Pazar, Ocak 15, 2017

Tokyo Uçuşu İptal ~ Rana Dasgupta


Arkadaşlar, birbirimizi böyle sessiz sessiz oturacak kadar tanımıyoruz diye düşünüyorum. Ancak birbirini iyi tanıyan insanlar böyle oturur. Birbirimizi görmezden gelmeyelim. Sizce de öyle değil mi? Naçizane bir öneride bulunmak isterim -kabul edip etmemek size kalmış- ama aklıma şu geldi: Aramızda anlatacak bir hikâye bilen var mı acaba? (sf.17)

Bazen en iyi fırsatlar en uygunsuz zamanda karşına çıkar. (sf.40)

Bazen gelecek, geçmişin bildiğimiz kurallara göre ilerleyişinden ibaret değildir. (sf.41)

Müzik, zamanla ilişkilendiği noktaya geri konulduğunda -çünkü asıl yeri orasıydı- göğe yükseliyor, yıldızlar arasında sıçrıyor ve insanların kalplerini o güne kadar hayal ettikleri ama hissedemedikleri bir mutlulukla dolduruyordu. (sf.84)

Aşk her zaman tuhaftır zaten. Sizce de öyle değil mi? Dışarıdan hep aynı görünür, hep aynı klişelerle dile gelir. Ama her şeyin ötesinde, bütün görünenin altında aşk hiçbir zaman göründüğü gibi değildir. (sf.105)

Bu kadar kolay ölmek ne tuhaf. Ve bunun Türkiye'de olması ne kadar sefilce. (sf.111)

Medeni insanların hayallerinin kenarı köşesi nasıl da ağza alınmaz şeylerle dolu. (sf.144)

Ama derler ki, tutku nefretin anasıdır. (sf.244)

Malum, bazen hayal gücünün tembelliğinden silkinebilmesi için önce gerçekliğin kendini tüketmesi gerekir. (sf.244)

İnsanın hayatında bazı anlar olur ki başka birinin hayatı alışık olduğumuz kuralları yıkıp geçer ve bu durum, genelde dünyaya yönelttiğimiz alelade dikkatten fazlasını gerektirir -işte böyle anlar hayatı benzersiz kılar. (sf.245)

Olaylar gelip geçer, biz artlarında kalırız. (sf.246)

Her ne kadar kendimizi en kötüye hazırlasak ve böylece hayal kırıklığından kendimizi korumayı amaçlasak da, aklımıza gelen en kötü senaryonun gerçeğe dönüşmesi yine de yıkıcı olabilir. İşte bu noktada, aslında o âna kadar içimizden söküp atmaya uğraştığımız umudun capcanlı ve dipdiri bir şekilde durduğunu, hiçbir yere gitmemiş olduğunu fark ederiz. (sf.265)

"İlginç olan, Bernard, ben sana öleceğimi söylerken senin söyleyecek bir şey bulamaman değil. Beni tanımıyorsun, ölümümün de gazetelerde okuduğun veya sağdan soldan duyduğun dördüncü el beşinci el ölüm haberlerinden daha fazla duygu uyandırmaması gerekir zaten sende. Bunda hiçbir tuhaflık yok. Tuhaf olan, benim de aynı senin gibi, bu durum karşısında söyleyecek hiçbir şey bulamamam. Kendi ölümüm benim için, senin için olduğundan çok daha mühim bir mesele olmalı. Ama aklıma bu mevzuda söyleyecek hiçbir şey gelmiyor.
Doktor sana öleceğini söylediği zaman ve sen bu teşhisi sonunda kabullenebildiğinde, aklın ilk başta durumu hafifletmeye yönelik sözcüklerle dolar: Vaktini nasıl edip de elinden geldiğince uzatabilirsin, vücudunu ölüm sürecinde nasıl rahat ettirebilirsin falan filan gibi. Ama en derindeki sessizliğimizi örtmeye yetecek kadar yoktur bu sözcüklerden. Bir an gelir, o sessizlikle göz göze, yüz yüze gelmek zorunda kalırsın.
Hayatımın son anlarını sözcüklerin, böylesi gizemleri açıklayabilecek sözcüklerin peşinde geçirmeye karar verdim. Kendi ülkemde epey arandım ama hiçbir şey bulamadım. Şimdi de burada arıyorum. Bir yerlerde, parçası olduğum bu hiçliğin içinden konuşmama yarayacak sözcükler olduğunu biliyorum. Ama artık ölmek üzereyim ve şu âna kadarki araştırmalarım sonuçsuz kaldı. " (sf.286)

