Ayrıntı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayrıntı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Mart 11, 2013

Koleksiyoncu ~ John Fowles

Çeviren: Münir H. Göle
 Özgün Adı:The Collector
Kapak İllüstrasyonu:
Sevinç Altan
Yayın Yılı: 3.Basım / 2009
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Sayfa Sayısı: 254

ARKA KAPAK:

Koleksiyoncu, İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından John Fowles'un, birçok yayınevinden geri çevrilme talihsizliğini yaşayan, ama yayımlandığında kendisine bu günkü ününü getiren ilk romanı. Fransız Teğmenin Kadını, Yaratık, Mantissa, Büyücü ve Daniel Martin gibi başyapıtların habercisi...

Koleksiyoncu, bir kelebek koleksiyoncusuyla, âşık olup kaçırarak zindanda kapattığı bir resim öğrencisi arasındaki "mecburi" ilişkinin romanıdır görünürde. Ama Fowles'un ulağanüstü üslubu ve ustalığıyla, bu ilişki, başka birçok ilişkiye de gönderme yapmakta; ahlâki kaygılarla baskı altına aldığımız yabanıl doğallığımızın içinde, aslında neyi nereye kadar haklı ve geçerli bulabileceğimiz gerçekliğiyle bizi yüzleştirmektedir.

Farklı yolculuklara açık bir kurgusu olan bu roman, sadece kendimize göre haklı olan bir tutku adına yapabileceklerimizin ikna edici ve masum bir anlatısı olarak okunabileceği gibi, içimizdeki "iktidar" ve "teslim olma" isteğinin hangi şartlarda ortaya çıkabileceğinin anlatısı olarak da okunabilir. Ya da iki ayrı sosyal tabakanın birbirine yakınlaşma çabalarının, aslında alt sınıfın üst sınıfa yaranma, üst sınıfın ise öğretmenlik kisvesine bürünerek "yığınları" mümkün olduğunca kendisinden uzak tutma kaygısından başka bir şey olmadığının çarpıcı bir anlatısı olarak da yorumlanabilir.

Sadece bir psikolojik gerilim romanı olarak okunduğunda bile inanılmaz tatlar alacağınız Koleksiyoncu, bunun ötesine geçmekten ve kendi karanlıklarıyla yüzleşmekten korkmayanlara... Ya da Fowles'un dediği gibi "Her insan kendisi için bir göz olmalıdır" sözüne inananlar için.

"Bu bir işkence öyküsü değil: Heyecan verici aşkın en güzel kanıtının ötekine ve onun arzusuna saygı göstermek olduğunu kim söyleyebilir? Güzelliğin ve baştan çıkarmanın bedeli, belki de hapsedilmek ve öldürülmektir..."
Jean Baudrillard, Baştan Çıkarma Üzerine

Dehşet verici güzellikte bir ilk roman; son derece kendinden emin ve sıkı... Acımasız, marazi ve kesinlikle ikna edici."
Richard Lister, London Standard

"Koleksiyoncu'nun muhteşem, alışılmadık bir teması var. Psikolojik ve sosyal izler taşıyan kısa, dolaysız ve zekice yazılmış bir gerilim romanı."
Alain Brien, Sunday Times

Ama unutmak insanın yapacağı değil, başına gelecek bir şeydir ve benim başıma gelmedi. (sf.11)

Güç, insanı yoldan çıkarır. (sf.23)

İnsanları ele veren konuşma biçimleridir, ne söyledikleri değil. (sf.39)

Ait olmak iki yönlüdür. Bir veren, bir de verileni alan. Sen bana ait değilsin, çünkü seni kabul edemem. Karşılığında bir şey veremem. (sf.82)

Sıradan insan uygarlığın lanetidir.
Ama o denli sıradandı ki, olağandışıydı. (sf.120)

