Işık Ergüden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Işık Ergüden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Temmuz 16, 2013

Şeytanın Saati ~ Fernando Pessoa

Çeviren: Işık Ergüden
Kapak Resmi: Murat Önol
Yayın Yılı: 2.Basım / Ocak 2013
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 43

ARKA KAPAK:





Fernando Pessoa, XX. yüzyıla ait
kimlik, üslup, varlık, deneysellik
gibi tüm modern konu ve
izlekleri içinde barındıran,
gerçek bir edebiyat olayı.



Çağdaş edebiyatın en kendine özgü kişiliklerinden Fernando Pessoa, 1935'te öldüğünde, sandığından binlerce sayfa metin çıkmış ve onu çok geçmeden dünyanın en gizemli yazarlarından biri haline getirmiştir. Pessoa'nın, kendi adıyla yayımlanan eserlerinin yanı sıra, farklı bakış açısı, kimlik ve üslubuyla her birini ayrı ayrı var ettiği hayalî şair ve yazarların adıyla yayımlanan eserleri de kısa zamanda birçok dile çevrildi ve Pessoa'ya ölümünden sonra büyük ün kazandırdı.

Şeytanın Saati de, Fernando Pessoa'nın sandığından çıkan metinlerden biridir. Bu kısa metin, yazarın önemli takıntılarının, büyü, mistisizm ve simya gibi hiç vazgeçmediği konuların bir panoramasını sunar. Aslında, şeytanla girişilen bu konuşma, yazarın yapıtlarının belli başlı niteliklerini küçük ölçekte sunan bir bütündür. Alaycı, kuşkucu Pessoa'nın gerçeği arama yolculuğunun bir parçası sayılabilecek düşsel bir diyalog...

Beden, haddinden çok ayrışmaksızın ayrıştığı için yaşar. (sf.23)

Her zaman kendisi olan tek şey düşlerdir. Onlar bizim, içine doğduğumuz, her zaman doğal ve kendimiz kaldığımız o parçamızdır. (sf.24)

En büyük aşk, derin bir uykudur. Dalmaktan hoşlandığımız bir uyku. (sf.29)

Bayan, kendi aralarında ne kadar karşıt görünürlerse görünsünler, bütün dinler gerçektir. Bunlar, aynı gerçeğin farklı simgeleridir. Farklı dillerde söylenmiş aynı cümle gibidirler; öyle ki, aynı şeyi söyleyenler birbirlerini anlamazlar. (sf.30)

Cuma, Eylül 07, 2012

TANRI DAİMA TEBDİL-İ KIYAFET GEZER ~ Laurent Gounelle

Çeviren: Işık Ergüden
Orijinal Adı: Deieu Voyage Toujours Incognito
Orijinal Dili: Fransızca
Kapak Uygulama: Meral Gök
Yayın Yılı: 6.Baskı / Temmuz 2012
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 446

ARKA KAPAK:


EN ÖNEMLİ ŞEYLER KİMİ ZAMAN HİÇ FARK EDİLMEDEN GEÇİP GİDENLERDİR.


Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

"Laurent Gounelle bir mutluluk fabrikatörü... Eğer mutluluğun bir reçetesi varsa, Gounelle o reçeteyi biliyor olmalı."
Le Figaro

"Yeni Coelho"
L'Express

"İnsanın kendini arayışı ve başkasını anlaması hakkındaki bu benzersiz roman, kendine güven ve özgürlük üzerine işe yarar tavsiyeler veriyor."
France Soir

"Sürükleyici ve kolay okunan bir kitap. Hem iyi bir kişisel gelişim kitabı hem de güzel bir roman. Bayıldım!"
Cirtiques Libres