İnsanın ölme vakti geldiğinde yapabileceği tek şey, hayat gemisinden denize doğru uzanan kalas üzerinde, arkasında zaman dediğimiz tüfeğin tehdidiyle yürümek olmamalı. (sf.287)

"Aradığım şeyi bulabilecek miyim peki?" diye sordu Bernard endişeyle.
Adam dikkatli gözlerle Bernard'ın suratına baktı.
"Daha önce cevaplaman gereken soru şu: Karşına çıktığında onu tanıyabilecek misin? Belki de şimdi, burada, yanındadır aradığın cevap." (sf.298)

"Hiçbir bariyer herkes için değildir. Bariyerlerin engellemek istediği insanlar da bariyeri aşmak için ille kendi yollarını bulmak zorunda değildir." (sf.302)

"Belki de bazen aradığımız şeyi bulmamamız gerekiyordur. Sen elinden geleni yaptın. Benim için önemli olan o." (sf.303)

Bu öldüğüm ölüm ne bana ne başkasına ait / Zira doğduğumda başlatmadım mı ölümümü? / Peki bana mı aitti doğumum? / Yoksa o da mı değildi? / Hayatımın tükenip gittiği o an / Bir yanılgıdır sadece, zira Evet! / Daha ne olacağımı düşündüğüm o günlerde ölmüştüm ben / Ve ölümlerde serpildim / Nihayet artık biliyorum ne olduğumu / Eskiden olduğumun daha fazlası değil miyim?

Benim olan bir şey yok / Olmayan da / Hiçbir şey şimdi değil ama şimdinin dışında da değil / Ve şu andaki şimdide sen benim ölümümü izlerken / Benim olduğunu düşündüğün bu ölümde / Sana yalvarıyorum Dostum, hayat yoldaşım / Gel benimle öl benim ölümümü! / Ben de seninkini öleyim seninle.

Çocukken dönmüştüm sırtımı geçmişe / Hiç düşünmezdim eskiden ne idim / Yüzüme geleceğin ışığı vurdu, ben de ona doğru seğirttim / Halbuki gecenin içindeki bir ışıltıymış bu / Zira boştur gelecek, sadece geçmiş aydınlıktır / Niye görebildiğime sırt çevirip görünmeze göz diktim? / Diktim de gözlerimi yitirdim? / O boşlukta bir yerlerde ölümümün olduğunu bildiğimden mi? / O gelmeden onu görürüm sandığımdan mı yoksa? / Beyhude bir kaygı / Yitti artık ölüme merakım / Seyredin beni zaman diyarında dönerken geri / Ve işte tam önümde pırıl pırıl geçmiş şehri / Görüyor ve anlıyorum onu sağlam aklımla / İlerlerken bana açılmış kollara doğru / O kollar ki düştüğümde yakalayacaktır beni. (sf.305)

"Ne oldu Fareed?" diye sordu Bernard. "Ne oldu da bu şarkıları söylemeye başladın?"
"Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Senin getirdiğin sözcük müydü sebebi? Yoksa bir sözcük bulamamak mıydı? Bilmiyorum. Ama şimdi içim sözcüklerle dolu. Hepsini söylemeye vaktimin yetmeyeceği kadar sözcükle!" (sf.305)

Herkesin yüzü, çok önceden tanışılmış birilerinin yüzlerine benziyordu. (sf.315)

Mutluluk, acının yokluğu değildir. Aksine, acısız bir hayat arayan insanın mutluluktan vazgeçmesi gerekir. Unutmaktan kimseye hayır gelmez, çünkü unutuşun bir adım ötesi ölümdür. (sf.330)

"Hayat işte, Gustavo. Her şey değişiyor. İnsan geleceğin aynı şimdiki gibi olacağını, sadece büyüklüğünün artacağını düşünür. Gerçek ise öyle değil. Ben bir psikanalistim, normalde gelecek üzerine pek kafa yormam. Geçmişi düşünürüm. Bugünün geçmişten nasıl doğduğunu görmek de genelde gayet kolaydır. Ama buradan yola çıkarak gelecekte bizi sürprizlerin, sapmaların beklemediğini varsaymak büyük yanılgı." (sf.392)