Bilgi Yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgi Yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Kasım 16, 2013

Güneş de Doğar ~ Ernest Hemingway

Çeviren: Orhan Azizoğlu
Özgün Adı: The Sun Also Rises
Yayın Yılı: 2.Basım / Mart 2012
Yayınevi: Bilgi Yayınevi
Sayfa Sayısı:235

ARKA KAPAK:

GÜNEŞ DE DOĞAR, Ernest Hemingway'in ilk, ancak en ünlü kitaplarından biridir. Roman çok büyük ilgi görmüş, sinemaya da aktarılmıştır.

GÜNEŞ DE DOĞAR'daki kişiler, savaş sonrası değer yargıları yiten, değişen yaşamları birbirine benzeyen insanlardır. Romanın baş kişileri ise bu çöküntüyü olanca derinliğiyle yaşarlar. Hemingway, yaşamı, ister av, ister savaş alanında, isterse arenada, düş kırıklıklarıyla dolu bir savaş gibi algılar. Yaşadıklarına gözlemlerini de katınca, her biri ötekinden güzel, inandırıcı ve dünyanın dört bir yanındaki okuyucuya seslenen dev yapıtlar ortaya çıkar.

GÜNEŞ DE DOĞAR'da Hemingway, aşklarındaki, yaşamlarındaki düş kırıklıklarını eğlenerek, bohem hayatı yaşayarak, başka mutluluklar arayarak unutmaya çalışan insanları anlatır.

Çağdaş Amerikan yazınının güzel örneklerinden olan GÜNEŞ DE DOĞAR, Hemingway'in Bütün Eserleri dizisinin unutulmayacak başyapıtlarından biridir.

Cehennem yolu kimsenin satın almadığı doldurulmuş köpeklerle yapılmış zaten. (sf.67)

Yaşamaktan mutlu olmak demek, paranızın karşılığını almayı öğrenmek ve bunun bilincinde olmaktı. İnsan parasının karşılığını alabilir. Dünya, alış veriş etmek için iyi bir yerdi. Çok iyi bir düşünce gibi görünüyor bu. Beş yıl sonra, diye düşündüm, bütün öteki düşüncelerimin hepsi kadar saçma gelecek bana. (sf.139)

Büyüklük Pedro Romero'da vardı. Boğa güreşine âşıktı o, sanırım boğalarına âşıktı, sanıyorum Brett'e de âşıktı. O gün, yerini kendi kontrol edebileceği her hareketi, onun önünde yaptı. Bir kez bile başını kaldırıp bakmadı. Böylece, yaptıkları daha etkili oluyordu, çünkü Brett için olduğu kadar kendisi için de yapıyordu bunu. Başını kaldırıp da beğenilip beğenilmediğini sormadığından, gerçekte kendisi için yapıyordu, bu da güçlenmesine neden oluyordu onun; aynı zamanda Brett için de yapıyordu. Ama Brett için yapması, kendisi için yaptıklarından bir şey eksiltmiyordu. (sf.205)

Çarşamba, Temmuz 18, 2012

Aganta Burina Burinata ~ Halikarnas Balıkçısı

Kapak Tasarımı: Fahri Karagözoğlu
Yayın Evi: Bilgi Yayınevi
Yayın Yılı: 20.Basım / Mart 2008
Sayfa Sayısı:186
ARKA KAPAK:

Balıkçılar, sünger avcıları, dalgıçlar, gemiciler...
Halikarnas Balıkçısı hikâye ve romanlarında deniz insanlarını bize tanıtırkwn, "denize bağlı olarak güzelliği, özgürlüğü, başkaldırıyı, insanoğlunun geçmişteki ve gelecekteki arayışlarını, kayıplarını, bunalımlarını, korkularını; ışığı kırar gibi kendiliğinden, alabildiğine etkin bir anlatımla ortaya koyarak, çağdaş insancıl bakışla eski uygarlıklar arasındaki bağları da göstermiştir."
Balıkçı'nın ilk romanı olan Aganta Burina Burinata, yazarın şiirli ve müzikli dilinin, doğa ve insan sevgisinin, tanıtım ve duygusal gücünün en güzel örneklerinden biridir.

  • İnsan her yerde ölür -ne bileyim, dağda, taşta, harp meydanında- ne var ki denizden başka her yerde bir izi, bir kemiği, dikili bir mezar taşı kalır. Denizde boğulan denizcinin ise, tıpkı bir hulya, bir rüya gibi tam bir kayboluşu, bir silinişi vardır. (sf.7)
  • Toprak kadına benzer, bağrına attığın tohumu sana çiçek ve yemiş diye yetiştirir. (sf.14)
  • Ne olacak a canım! Hepimiz ya bir kaza neticesinde ya da kazasız olarak cavlağı çekeceğiz. Fakat ne bileyim, ölmeden önce insan yaşar a. (sf.25)
  • Felaketler yalnız gelmezlermiş, bir tane değil, insanın başına birkaç tanesi birden yığılırmış. Doğrudur evlar. (sf.44)
  • İnsan, keşfetmek, öteye varmak, yeniye açılmak özleyişiyle ceviz kabuğu kadar bir tekneye biner, iki buçuk arşın bez barçasıyla göklerin rüzgârını çalar da, elâlemin muhakkak "ölümdür, deliliktir" diye bağrışıp ayak diremelerine kulak asmadan açılır gider ve yeni dünyalar, yeni âlemler bulur. (sf.52)
  • Ne biçim dünyaya doğmuştum ben_ "Güzel" diyordum, güzel dediğime dönüp bakmıyorlardı bile. "İyi" diyordum, omuz silkiyorlardı. Birisinin dobra dobra dosdoğruyu söylediğini duyuyor, heyecanlanıp, "Doğru!" diye bağırıyordum. "Aman sus!" diyolardı. (sf.52)
  • Beraber çalışıp beraber çile çeken insanlar birbirine öyle bağlanıyorlar ki, bir kısmı buz, bir kısmı da ateş olsa, birbirine uyup canciğer kardeş oluyorlar. (sf.101)
  • Bana öyle geliyor ki dünyada mevcut sonsuz sevgi dile gelmek için can atar, dudaklarda tir tir titrer, gelgelelim dile gelmeye utanır, utanır, utanır! (sf.110)
  • İnsan bir mevsimde bir ağacın muayyen bir dalında bir yemiş buluyor. Yiyor ve hoşuna gidiyor. Bir-iki mevsim sonra yine aynı dalda aynı yemişi arıyor, ya yemiş o dalda bulunmuyor ya da bulunursa hoşa gitmiyor. Belki de yemişi arayan değişmiş bulunuyor. (sf.124)
  • Felaketin bazen kendine ait bir havası vardır. Onun yaklaşmakta olduğunu insan yüreğinde soğuk soğuk duyar; şen ve güneşli bir gün, güneşin üzerinden bir kara bulutun geçmesiyle, dünyanın benzinin solup kül oluvermesi gibi. (sf.125)