"Sonuna kadar gizemini koruyan, mizahi ve şiirsel bir roman."
L'est-éclair
  • Sergilenen insani değerler yalnızca görünüşteydi. Gündelik gerçeklik sert, soğuk, rekabetçiydi. (sf.16)
  • Mutluluk, bencilleştirir. (sf.18) 
  • Büyük problem diye bir şey yoktur. Küçük insanlar vardır yalnızca. (sf.23)
  • İnsanlar, onlarla nasıl konuşursak bize onu yansıtan birer aynadır. (sf.85)
  • ...özgürlük bizim içimizdedir. İçimizden gelmelidir. Sana dışarıdan verilmesini bekleme. (sf.95)
  • İnanılan şeyin hatalı olup olmadığını bilmenin tek yolu, onu pratikte sınamaktır. (sf.96)
  • Dünyada görmek istediğimiz değişim olmalıyız -Gandhi (sf.121)
  • İnsan varlığı değişimden, yenilikten korkar ve çoğu zaman, çok güç olsa bile alışıldık koşullarda kalmayı, pek iyi tanımadığı yeni bir duruma geçmek için diğerini terk etmeye tercih eder. (sf.125)
  • Çocuk gelişme arzusu duyar. Yetişkin değişmemek için elinden geleni yapar. (sf.129)
  • Gelişme istemiyorsak, yavaş yavaş ölmeye başlamışız demektir... (sf. 129)
  • Köpekler bile rüşvet yer. (sf.237)
  • Birinin yaşamını kurtarmak yerfıstığı yemek gibidir. Karşı konulmaz bir şey sizi başladığınız yönde yürümeye teşvik eder. (sf.247)
  • İnsan, bir can, bir yaşam yaratabildiğinde, bir hisse senedinin borsada kuru için aniden heyecanlanabileceğine gerçekten inanıyor musun? (sf.293)
  • Dağa tırmanmak isteyen yüksekliğinden etkilenmemelidir. (sf.296)
  • Kurallara uyum sağlayan kişi düşünmekten kaçınır. Çerçeve içinde kalarak akıl yürütürsen, herkesin daha önce düşünmüş olduklarından başka çözüm asla bulamazsın. Çerçeve dışına çıkmak gerekir... (sf.297) 
  • Kâr sağlıklı ve uyumlu bir iradenin doğal meyvesidir. (sf.420)
  •  Gerçeklik kimi zaman ürkütücü bir ejderha biçimine bürünür ve dosdoğru karşıdan bakmaya cesaret edildiğinde yok olup gider. (sf.425)
  • Güzel arabalar vasat insanların kıskançlığını, entelektüellerin küçümsemesini ve uyanmış ruhların merhametini çeker. (sf.446)

Çarşamba, Mayıs 30, 2012

Kabil - José Saramago

Çeviren: Işık Ergüden
Orijinal Adı: Caim
Kapak Tasarımı: Yeşim Ercan Aydın
Yayın Yılı: 4. Basım / Şubat 2012
Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınevi
Sayfa Sayısı:146


ARKA KAPAK

José Saramago ölümünden önce yazdığı ve yayımladığı ülkelerde büyük tartışmalara yol açan son romanında insanlığın kutsal kitaplardaki başlangıcına geri dönüyor.

Adem ile havva'nın oğlu, kardeş katili, "sürgün ve gezgin" Kabil'le çıkılan bu yolculuk, Eski Ahit'in loş ve tekinsiz diyarlarında, zaman ve mekân kavramlarını altüst ederek, süreğen bir şimdiki zaman içinde, edebiyatla felsefenin kesiştiği dar alanlarda dolaştırıyor okuru.

Suç, ceza, adalet, nefret, ihtiras gibi insana özgü kavramlar ile savaşlar, katliamlar, cinayetler, boyun eğmeler ve isyanlar gibi insana özgü eylemler arasında gidip gelirken, İbrahim'den Nuh'a, Adem ile Havva'dan Eyüb'e, Lilith'e kadar bütün kadim şahsiyetler de beklenmedik anlarda ve yerlerde karşımıza çıkıp insanlık panoramasını tamamlıyor.

Gerçeğin ironik, yalın ve dolaysız dilini kullanan Saramago bu son romanıyla bize tüm zamanların sorusunu miras bırakmış oluyor: İnsan türü evrendeki yerini ve varlığını hak etmiş midir?

