Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ağustos 31, 2013

Şarkı Söyle Luna ~ Paule du Bouchet

Çeviren: Gizem Şakar
Özgün Adı: Chante, Luna
Kapak Resmi: Mustafa Delioğlu
Yayın Yılı: 1. Baskı / Kasım 2008
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 254

ARKA KAPAK:

Luna'nın savaşa karşı tek silahı kendisiydi, kalbindeki sevgi ve olağanüstü sesiyle...


1939 yılı Varşova'sında, Leh asıllı Yahudi bir ailenin 14 yaşındaki kızı Luna'nın hayattaki tutkusu şarkı söylemek ve müziktir. Savaşın acımasızlığında, tüm umutların tükendiği noktada, müzik artık hayatta olmayanlar adına, içinde büyüttüğü yaşama arzusu sayesinde Varşova gettosundaki isyana katılan Luna, kalbindeki sevgi ve olağanüstü sesi sayesinde, önüne çıkan tüm kapıları açabilecek midir?

"Her birimizin içinde bizi kurtarabilecek küçük bir müzik var. İş onu bulmayı bilebilmekte, ama inanıyorum ki en çok da onu çınlatmayı becerebilmekte..." (sf.64)

Korkunç olan sokaklarda gördüğümüz bir sürü ceset değildi. Korkunç olan, ayağımızın takıldığı cesedin bir arkadaşın, bir akrabanınki olduğunu keşfetmek; her gün böyle bir keşif yapabilmenin mümkün olduğunu bilmek; hayatlarımızın her dakikası bir babanın, bir kız kardeşin, bir ağabeyin, tüm bir ailenin tutuklandığını, götürüldüğünü, öldürüldüğünü öğrenmekti. (sf.76 / 77)

"Eğer bir Alman kendisini aşağılanmış hissederse neler yapabilir bilmiyorsun. Üstelik eğer bu asker gerçekten üniformasından utanıyorsa ki bundan şüphe ediyorum, izin verirsen, o zaman bu demektir ki insanlık hâlâ ölmemiş ve bu da iyi bir şey!" (sf.80)

Hayal etmek, her halükârda bir gelecek tasarlamaktır. Hiçbir şey hayal edilmediğinde ise gelecek diye bir şey söz konusu değildir. (sf.85)

Şüphesiz ki durumumuzu ifade etmekte kelimeler yetersiz kalıyordu. Kanıt dünyanın bunu duymayışıydı. (sf.88)

"Luna, ben ölmenin ne olduğunu biliyorum."
...
"Ölmek zor değil! Ölmek bir şey değil... En kötüsü öncesidir. Korku. İnsan korktuğu zaman ödlektir, bencildir, sadece kendini düşünür. Görüyorsun ya, ben bir daha asla korkmak istemiyorum."
...
"Bir daha korkmamak için, sadece tek bir çözüm var: kendinin dışına çıkmak. Küçük uğraşlarının dışına." (sf.111)

Her ilişki kendine yabancı olanın gözünden kaçar... (sf.113)

"Adın ne?"
"Helena. Ölmekten korkmuyorum. Daha önce korkuyordum ama artık değil... artık biliyorum."
"Neyi biliyorsun?"
"Bunun kaçınılmaz olduğunu" (sf.149)

Beklemek şimdiki zamandan gelecek zamanın şart kipine kadar çekilebilen bir fiildir, ama her zaman kaygının eş anlamlısıdır. (sf.166)

"Seni seviyorum Sarah, senin arkadaşın olmayı çok istiyorum. Fakat hiç şansım yok," diye ekledi neşeyle bize dönerek. "Sarah'nın aklı Janush'da..."
"Bunda yanılıyorsun," diye karşılık verdi Sarah. "Janush'da değil."
Biraz bekledi. Herkes güldü.
"Kimde o zaman," diye sordu Mordechai hafif bir gülümsemeyle.
"Sende, salak!" (sf.183 / 184)

"Biliyorsun Luna, tüm bunlar sona erdiğinde sanırım sen ve ben dünyada 'kurşuna dizildim' diyebilecek tek insanlar olacağız." (sf.220)

Cuma, Ağustos 30, 2013

Alice Harikalar Diyarında ~ Lewis Carroll

Çeviren: Osman Çakmakçı
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Yayın Yılı: 2007, İstanbul
Yayınevi: Bordo-Siyah
Sayfa Sayısı: 158

ARKA KAPAK:

Yazıldığı yıldan başlayarak küçük büyük herkesin ilgisini çeken ve tamamen özgün bir metin olan Alice Harikalar Diyarında, Oxford'lu matematikçi ve kendine özgü bir "sembolik mantığın" kurucusu olan Charles Lutwidge Dodgson'un 7'den 70'e her okurun önüne koyduğu bir tür bilmeceler yolculuğudur. 20. yüzyılda yeniden değerlendirilen, özellikle Fransız sürrealistlerinin büyük ilgisini çeken "Alice" öyküleri, Morpheus'ün işaret ettiği "tavşan deliğine" gireni ( Matrix) kolay kolay serbest bırakmayacaklardır.

