NTV yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NTV yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ağustos 03, 2013

Burada Bir Kitap ve Bir Çizgiromandan Söz Ediyoruz *.*

Çeviren: İlknur Urhan
Özgün Adı: It's OK, I'm Wearing
Really Big Knickers!
Kapak Resmi: Sevda Fırat Ak
Yayın Yılı: 4.Baskı / Mart 2005
Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 147
Bu kitabı teeee bir sene önce, Ebru'lar Ankara'ya taşınmadan önce ondan almıştım. Ben 11-12-13 filan yaşlarındayken bu Epsilon İlk Gençlik kitaplarını okumak çok istemiştim ama sadece iki tane falan okumuştum, neden bilmiyorum. İşte Ebru'da da bir sürü vardı o kitaplardan. Ben de geç olsun, güç olmasın diyip almıştım. 

Aslında Yokyer'i okuyordum. Daha doğrusu okuyamıyordum. Son birkaç gündür kafam çok dolu ve hiçbir şeye odaklanamıyorum. Ne Edip Cansever okuyabildim ne de Koruma Biyolojisi. Böylece ben de hem okuyamamış olmanın sıkıntısından kurtulayım, hem de kendimi cesaretlendireyim diye bu minik kitaba başladım. Bir günde de bitti zaten.

Gece Ebru'yla kamera açtık. İşte, ondan aldığım kitabı okuyorum, görsün, sevinsin diye gösterdim, okuduğumu söyledim. "Cessie sana inanmıyorum, onu okuyamazsın!" dedi "O serinin ikinci kitabı! Ondan önce Okumayın Günlüğümü var! En sevmediğim şeydir bir seriye birinci olmayan bir kitabından başlanması. -.- Onu bırak, önce ilk kitabını oku!" dedi. "Ebru saçmalama, 86.sayfadayım." dedim. "Eh, çok da ilerlememişsin. Bırakabilirsin." dedi. "Ebru salak mısın? Yarısından çoğunu okudum!" dedim ve ona eziyet edercesine kitabı sesli bir biçimde okumaya başladım, nihahaha! 

Bu kitabı Katya'da okudu.
Sordum, o da beğenmemiş.
Kitaba gelirsek... Hımm, aslında okuduğumuz bir roman değil, 14 yaşında bir kızın, Georgia'nın günlüğü. Georgia salak bir ergen. Yani, bilmiyorum, onu hiç sevmedim. Aklı fikri, zar zor tavladığı çocuğu elinde tutmakta ve göğüslerinin büyüyüp büyümediğinde ve makyaj yapmakta ve saçlarında. Ayrıca bencil ve şımarık. Ne bileyim, son derece itici yani, sevimsiz ve salak bir karakter. Tekrar söylüyorum, onu hiç sevmedim.

Kızın bir sevgilisi var, İlah diyor onun için. Robin mi, Robert mi ne ismi işte. Çocuk 18 yaşında, kendisi 14 yaşında. Neyse çocuk bu yaş farkı nedeniyle onu terk ediyor. Biz de bu sözde aşk acısını ve çocuğu elde etmek için giriştiği çabaları okuyoruz. Ne bileyim biraz komik gibi ama. Ya, gereksiz yine de. Bence okumayın.

Bu kitaba 10 üzerinden ancak 2 veririm.

Hikâye: Robert Louis Stevenson
Çizim ve Uyarlama: Andrzej Klimowski
Danusia Schejbal
Çeviri: Kutluhan Kutlu
Yayınevi: NTV Yayınları
Sayfa Sayısı:125
Öncelikle, Dr.Jekyll ve Bay Hyde'ın farklı bir edisyonu, roman olan hali İletişim Yayınları'ndan çıkmış. Ben sanırım başka bir versiyonuna da rastlamıştım, farklı bir yayınevinden çıkan ama şimdi hatırlamıyorum. Benim okuduğumsa, NTV'den çıkan çizgiroman hali.