Yani kadınların çoğu bir konuda iyi olmakla yetinirler, kafaları pratik sorunlara yönelmiştir ve becerikliliklerini, güzeli çirkinden ayırma marifetlerini kanıtlamaktır dertleri. Bir türlü anlayamadıklarıysa şudur: Bir insanda kendinin en uç sınırına kadar gitme arzusu varsa, sanatın aldığı şeklin önemi kalmaz. (sf.149)

Hüznü kabullenmek... Her şeyin neşe dolu olduğunu iddia etmek ihanetti. O an hüzünlü olan her kişiye, her zaman hüzünlü olan her kişiye ihanetti; böylesine bir müziğe, böylesine bir hakikate ihanetti. (sf.177)

Her canlı, yaratıcı ve vicdanlı kişinin çevresindeki bayağılığın kurbanı olması neden? (sf.192)

Aşk insanın yakasını bırakmaz. Erkeklerin yakasını. Yeniden yirmi yaşına döner insan, yirmi yaşında olduğu gibi acı çeker. Yirmi yaşının bütün saçmalıkları. Şu anda sana çok mantıklı görünüyor olabilirim, ama kendimi hiç de öyle hissetmiyorum. Bana telefon ettiğinde, heyecandan neredeyse altıma kaçırıyordum. (sf.199)

Onu öldürmek, inandığım her şeye karşı çıkmak anlamına gelir. Kimileri, sen yalnızca bir damlasın, sözünde durmaman bir damla, önemi yok, diyecekler. Ama dünyadaki kötülüğü destekleyen bu küçük damlalardır. Küçük damlaların önemsizliği üzerine konuşmak saçmalıktır. Küçük damlalar ve okyanus aynı şeydir. (sf.215)

Eğer Tanrı varsa, karanlıkta kin dolu dev bir örümcek olsa gerek. (sf.233)

Perşembe, Haziran 28, 2012

Kaçaklar ve Mülteciler ~ Chuck Palahniuk

Çeviren: Esra Arışan
Orijinal Adı: Fugitives and Refugees
Kapak İllüstrasyonu: Sevinç Altan
Kapak Tasarımı: Deniz Çeliklioğlu
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
Yayın Yılı: 3. Basım / 2011
Sayfa Sayısı: 150

ARKA KAPAK:

Chuck Palahniuk'un bademciklerinin bu aralar nerede ikamet ettiğini bilmek ister misiniz? Peki ya Chuck'ın MTV'de bir video klipte görünmesinin hikâyesini? Mutfak dolabınıza saklanmış bir mankeni aradığınız oldu mu hiç? Şu bizim Chuck'ın özyaşamıyla ilgili, adamın insan içine çıkmasını zorlaştıracak bazı anekdotlardan haberdar olmak cazip geliyor mu size?

Bütün bunlar ve daha neler neler. Hepsi Kaçaklar ve Mülteciler'de. Yazar Katherine Dunn, Portland'da herkesin en az üç yaşamı ve üç kimliği olduğunu söylüyor. Amerika denen memleketteki "en kafayı sıyırmışların" toplandığı Portland'ın sokaklarında, Palahniuk'la birlikte maceradan maceraya koşmaya, şehrin ünkü ünsüz sakinleriyle tanışmaya ne dersiniz? Hiçbir gezi rehberinde bulamayacağınız şeyler var bu kitapta: Biraz tarih, biraz söylence; tekinsiz mekânları, güzel restoranları ve çılgınlıklarıyla capcanlı bir şehrin nabzını tutma olanağı. Her köşe başında rastlayacağınız dost canlısı insanlar da cabası.

Kişilere özel garip müzeler de dahil olmak üzere büyün o ilginç mekânlar, her yıl yinelenen tuhaf etkinlikler ve hayalet öyküleri. Şehir merkezinin altındaki kanallarda turlayın. İster homoseksüel olun ister heteroseksüel, seks kulüplerini ziyaret edin. Söz verin; gerçek hayalet öykülerini duyduğunuzda, yaşayan ölülerle burun buruna geldiğinizde korkmayacaksınız! Hayvanat bahçesinde insanoğluna şaşırtıcı derecede benzeyen filleri muhabbet ederken gördüğünüzde şaşırmayacaksınız!