Alice Harikalar Diyarında: Buyurun tavşan deliğine!

"Ardındaki uzun ve hüzünlü bir hikâye!" dedi Fare, Alice'e dönüp içini çekerek.
"Ardındaki kesinlikle uzun," dedi Alice, şaşkınlıkla Fare'nin kuyruğuna bakarak; "ama neden hüzünlü diyorsun?" (sf.42)

"Herkes kendi işine baksaydı," dedi Düşes boğuk bir homurdanmayla, "dünya kendi çevresinde daha hızlı dönerdi." (sf.73)

"Lütfen söyler misiniz bana, buradan hangi yola gitmem gerek?"
"Bu nereye gitmek istediğine bağlı," dedi Kedi.
"Neresi olursa olsun, umurumda değil," dedi Alice.
"O zaman hangi yoldan gittiğin fark etmez," dedi Kedi.
"Yeter ki, bir yere varayım," diye ekledi Alice, sözünü açıklamak amacıyla.
"Tabii varırsın," dedi Kedi, "eğer yeterince çok yürürsen." (sf.77)

Pazartesi, Mayıs 20, 2013

Şeker Portakalı ~ José Mauro de Vasconcelos

Çeviren: Aydın Emeç
Özgün Adı: O Meu Pé de Laranja Lima
Kapak Düzeni: Semih Özcan
Yayın Yılı: 67. Basım / 2004
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 207

ARKA KAPAK:

Brezilyalı José Mauro de Vasconcelos (1920- 1988), Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu kasabasında doğdu. Oldukça yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcasının yanına gönderdi. Orada 19 yaşındayken Potengi ırmağında yüzmeyi öğrendi; hep ileride bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayallerini kurdu. Liseyi Natal'da bitirdikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördüyse de öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio de Janerio'ya gitti. Orada ilk işi, hafif sıklet boks antrenörlüğü oldu. Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı. Bu, onun yazarlığına büyük katkılar sağladı. Değişik ortamlarda, değişik koşullarda değişik insanları tanıdı. İyi bir gözlemci ve usta bir yazarın elinde bütün bu yaşananlardan pek çok roman çıktı ortaya. İlk kitabı Yaban Muzu'dur (1940). Sonraki romanı Beyaz Toprak, çok beğenildi. Daha sonra Evden Uzakta (1949), Sular Çekilince (1931), Kırmızı Papağan (1953) ve Ateş Çizgisi (1955) adlı romanlarını yazdı. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıktı. Ama onu dünyaya tanıtan kitabı Şeker Portakalı (1968) oldu. Bu romanı on iki günde yazdığını açıklayan yazar, "Ama onu yirmi yıldan fazla taşıdım yüreğimde" der. Bu kitaptaki küçük Zezé'nin serüvenleri, Güneşi Uyandıralım (1974) ve Delifişek adlı romanlarında devam ediyor.

"Ağlamak kötü bir şey mi?"
"Ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. Neden sordun?"
"Bilmiyorum. Bir türlü alışamadım. Sanki yüreğim boş bir kafes..."  (sf.77)

"Erken kalkıyorum ve Serginho'nun bahçesinin oradan geçiyorum. Bahçe kapısı aralık olduğundan hemen içeri girip bir çiçek çalıyorum. Ama o kadar çok çiçek var ki, fark edilmez."
"Evet, ama bu yine de doğru bir şey değil. Yapmaman gerekir. Bir soygun yapmıyorsun elbette, ama yine de küçük çapta bir 'hırsızlık' sayılır."
"Hayır, bayan Cecilia. Yeryüzü, Ulu Tanrı'nındır değil mi? Yeryüzündeki her şey de Ulu Tanrı'nındır öyleyse. O zaman, çiçekler de..." (sf.85)

"En acısı da, balonumun başına gelenler. Ne güzel olacaktı. Luis'e sor istersen."
"Eminim. Çok çok güzel olacaktı. Ama sen merak etme. Yarın Dindinha'lara gideceğiz ve ipek kâğıdı alacağız. Dünyanın en güzel balonunu yapmana yardım edeceğim. O kadar güzel olacak ki yıldızlar bile kıskanacak."
"Boşuna zahmet etme, Godoia. En güzeli ilk yapılan balondur. İlki başarılı olmazsa bir daha yapamaz insan ya da yapmak istemez." (sf.151)