  • Biz bir konu değiliz, biz nasıl yaşayacağını bilmeyen iki kişiyiz. (sf.26)
  • Tıpkı Habil'i öldürmemi önleyebilecekken öldürmeme izin vermekte senin de özgür olduğun gibi, bütün diğer tanrılarda olduğu gibi sende de olan o yanılmazlık gururunu bir an terk etmen yeterli olurdu, bir an için gerçekten bağışlayıcı olman, alçakgönüllülük gösterip benim sunduğumu kabul etmen yeterli olurdu, çünkü onu reddetmemeliydin, tanrıların, ve tüm diğerleri gibi senin de, yarattığınızı söyledikleriniz karşısında görevleriniz var, (sf.31/32)
  • Bağa giren de bağcı kadar hırsızdır, dedi kabil, (sf.32)
  • kuşku duymak uzun yaşamış olanın ayrıcalığıdır, (sf.41)
  • Kadınları tanımadığın anlaşılıyor, her şeyi yapabilir onlar, iyiyi de kötüyü de, canları isterse taca tahta tenezzül etmeyip âşıklarının giysisini nehirde yıkamaya da giderler, herkesi ve her şeyi ittirip tahta oturmaya da, ellerinden her şey gelir, (sf.46)
  • Her şey gibi kelimelerin de kendi neden, nasıl, niçinleri vardır. Gösterişli olan kimileri tumturaklı bir havada bize seslenirler, sanki büyük işler için yaratılmış gibi kasılırlar, ama sonunda hafif bir yel bile olmadıkları, bir değirmen kanadını bile döndüremedikleri ortaya çıkar; sıradan, alışıldık, her günkü kelimeler olan diğerleri ise kimsenin öngöremeyeceği sonuçlara yol açar, bu iş için doğmamışlardır ama yine de dünyayı alt üst ederler. (sf.46)
  • yalan söylemek ödlekliklerin en beteridir, (sf.59)
  • Baba, benim için hâlâ önem taşıyan sorun, ölüp ölmediğimi bilmek değil, sorun şu ki, böyle bir efendi tarafından yönetiliyor olmamız, kendi çocuklarını yiyen baal kadar acımasız bir efendi bu, (sf.72)
  • Onun en büyük kusuru kıskançlık, kendi çocuklarından gurur duymaktansa hasedin sesine kulak vermeyi tercih etti, insanların mutlu olduğunu görmeye efendi'nin dayanamadığı açık, (sf.75)
  • İnsanların tarihi, tanrı'yla anlaşmazlıklarının tarihidir; o bizi anlamaz biz de onu anlamayız. (sf.76)
  • Belirsizliğin yolu başlangıçta dardır, ama onu genişletmeye hazır biri elbette olacaktır; (sf.86)
  • Onlar benim yetki alanım dışındalar, erişemem onlara, onlara dokunamam, bir tanrı'nın hayatı sizin sandığınız kadar kolay değil, bir tanrı hayal edildiği gibi bu daimi "istiyorum, yapıyorum, emrediyorum"un efendisi değildir, her zaman doğrudan hedefe gidemez, dolaylı yollara sapması gerekebilir, (sf.102)
  • Kimse tek kişi değildir, (sf.109)
  • Peki bu deneyimi yaşamak için seçilmiş olmak hakkında ne düşünüyorsun, Seçilmiş miyim bilmiyorum, ama bildiğim bir şey var ki kesin olarak öğrendim bunu, Nedir, Tanrı2mız, göğün ve yerin yaratıcısı tam bir zırdeli, (sf.110)
  • Yoksulların hayalgücü geniş olur, dedi kabil, hatta hayalgücünden başka bir şeyleri olmadığı bile söylenebilir, (sf.114)
  • Beni bu hale koyan elbette tanrı değil, şeytan'dır, Efendi'nin onayıyla, dedi kadın ve ekledi, Şeytan'ın kurnazlıklarının tanrı'nın iradesine baskın çıkamayacağını eskilerden hep işittim, ama şimdi olayların bu kadar basit olduğundan kuşkuluyum, şeytan kesinlikle efendi'nin bir aleti, tanrı'nın kendi adıyla imza atamayacağı pis işleri icra etmekle görevli. (sf.119/120)
  • Gemin büyükse fırtınan da büyük olur, (sf.123)
  • Sonuç olarak, bir şey söylemek diğerini de söylemek anlamına gelmez, diye ekledi ikinci melek, Aynı anlama gelmese de, kısmen aynıdır, diye ısrar etti kabil, Belki, ama farklılık bu kısmen'dedir, ve o da önemli bir farklılıktır, Bildiğim kadarıyla, biz burada yaşamayı hak edip etmediğimizi kendimize hiç sormadık, dedi kabil, Eğer bunu kendinize sormayı düşünseydiniz, yeryüzünden silinmekte olmazdınız, (sf.135)
  • İnsanların, gelecekten, sanki ellerinin altındaymış gibi, her anın uyumuna ya da zorunluluğuna göre gelecekten uzaklaşmak ya da ona yakınlaşmak sanki kendi yetkilerindeymiş gibi, bunca düşüncesizce söz etmeleri tuhaf. (sf.142/ 143)

Perşembe, Nisan 05, 2012

ANARŞi felsefesi-ideali ~ Pyotr Kropotkin

Çeviren: Işık Ergüden
Yayın Evi: Kaos
Yayın: 3.Baskı / Kasım 2009
Kapak Tasarım-Uygulama: Sinan Önelge-Alp Piroğlu
Sayfa Sayısı: 110

ARKA KAPAK:

Anarşistlerin geleceğe dair bir düş dünyasında yaşadıkları ve bu günün dünyasına gözlerini kapadıkları sık söylenen bir şeydir.Belki de,bugünün dünyasını fazlasıyla görüyoruz;gerçek renkleriyle hem de.Yakamızı bırakmayan bu otoriter önyargılar ormanında baltayla dolaşmamızın nedeni budur.