Halihazırda Portland'da, kaçaklarla mültecilerin arasında yaşayan Palahniuk, bir elinde fotoğrad makinesi, şehri bize kare kare gezdirirken, "tarih", "(öz)yaşam öyküsü" ve "kurmaca" kavramlarını da "yeraltı"ndan gün ışığına çıkarıyor.
  • "Son derece olağan dışı biri olarak doğmuştum, bu nedenle okulda berbat zamanlar geçirdim." (sf.28)
  • Tecrübelerime göre kimse filmlerdeki gibi ölmüyor. (sf.47)
  • Deniz mimarı Mark, eski gemileri onunla yatacak kadar çok sevdiğimi düşünüyor. Bu - büyük harflerle ASLA - olmayacak, ama Mark beni güvenlik kapılarından geçirip devasa yüzer kuru havuza doğru yönlendiriyor. Bana virüs yükünden bahsediyor, kanındaki HIV miktarından, ve kalan son ili akyuvarına nasıl "Huey ve Dewey" adını taktığını anlatıyor. (sf.70/71)
  • Gerçeği söylemek gerekirse, koleksiyonculara koleksiyonlardan daha çok ilgi duyarım. (sf.73)
  • Her başarılı adamın arkasında şahsi bir takıntı bulacaksınız. (sf.73)
  • "Kırk kadının aynı binada yaşadığına rastlarsanız ve hepsi de terzi ise, orası genelevdir." (sf.86)

Pazartesi, Nisan 16, 2012

Uyku ~ Annelies Verbeke

Çeviren: Gül Özlen
Orijinal Dili: Hollandaca
Orijinal İsmi: Slaap!
Kapak İllüstrasyonu: Sevinç Altan
Kapak Düzeni: Deniz Çelikoğlu
Yayın Yılı: 1. Basım / 2005
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
Sayfa Sayısı: 124



ARKA KAPAK

"Herkes uyur. Uyku, geçmişle bu günü birbirine bağlar. Uyku sindirir, yaraları sarar. Uyku, zenginle fakiri, kadınla erkeği, insanla hayvanı eşitler. Benden başka herkesi."

Belçikalı yazar Annelies Verbeke bu ilk romanında uykusuzluk çeken Maya ile gecenin içinde karşılaştığı ruhdaşı Benoit' nın hikâyesini anlatıyor. Maya önceleri yakınlarının önerdiği ballı sıcak süt, gevşeme terapisi ve çeşitli benzeri yöntemlerle uyumaya çalışır ama başarılı olamaz. Kendisini anlayamayan ve yanında mışıl mışıl uyumaya devam eden sevgilisi Remco ile yolları ayrıldıktan sonra hayatı değişir ve kendisini daha da yalnız hissetmeye başlar. Çoğunluğun evlerinde, yataklarında uyuyarak geçirdiği gece saatlerinde Maya sokaklarda gezinir. Bu gezintilerden birinde tanıştığı, kendisi gibi uyuyamayan Benoit için "Sadece bir uykusuzla anlaşabilirim çünkü diğerleri beni anlamıyor" diye düşünür.

Roman, iki kahramanın anlattıkları kendi hikâyeleri ile değişik ve derin bir boyut kazanıyor. Her iki uykusuz da tercih etmedikleri halde geceleri uyuyan, gündüzleri çalışan büyük çoğunluğun sürdürdüğü düzenli hayatın dışında kalıyor ve o noktada yan yana düşüyorlar.

Verbeke'nin karakterleri duygudaşlık beslemekten kendimizi alamayacağımız, normal bir hayat sürme özlemleri yüzünden ıstırap çeken, o özlemler ve beklentilerle dışarıdaki yüzeysel hayatın kendilerini tatmin etmeyeceğinin bilincinde olan insanlar. Yazar isabetli, güçlü metaforlarla hikâyesinin temelini sağlamlaştırıyor. Uyku, insanları etkilemek, güldürmek, biraz birbirlerine yaklaştırmak isteyen bir yazardan, hayata ve hayatın insana sunduğu deneyimlere derin kavrayışlı bir bakış... Bir tutam ironiyle çeşnilendirilmiş, hem özlü hem de şiirsel, sahici bir dayanışma girişimi...