Çocukların yaraları çabuk kabuk bağlar. (sf.153)

"Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?"
"Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek." (sf.164)

Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi. (sf.190)


Çarşamba, Şubat 13, 2013

MATİLDA ~ Roald Dahl

Çeviren: Lale Akalın
Resimleyen: Quentin Blake
Kapak ve İç Tasarım: Gözde Bitir
Yayın Yılı: 13.Basım / Aralık 2012
Yayın Evi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı:252



ARKA KAPAK:


Çok okuyan akıllı Matilda, annesiyle babasına ders vermeye kalkarsa...


Matilda, kitap okumayı deli gibi seven, çok zeki bir kızdır. Anne-babası ise, onun işe yaramaz bir baş belası olduğunu düşünmektedir. Oysa kendileri, yalnızca televizyon izlemek ve insanları aldatarak para kazanmakla ilgilenen insanlardır. Derken Matilda annesiyle babasına güzel bir ders vermeye karar verir.
  • Anneler ve babalar ilginçtir. Kendi çocukları akla gelebilecek en berbat kişi olsa bile, onun harika biri olduğuna inanırlar. (sf.9)
  • Bir erkeği akşam işten eve dönüşünde gergin yapan birçok şey vardır ve duyarlı bir kadın fırtınanın belirtilerini fark eder, yatışıncaya kadar kocasını rahat bırakır. (sf.40)
  • Bir şeyin üstesinden gelmek istiyorsan, hiçbir şeyi yarım yamalak yapma. Cüretli ol, sonuna kadar git. Yaptığın her şeyin inanılmayacak kadar, yani tam anlamıyla çılgınca olmasına dikkat et. (sf.124)
  • Başöğretmen, yaşamın tüm hedefi, ileri gitmektir. (sf.230)

Perşembe, Aralık 13, 2012

BİLİMSEL GAFLAR ~ Billy Aronson

Doğruya Giden Eğri Yolda Serüvenler

Yazan: Billy Aronson
Çeviren: Nermin Arık
Özgün Adı: Scientific Goofs-
Adventuras Along the Crooked
Trail to Truth
Yayın Yılı: 21. Basım / Kasım 2010
Yayın Evi: TÜBİTAK
Sayfa Sayısı: 93


ARKA KAPAK:


Gömleklerin fare doğurduğu,
elektriğin kurbağalardan elde edildiği
bir dünya düşünün.
Ya da Marslıların gezegenlerini 

su kanallarıyla donattığını...
Belki size saçma ve inanılmaz 
geliyor.
"Olamaz!" diyorsunuz.
Ama bunlara inanıldığı dönemler de 
olmuştu; üstelik oldukça parlak,
çalışkan bilimciler tarafından.

Gaflar ve hatalar insanlara özgüdür;
bilimciler de bundan payını
alacaklardı elbet.
Ancak bu kitapta yer verilen
bilimsel gaflar özel bir türden.
Bunlar odanızı aydınlatmanızı,
pasta kreması yapmanızı,
dünyanın bir ucundan diğerine uçmanızı
olanaklı kılan atılımlara
başlangıç oluşturdular.
 Ve evren içindeki yerinizi
anlamanıza...
  • İnsanın, Dünya'nın her şeyin merkezi olduğunu düşünmesinin bir başka nedeni de kendini beğenmişliğidir. Yaşadığımız yerin yaşanılabilecek en önemli yer, bütün hareket ve heyecanın da merkezi olduğuna kendimizi inandırmak kolaydır. (sf.7)
  • İnsanlar, bir bilim laboratuvarından çok sirke yaraşır buldukları bu cesur insanlarla alay etmeye bayılıyordu. (sf.54)

Pazar, Aralık 09, 2012

ŞİRİN -iş dünyasını nasıl karıştırdım? ~ Birsen Ekim Özen

Yazan: Birsen Ekim Özen
Resimleyen: Sernur Işık
Kapak Tasarımı: Sernur Işık
Yayın yılı: 2011
Yayınevi: Timaş
Ebru'nun kitaplığında yine şirin mi şirin bir çocuk kitabı buldum. Evet isminin de Şirin olması pek manidar oldu. Sayfalarını karıştırayım, resimlere bakayım derken bir baktım kitabı okumaya başlamışım. Ebru da "Parça parça okuyacağına baştan başlayıp oku" dedi ve böylece kitaba başladım ve bitirdim.