Bunu teee Ankara'dayken, şu Armada'daki kitap fuarından almıştık. Anlatmıştım, işte Utku'yu ayartmıştım, 4 çizgiromandan oluşan seti alıp çizgiromanları bölüşmüştük. Ben şimdi fırsat buldum okumaya. Aslında fırsat bulmadım. Çabuk bitecek kitap arayışındayım çünkü elimdeki kitaplara odaklanamıyorum. Neyse.

Az önce başladım, bir lokmada bitiverdi. Konusu çok ilginç. Usta ile Margarita'nın da konusunu çok sevmiştim, çizimleri tırttı. Romanını Can çıkarmış. Param alırsa alıp okuyacağım. 

Dr. Jekyll ve Bay Hyde için aynı şey geçerli değil. Bence güzel uyarlanmıştı çizgiromana. Başta anlamayacakmışım gibi gelse de gayet güzel toparladılar. Ben de anladım ve sevdim. Bunun romanını da okumak isterim ama görür görmez almam, önce bir incelerim. Aldığıma değecek mi diye bir bakarım çünkü dediğim gibi, çok da gerek olmayabilir romanı da okumaya.

Kitap biraz Frankenstein'ı da anımsattı aslında. Tabii aynı değil ama benzer. Bunda da bir doktor var işte, çok başarılı bir adam. Genç yaşlardan beri çevresi tarafından takdir ediliyor ve herkesin saygısını kazanmış. Ama aslında öyle değil, bir yandan da içinde onu dürtükleyen bir kötü adam var. Geceleri başka biri gibi, işte sekse falan düşkün. Bu yaptıklarından hem utanıyor ve rahatsız, hem de vazgeçemiyor. 

Bir süre sonra metafiziğe falan yöneliyor. Sonra, bir şekilde ruhuyla bedenini ayırabileceğini falan görüyor. Bu ruh-beden olayına yoğunlaşıyor. En sonunda bir karışım hazırlamayı başarıyor ve onu içiyor. İçince hoop Bay Hyde oluveriyor. Bay Hyde onun ruhunun çirkin tarafı. Bu yüzden görünümü de çirkin. Neyse bir süre böyle yaşıyor. Sonra Bay Hyde onu ele geçirmeye başlıyor. Bir süre sonra ilaca falan gerek duymadan, bir anda Bay Hyde'a dönüşüvermeye başlıyor. Bay Hyde iken kendine hakim olamıyor, canavarlaşıyor adeta. Birilerini falan öldürüyor o görünümdeyken. Bu yüzden Bay Hyde'ın peşindeler, yakalanırsa idam edilecek. Doktor da kaderine razı geliyor ve yakalanacağı günü bekliyor işte. 

Yani güzel, ilginç, okunası. 

Cuma, Haziran 14, 2013

FRANKENSTEIN

Lisedeyken roman olarak okumuştum Frankenstein'ı. Çizgi romanını da Ankara'da bir fuarda almıştım, bir başka Frankenstein'ımsı bir ımmm... öyküyü anlatan bir kitapla birlikte. Çizgi romanımı uzunca bir süre okumadım çünkü çizgi romanın hemen ardından bahsettiğim kitabı okumak istiyordum. Ancak, finallerimin başlayışı ve aslında bundan bağımsız olarak, kitaplarımı çabuk çabuk bitiremeyişim "Bari çizgi roman okuyayım" dememe neden oldu ve elime aldım Frankenstein'ı. (Bu arada herhalde yazdığım en berbat yazı oluyor bu, kafamı bir türlü toparlayamıyorum. Neyse, kendimi içgüdülerime teslim edeyim...)