Uyku 2004'te Kadın ve Külltür Başlangıç Romanı Ödülü'ne, 2005'te ise her yıl en çok satılan ilk kitaplara verilen Altın Kıvrık Köşe Ödülü'ne değer görüldü.

*

  • Gecelerim gündüzlerimden daha uzun, çünkü geceleri yalnızım. (sf.11)
  • Her şeyin planlanmış olduğu bir geleceği hedeflememek iyidir. (sf.12)
  • Hiçbir ilişki sonsuzluk sözü veremez. (sf.12)
  • Herkes uyur. Uyku, geçmişle bu günü birbirine bağlar. Uyku sindirir, yaraları sarar. Uyku, zenginle fakiri, kadınla erkeği, insanla hayvanı eşitler. Benden başka herkesi. (sf.14)
  • Aklından zoru olan, nefret dolu biri ancak kendinde olmadığı için diğer insanların da huzurunu ve mutluluğunu bozmak ister. (sf.21)
  • Bazı sessizlikler farklıdır. Bazı sessizlikler kafanızın içindedir. (sf.30)
  • "Hep bir şeyler yanlış gider. İyiden kötüye ya da kötüden daha betere." (sf.43)
  • Bazen kalabalıkların içinden geçerken insanların birbirleriyle konuşarak beni delip geçtiğini fark ederdim. Şeffaf bedenli, kokusu dikkat çekmeyen, sıradan giyimli bir hayalettim. (sf.48)
  • Anlaşılır nedenlerden dolayı hiçbir zaman kiliseye gitmedim. Yarattıklarının düşüşünü izleyen bir Tanrının var olması ihtimali midemi bulandırıyordu. (sf.61)
  • Bir gece evrenin sonsuzluğunu kavradım ve büyüklüğü karşısında ağladım. Yaptığım el işleri, topladığım kâğıt parçaları, yediğim ekmek kırıntıları önemsizlikleriyle yarışıyorlardı. Okullardaki arkadaşlarımla boylarımız birbirine yakındı, öğretmenimiz de uzun sayılmazdı. Sabah uyandığımı, terliklerimi ve sabahlığımı giyerek merdivenlerden aşağı indiğimi ve evin boş olduğunu fark ettiğimi düşün. Annem ve kardeşlerim gitmiş olsun. O zaman üzüntüm yıldızların arasında yok olup gidecekti. (sf.74)
  • "Hayat, şişenin içinde bir osuruktur bayım." (sf.79)
  • Köpekler yollara kakalarını yaptığı sürece ümit var demektir. (sf.96)
  • Vazgeçmek, insana kendini boşlukta hissetmesine dayanan bir gelecek hayali sunuyor. (sf.102)