Çok şirin bir karaktermiş Şirin. Pırıl pırıl zekası olan ama derslerine gereken ilgiyi göstermeyen bir çocuk. Zeki karakterlerin de böyle başarısız yansıtılması pek nahoş aslında ama, bunu bir kenara bırakıyorum şimdilik.

Şirin her zaman olduğu gibi kötü diyemesek de güzel bir karne de getiremiyor ailesine. Durum böyle olunca kendi karnesini kendisi yapıyor. Bir güzel taratıyor orijinal karneyi, sonra çıktısını alıyor. Daksil ve kalem yardımıyla gerekli düzenlemeleri de yapınca, ailesinin gururla gösterebilecekleri bir karne çıkıyor ortaya. Öğretmenin notu'nu da değiştirmeyi ihmal etmiyor. "Daha çok çalış" şeklinde düşülmüş nota şöyle minik bir müdahalede bulunuyor:

Şirin'in bir de arkadaşı var, Profesör dedikleri. Profesör sürekli belgeseller izliyor, bilim dergileri okuyor. Çok çalışıyor, notları çok iyi. Anladığım kadarı ile Profesör'ün ailesi de çocuklarını diğer çocuklarla kıyaslayıp, kendi çocuklarının daha "başarılı" olduğunu vurgulamaktan keyif alan bir aile. Ama Şirin'in Profesör ile ve diğer çocuklarla ilgili de sevimli ve ilginç düşünceleri var:


Şirin aile içi meselelere karşı da duyarlı. Evlerinde annesinin çok iş yaptığının, babasınınsa televizyon başına yayılmaktan başka bir şey yapmadığının farkında. Önce bunu babasının kendilerini üzmemek adına mühendis olduğunu iddia etmesine ama aslında maden ocağında çalışmasına bağlıyor. Daha sonra olayı iş yerinde araştırmayı uygun görüyor ve hem babasının hem de annesinin iş yerine misafir oluyor. Fotoğraflar çekiyor, gözlem yapıyor ve annesinin babasından daha çok çalıştığına, daha çok yorulduğuna karar veriyor.

Sonra bu gözlemlerini bir slaytta derliyor, topluyor ve ev halkına da izletiyor. Böylece aile içinde bir iş bölümü yapılmasına da ön ayak olmuş oluyor.

Çocuk kitapları söz konusu olduğunda anlatılan öykü kadar kitabın resimleri de önemli herhalde. Değil çocuklara, büyüklere bile daha bir hitap ediyor kapak / sayfa tasarımı özenli kitaplar.

Şirin'in kapağını da, sayfalarını da, çizimleri de çok sevdim ben. Hatta kendime çocuk kitabı alacak olursam hediye "Şirin" hediye edeyim.

Çok sevimli, can. *.*

Pazartesi, Ağustos 20, 2012

KİMSESİZ ÇOCUK ~ Hector Malot

Çeviren: Gönül Suveren
Orijinal Adı: Sans Famille
Yayın Yılı: 1978
Yayın Evi: Altın Kitaplar Yayınevi
Sayfa Sayısı: 200

  • Köyde yaşamış olanlar, <<ineği satmak >> sözcüğünün ne anlama geldiğini çok iyi bilirler. Bizim ineğimiz sadece sütninemiz değil, aynı zamanda arkadaşımızdı, dostumuzdu. Çünkü sakın ineğin çok aptal bir hayvan olduğunu sanmayın, tersine çok akıllıdır ve biraz eğitilecek olursa pek çok şeyler öğrenebilecek yetenektedir. (sf.9 / 10)
  • O güne değin kendi kendime hiçbir zaman bir babanın ne olduğu sorusunu sormamıştım. Ve belli belirsiz, içgüdülerimle, bunu kalın sesli bir anne olarak düşünegelmiştim. (sf.11/12)
  • Çünkü insan ancak içi rahat olduğu zaman uyuyabilir, değil mi ama? (sf.12)
  • Ne var ki zekâ, ancak karşılaştırma olanağı bulundukça değer kazanır.(sf.19)
  • Gerçi ona eğitim, öğrenim sağlayacaksınız, orası doğru, ama onun aklını yetiştirebilirsiniz, karakterini değil. (sf.55)
  • İşin kötüsü şudur ki, insanlar ne zaman birbirlerine daha çok yakınlaşmak isteseler, ayrılmak zorunda kalırlar. (sf.73)
  • Çünkü yaşamla savaşmak yürekliliğini gösterenlerin yazgısı her zaman kötü olmaz. (sf.74)
  • Fazla mutlusun oğlum. Bu böyle uzun sürmeyecektir. (sf.96)
  • Sevecenlik, zenginlikten yeğdir. (sf.147)