Öncelikle, şunu söylemeliyim, konu çizgi romansa çizimler benim için oldukça önemli. Öykünün çizgi romana nasıl uyarlandığı da en önemli noktalardan biri. Gerçi geriye de başka bir şey kalmıyor.Bundan bir önce okuduğum çizgi roman Usta ile Margarita'ydı. Onun çizimleri pek iyi değildi mesela... Bilmiyorum gerçi o kokuyordu, kokan kitapları/ dergileri / defterleri vs. seviyorum... Ama çizimler kötüydü. Romanın uyarlanışı noktasında eksiklikler vardı. Usta ile Margarita -ki duyduğuma göre yeni çevirisi Üstat ile Margarita olarak yapılıyormuş- konusu nedeniyle inanılmaz ilgimi çekmişti. Fakat 34 lira olunca alamamıştım. Neyse kitapçıda romanı görme ve inceleme fırsatım oldu anlayacağınız ve gerçekten kalın bir kitaptı. Belki buydu nedeni, bilemiyorum... İçimden bir ses diyor ki, "Evet, kitabı okumuş olsan çizgi romanı severdin, çizimler de o kadar gözüne batmazdı."  Diyeceğim o ki -ah söylemek istediğim hiçbir şeyi söyleyemedim galiba- Usta ile Margarita beni tatmin etmemişti. Oysa Frankenstein öyle değildi.

Gerçi, şimdi durup kendimi "Acaba romanı da okuduğum için mi böyle oldu?" diye sorgulamadan edemiyorum ama en azından çizimleri bile Usta ile Margarita'ya bin basardı. O yüzden eseri uyarlayan kişinin Jason Cobley, Türkçe'ye çeviren kişinin Duygu Akın, çizerin Declan Shalvey ve renklendirmede rol alan kişilerin de Jason Cardy ve Kat Nicholson olduğunu belirtmeden edemem. Frankenstein'ı uyarlama konusunda da başarılı olunmuş. Bence romanı okumamış olsam da olayı anlardım hem de pek bir şey kaçırmadan.

Gelelim Frankenstein'ın öyküsüne... Öncelikle, yaratığın ismi gibi algılansa da, Frankenstein'ın aslında onu yaratan doktorun soy ismi olduğunu belirtmek gerek. Frankenstein yaratık değildir, yaratığın yaratıcısıdır. Ve yaratık da isimsizdir. Ancak bu isim nedense bu yaratığa yapışıp kalmıştır.

Frankenstein bir doğa bilimcidir. Yaşamın ve ölümün gizemlerini çözmeye çalışır, yaşamını buna adar. Ve genç bir yaşta bu sırra vakıf olur. Hemen kolları sıvar ve çok büyük, çok güçlü, insanüstü bir yaratık yaratmaya girişir. Ölmüş insanlardan vücut parçaları toplar, çok güçlü kolları olan birinin kollarını kullanır, çok güçlü bacakları olan birinin bacaklarını ve böylece kendince muhteşem olan tüm parçaları birleştirir. Frankenstein o dönem, yaptığı şeyin doğruluğunu sorgulamaz. İçindeki dürtüye boyun eğer ve şevkle işine devam eder. Ancak yarattığı varlığa hayat verdiğinde, onu karşısında kanlı canlı, hareket eder gördüğünde beyninde şimşekler çakar, bu çirkin mahluktan nefret eder ve onu reddeder. Ondan olabildiğince uzaklaşır, kaçar. Bir süre hasta yatar, bu dehşeti atlatmaya, yaptığı şeyi unutmaya çalışır.

Bu esnada yaratık yeni doğmuş bir bebek gibidir, savunmasızdır, hiçbir şey bilmemektedir. Onu soğuktan koruyacak kıyafetleri, yiyecek herhangi bir şeyi yoktur. O kendi yolunu çizmeye bırakılmıştır... Önceleri iyi olsa da her görenin kendisinden korkması, her iyiliğinin korkuyla ve şiddetle karşılanması yaratığın yaratıcısından, görüntüsü yüzünden kendisinden, insanlardan, hayattan ve insanlıktan nefret etmesine yol açar. İçi öfkeyle ve intikam arzusuyla dolan yaratık yaratıkcısını incitmek için hamleler yapmaya başlar, yaratıcının etrafındaki insanları öldürür.