Perşembe, Şubat 23, 2012

Ölüm Pornosu-Chuck Palahniuk




  • Heriflerin,kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri şeylerin içine sıçmasının bin bir yolu vardı.
  • Şu espriyi bilirsiniz:Bir pilici porno filminde oynatmak isterseniz,ona bir milyon dolar teklif etmelisiniz.Bir herifi oynatmak istiyorsanız ona sadece sormanız yeter.
  • Bütün kimliğiniz bir anda yok olursa ne yaparsınız?Bütün hayat hikâyeniz bir yanlıştan ibaret oluverirse bu durumla nasıl başa çıkarsınız?
  • Bütün ezik tipleri,cinsel ilişkiyle ilgili sorunları olan sapıkları,kendilerini kesinlikle ifşa edemeyen ve reddedilmekten ödü patlayan adamları arayıp bulmak istiyorsanız -bu asalakların bir profilini istiyorsanız- birkaç gazeteye çoklu-giriş sahnelerinden ibaret bir filmde rol alacak erkek oyuncular arandığına ilişkin ilan verin yeter.
  • Tek bir yanlış fikir duyduğunda masumiyetini yitiriyordu insan.Tek bir detay,çok şey demekti ve insanın hayatı kararıyordu.Bilgi yüzünden insan aşırı dozdan ölüyordu.
  • Ev işlerinin canı cehenneme;önceliğimiz daima iki bacağımızın arasından yana.
  • Hangi çocuk ailesini ödüllendirmenin veya cezalandırmanın düşünü kurmaz ki?..
  • "Aileler" diyor Bay Bacardi,"daima çocuklarının içine eder zaten."
  • Cassie Wright bir adam için erişilebilir olduğunuzda,artık o adamın sizi çantada keklik gördüğünü biliyor.İlk karşılaşmalarında belki oğlu ona sevgi gösterir.Ama ikinci buluşmada Bayan Wright'tan para ister.Üçüncü buluşmada iş ister,araba ister,rüşvet ister.Hayatında yaptığı bütün hataların sebebinin o olduğunu söyler.Onu mahveder,yaptığı tüm hataları yüzüne vurur.İstediğini vermezse ona orospu der.
  • İnsan hayatının geri kalanını sadece bir dakikada tüketebilir...
  • "Tek bir hataya bakar" diyor Dan Banyan herifi,"ondan sonra yaptığın hiçbir şey fayda etmez." Boş elini uzatıp elimi tutuyor.Avucumu açıp, "Ne kadar çalışırsan çalış,ne kadar zeki olursan ol,o yaptığın kötü seçimle tanınırsın",diyor.
  • "Sana ait olmayan bir hatayı yaşama evlat."
  • Beni en çok dehşete düşüren şey ise,babamın sapık olmadığını ispatlamak için,toplamda on beysbol takımını oluşturan adam tarafından sikilmiş olmam.
  • Bir an her şey çok önemli oluyor.Neredeyse gerçek oluyor.

