylaşılan sitelere de girebilir. Bence bir karışıklık olmuş.

Beni bilirsiniz, kitapta sevişen, öpüşen olmasın kafasında değilimdir. Ama dediğim gibi, anlatmak var anlatmak var. Yazar o kadar itici anlatmış ki, hele "Kont'un boyu 1.80'di, vücudu kaslıydı" gibi bir anlatım görünce... Bir kere o 1.80 ne orada? Uzun boyluydu desen de daha şık dursa ya. Sonra olay örgüsü zayıftı. Belki Kont ile Anna'nın yakınlaşması bizi, ortada hiçbir şey yokken oral seks yapmaları nedeniyle itici ve anlamsız geldi.

Yok, alaycılığımı aşıp terbiyemi koruyamıyorum. Cidden hayatımda gördüğüm en itici, en sevimsiz anlatımdı. Bir de Vikitap'taki yorumları okudum ben. Kimisi çok gerçekçi yorumlarda bulunmuş, onları alkışlıyorum. Kimisi kitapları göklere çıkarmış, onlar bok yemesin. Tamam hiç saygılı olmadı bu. Onlara katılmıyorum diye çevireyim.

Bir diğer sorun da kitapta düşük cümlelerin olması, hatta anlatım bozukluklarının olmasıydı. Koridor'u hep iyi bilirdim, bu duruma çok şaşırdım.

Kitapta her şey oldu bittiye geldi. Ne ikisinin aşık olduğunu gördük ne adam gibi naz yaptılar, ne serim, ne düğüm ne de çözüm iyi kurulmuş ve aktarılmıştı. Vikitapta ayıp olmasın diye 4 yıldız vermiştim ama şimdi düşününce en fazla 2'dir hakkı.