Bir ara yaratıcısıyla görüşme fırsatı bulur. Ona yaşadıklarını anlatır, içindeki iyiliğin nasıl törpülendiğini ve nasıl bir zalime dönüştüğünü. Frankenstein yaratığı anlar ve ona acır gibi olsa da, ve onu dünyaya getirdiği için kendisini suçlasa da aslında hiçbir zaman yaratık ile ilgilenmez. Yaratık bu dünyada yapayalnız kalmamak için kendisine bir eş istemiştir ancak Frankenstein ona böyle bir söz vermiş ve çalışmalara başlamış olsa da bu sözünü yerine getirmez. Yaratığın eşiyle el ele verip dünyaya dehşet salmasından korkar. Onu yarattığı için pişmandır evet, ama o bu kadar büyük, güçlü ve çirkin olduğu için pişmandır. Yaratığa karşı değil insanlığa karşı bir suçluluk duymaktadır. 

Böylece yaratık daha da öfkelenir ve şu veya bu şekilde Frankenstein'ın tüm ailesinin, karısının, kardeşinin, dostunun, herkesin ölümüne neden olur. Aralarında bitmek bilmez bir düşmanlık vardır. Frankenstein de onu bulmak ve öldürmek için yolculuk etmektedir. 

Hep düşünürüm, eğer Frankenstein bu yaratığı öylece o evde bırakmak yerine ona kol kanat gerse, onun için hem bir yaratıcı, hem bir baba hem de bir öğretmen, yol gösterici olsa yine de böyle mi olurdu? Yaratığı şiddete yönelten, içini nefretle dolduran diğer insanların hareketleri ile birlikte aslında en başta yaratıcısı tarafından bile istenmemiş, sevgi görmemiş olmak değil midir? Ve tüm bunlar göz önünde bulundurulduğun yaratığı anlayabilir, onu affedebilir miyiz? Affedemesek bile ona daha ılımlı yaklaşabilir miyiz?

Mary Shalley, Frankenstein'ı yazdığında korku edebiyatının temellerini atmış oldu. Ama aslında bize yanıtları üzerine düşünülmesi gereken koca koca sorular da bıraktı. Kitap okumayı sevmeyenler, hiç değilse bu çizgi roman sayesinde Frankenstein ile tanışabilir ve bu sorulara yanıt aramaya başlayabilir. Çünkü buna cevap verebilmek, şu an bile, toplum adına, insanlık adına ve toplumun çürük (?) bireylerini kurtarmak adına önemli olabilir.

Pazartesi, Ocak 14, 2013

USTA İLE MARGARİTA

Orijinal Hikâye: Mihail Bulgakov
Eser Uyarlaması ve Çizimi: Andrzej Klimowski
Danusia Schejbal
Çeviri: Toros Öztürk
Kapak İllustrasyonu: Andrzej Klimowski
Kapak Tasarımı: Jeff Willis
Sayfa Tasarımı: Dominik Klimowski
Yayın Evi: NTV yayınları
Yayın Yılı: Şubat 2010
Sayfa Sayısı: 128

ARKA KAPAK:

Nefis çizimlerle bezenen bu baş döndürücü çizgi roman, şeytan ile avanesinin Moskova'da sistemli şekilde büyük bir kargaşaya yol açmasını anlatır. Bu kargaşanın ortasında ise iki âşık yer alır: Pontius Pilatus üzerine yazdığı romanı eleştirmenler tarafından yerin dibine batırıldığı için edebiyata küsen Usta ile Şeytan'ın hakkında planlar yaptığı Margarita.
  • Doğruyu söylemek hem rahattır hem de hoşnutluk verir.
  • Her türlü iktidar bir şiddet aracıdır.
  • Korkaklık insanın en rezil günahlarından biridir.