Çarşamba, Şubat 15, 2012

Nietzsche Ağladığında ~ Irvin D. Yalom

Çeviri : Aysun Babacan
Orjinal İsmi : When Nietzsche Wept
Yayın Evi : Ayrıntı
Sayfa Sayısı: 384
"Fakat bu nasıl mümkün olabilir?" diye devam etti Breuer."İlk amacımız,yani ümitsizliğin tedavisi bile,tıp biliminin sınırlarının ötesinde.Fakat bu ikinci durum,yani hastanın gizlice tedaviye alınması,sonucu zaten şüpheli girişimimizi hayal alemine taşır.Başka engeller de var mı henüz açıklamadığınız? Profesör Nietzsche yalnızca Sanskritçe konuşabiliyor ya da Tibet'teki manastırından çıkmayı reddediyor falan olmasın?"
*
Onda aradığım neydi? Bende eksik olan neydi?
*
İncelenmekten alınan keyif o kadar büyük olurdu ki Breuer yaşlanma,sevdiklerini kaybetme ve dostlarından uzun yaşamanın asıl acı veren yanının sizi inceleyen gözlerin bulunmaması olduğuna inanırdı; hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşamdan duyulan dehşet...
*
Kutsal olan hakikat değil,kişinin kendi hakikati için çıktığı arayıştır!
*
Her insanın ölümü kendine aittir ve herkes kendi tarzını belirleyebilmelidir.Belki,yalnızca belki,insan yaşamını elinden almaya ilişkin bir hak düşünülebilir.Ama insanın ölümünü elinden almaya kimsenin hakkı yoktur.Bu rahatlatma değildir! Acımasızlıktır!
*
Ölümün son iyiliği,bir daha ölümün olmamasıdır.
*
Kemikleri,eti,bağırsakları ve kan damarlarını kaplayan deri nasıl insan görünümünü katlanılabilir hale getiriyorsa,ruhun çalkantıları ve ihtirası da kibirle kapatılmıştır.O,ruhu kaplayan deridir.
*
Düşünceler duygularımızın gölgesidir; ama her zaman daha karanlık,daha boş ve daha sade.
*
Araştırma ve bilim önce inançsızlıkla başlar.Ancak,inançsızlık başlı başına strestir.Yalnızca güçlüler buna dayanabilir.Bir düşünürün,sorması gereke asıl soru nedir biliyor musunuz?(...) Asıl soru şudur: Hakikatin ne kadarına dayanabilirim?
*
Böyle mutlak inzivaya çekilmek stresi ortadan kaldırmaz,aksine bunun kendisi başlı başına bir strestir.Yalnızlık,hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır.
*
İnsanların bütün eylemleri kendisine yöneliktir,bütün hizmetleri kendisine hizmettir,bütün sevgisi kendisini sevmesindendir.
*
Ben ümitsizliği tedavi edemem Doktor Breuer.Onu incelerim. Ümitsizlik, özfarkındalık uğruna ödenen bir bedeldir.Yaşama derinlere inerek bakacak olursanız,ümitsizlikle her zaman karşılaşırsınız.
*
"Belki de" diye karşılık verdi Breuer, "bir sonraki adıma gerek kalmayacak. Belki içini döktüğü zaman her şey kendiliğinden hallolmuş olacak;yaşamında böyle bir değişiklik yapmış olması başlı başına yeterli bir adım olacak."
"Yalnızca içini dökmek o kadar güç veren bir şey değildir Josef.Öyle olsaydı bir tane bile nevrotik katolik olmazdı.
*
"Değişmek mi? Değişmenin bununla ne ilgisi var? Bu bir fırsattı,bir daha asla karşıma çıkmayacak bir fırsat."
"Hayır demek de eşsiz bir fırsattı! Başkasının eşine göz koyana hayır diyebilmek kutsal bir fırsattır.İşte siz böyle bir fırsat yakalamışsınız."
*
Dans eden bir yıldız doğurmak isteyen,önce kendi içinde büyük taşkınlıklar ve kaos yaşamak zorundadır.
*
Dışarıdan gelen zulüm,bir halkı öylesine kaynaştırır ki bir tek bireyi bile bunu kırıp çıkamaz.
*
İnsan dostunu düşmanından daha zor affediyor.
*
Evrensel bakış her zaman trajedinin etkisini dağıtır.Yeterince yükseğe tırmanabilirsek,o trajedinin artık trajik görünmediği bir yüksekliğe de erişebiliriz.
*
Gördüğümüz şeyler görelidir,bildiğimiz şeyler de.Yaşadığımız şeyleri biz icat ederiz.Dolayısıyla icat ettiğimiz şeyi yok edebiliriz.
*
Josef,küçük bir intikam iyi bir şeydir.Bastırılmış hınç insanı hasta eder.
*
Zaman durdurulamaz: Bu bizim sırtımızdaki en büyük yük. En büyük mücadelemiz de bu yüke rağmen yaşayabilmek.
*
Bizler arzu edilenden çok arzu etmeye aşığızdır.
*
Boyun eğmek için duyulan şehvetten daha büyük bir şehvet var mı?
*
Bertha,gizemin kol kanat germesi ve kurtuluşun simgesi. Josef Breuer buna aşk diyor.Ama bunun asıl adı dua.
*
İnsan yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman ölüm dehşetini yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez!
*
Zaman sonsuza dek doymayacak kadar açgözlüdür.Durmadan yer,yutar; ama geri verdiği hiçbir şey yoktur.
*
Evlilik bir hapishane değil,içinde daha yüce bir şeylerin yetiştirildiği bir bahçe olmalıdır.Belki de evliliğinizi kurtarmanın tek yolu onu bitirmektir.
*
Yine de,en çok çiy damlası en sessiz gecede düşer,biliyorum.
*
Hiçbir şey her şey demektir!
*
Toprak ne kadar zengin olursa orada bir şey yetiştirememen de o kadar affedilmez olur.
*
Belki de bizler birbirimizin gerçeğini göremeyen ve aynı acıları paylaşan insanlarız.