Bizler ne hayal âleminde yaşıyoruz,ne de insanları olduklarından daha iyi hayal ediyoruz,onları oldukları gibi görüyoruz.Bu nedenle insanların en iyisinin bile otoritenin uygulamalarıyla özde kötü kılındığını ileri sürüyoruz.İnsanın insanı yönetmesinden bu nedenle nefret ediyoruz.

*
  • Birey,fedrasyonlar dünyasıdır,kendi başına bir kozmostur o!

    Fizyolog bu dünyada özerk kan hüzrelerini,dokuları,sinir merkezlerini görür;işgalcilerle mücadele etmek için vücudun mikrop kapmış bölgelerine doğru yönelen milyonlarca beyaz zerreciği -fagositleri- fark eder.Dahası var :Günümüzde,fizyolog,her biri kendi hayatını yaşayan,kendisi için mutluluk arayan ve kendi dışındakilerle gruplaşma,işbirliği yoluyla buna erişen özerk elementlerden oluşan bir dünyayı her miroskobik hücrede keşfetmektedir.Kısacası,her örnek/birey organlar kozmosudur,her organ hüzreler kozmosudur,her hücre son derece küçük zerreciklerin kozmosudur ve bu karmaşık dünyada,bütün mutluluğu,örgütlü maddenin en küçük mikroskobik parçalarının tek tek yararlandığı mutluluk toplamına tümüyle bağlıdır. (sf.12)
  • Gerçekten de,bazı ekonomistler aşırı-üretim üzerine kitaplar yazmaktan zevk alsa da ve her sanayi krizini bu nedene dayanarak açıklasalar da,Fransa'nın tüm nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için ürettiği tek bir malın adını anmaları istendiğinde yine de zor durumda kalırlar.Bu mal elbette buğday değildir: Ülke bunu ithal etmek zorundadı.Şarap da değildir: Köylüler pek az şarap içmekte ve onun yerine ispirto gibi bir şeyi tüketmektedirler,şehir nüfusu,içine yabancı madde karıştırılmış ürünlerle yetimek zorundadır.Ev de değildir bu mal:Milyonlarca kişi pencere yerine bir iki oyuk bulunan derme çatma kulübelerde yaşamaktadır hâlâ.İster iyi olsun,ister kötü,köy için hâlâ lüks bir nesne olan kitaplar hiç değildir.Gerektiğinde daha çok miktarda üretilen tek bir mal vardır: Devlet bütçesinden geçinenler. (sf.21)
  • Tembeller tarih yapamaz: Tarihe boyun eğerler! (sf.23)
  • İnsanın tüm iradesini ve karakter gücünü öldüren,gezegenin hiçbir yerinde rastlanmayacak kadar çok erdemsizliği duvarları içine kapatan hapishane,her zaman için bir suç üniversitesi olmamış mıdır? (sf.34)
  • Bir çocuk kabahat işlediğinde onu cezalandırmak çok kolaydır;bu tavır her türlü tartışmayı ortadan kaldırır!Bir insanın kafasını göyotinle uçurmak çok kolaydır değil mi? Özellikle,parası yıllık olarak ödenmiş bir Deibler varsa.Bu bizi suçun nedenlerini düşünme zahmetinden kurtarır. (sf.35)
  • Fakat,bu şekilde akıl yürütmek,bana öyle geliyor ki,insanın ilerleyişinin gerçek karakterini tanımamak ve çok yanlış seçilmiş,askeri bir karşılaştırmayı kullanmaktır.İnsanlık,yuvarlanan bir top olmadığı gibi,nizami yürüyen bir birlik de değildir.O,daha ziyade,kendisini oluşturan milyonların çeşitliliği içinde evrilen bir bütündür ve eğer bir karşılaştırma yapılmak istenirse,insanlığı,daha ziyade,hareket halindeki inorganik bir cismin yasalarıyla değil,evrimin yasalarıyla ele almak gerekir. (sf.43/44)
  • Yalnızca hiçbir şey yapmayanlar hata yapmaz. (sf.45)
  • Ne kadar basit olursa olsun her bir makinede tüm geçmişi okuyabiliriz. (sf.83)