Cuma, Haziran 15, 2012

Peter Pan ~ J.M. Barrie

Çeviren: Betül Avunç
Kapak Resmi: F.D. Bedford
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Yayın Yılı: 7.Baskı / Aralık 2009
Sayfa Sayısı: 176
ARKA KAPAK:

Büyülü Peter Pan, Darling ailesinin çocukları Wendy, John ve Michael'ın yatak odasına gelir. Çocuklara uçmayı öğrettikten sonra, onları gökyüzünden Düşler Ülkesi'ne götürür. Çocuklar orada Kızılderililer, kurtlar, denizkızları ve korsanlarla karşılaşırlar. Korsanların lideri uğursuz Kaptan Kanca'dır. Bir sürü serüvenden sonra Peter, Wendy ve çocuklar Kaptan Kanca ve tayfalarıyla savaşırken, öykünün heyecanı doruk noktasına ulaşır.

Bir gece, siz uyurken, bir hayalin odaya süzüldüğünü, sizi uyandırıp, onunla birlikte, hiç bir yetişkinin olmadığı bir düşler ülkesine uçmayı önerdiğini hayal etmeyeniniz oldu mu? Büyümeyi reddeden, sonsuza dek çocuk kalan Peter Pan, hem çocuklar hem de yetişkinler için, hayallerin başladığı yer olmayı başarabilen bir dünya klasiği.

  • Biri dışında, bütün çocuklar büyür ve büyüyeceklerini erken yaşta öğrenirler. Wendy de şöyle öğrendi: İki yaşındayken, bir gün bahçede oynuyordu. Bir çiçek daha koparıp, bu çiçekle annesine koştu. Sanırım küçük kız pek sevimli görünüyordu ki, Bayan Darling elini göğsüne koyup, "Ah, keşke hep böyle kalabilsen!" diye haykırdı. Bu konuda aralarında geçen konuşmanın hepsi buydu, ama Wendy bundan böyle büyümek zorunda olduğunu öğrenmişti. Bunu iki yaşına girdikten sonra anlarsınız hep. İki yaş, sonun başlangıcıdır. (sf.1)
  • Çocuklar uyuduktan sonra onların düşüncelerini kurcalayarak, gün boyu oradan oraya dolaşan bir yığın şeyi tekrar yerli yerine koyup bunları ertesi sabaha hazırlamak, iyi annelerin her geceki alışkanlığıdır. (sf.5)
  • Düşler Ülkeleri elbette çeşit çeşittir. Örneğin, John'unkinde üzerinde flamingoların uçtuğu ve John'un da bu kuşları avladığı bir göl varken, Michael'ınkinde -Michael çok küçüktü- üzerinde göller uçan bir flamingo vardı. (sf.6)
  • Bir zamanlar biz de orada bulunduk; artık o sahillere ayak basamayacak olsak da, kumsala vuran dalgaların sesi hâlâ kulaklarımızda. (sf.7)
  • En garip serüvenleri çocuklar yaşar ve bunları olağan karşılarlar. (sf.8)
  • İlk kez haksızlığa uğrayan her çocuk bu şekilde etkilenir. Çocuk size yaklaşırken tek düşündüğü, sizden dürüstlük beklemeye hakkı olduğudur. Ona haksızlık etseniz de sizi yine sevecek, ama bundan sonra asla aynı çocuk olmayacaktır. (sf.89)
  • Görüyorsunuz, her şey tıpkı gerçekte olduğu gibi. Dünyanın en kalpsiz, ama bir o kadar da çekici yaratıkları olan çocuklar gibi gizlice sıvışır ve sadece kendimizi düşünerek yaşarız. Özel ilgiye ihtiyaç duyduğumuzda ise, şamar yiyeceğimize kucaklanacağımızdan emin olarak, soylu bir biçimde geri döneriz. (sf.107)
  • Ne zaman vazgeçmek gerektiğini kimse bir çocuktan daha iyi kavrayamaz. (sf.108)
  • Yepyeni şeyler kapıyı çaldığı zaman, çocuklar sevdiklerini terk etmeye hep böyle hazırdır işte. (sf.110/ 111)
  • Lostromo terbiyeli olduğunun farkında değil miydi yoksa? En iyi terbiye de bunu bilmemek değil midir zaten! (sf.133)
  • "Benden uzak durun hanımefendi, kimse beni yakalayıp adam edemeyecek." (sf.163)
  • Zamanla, şapkalarının ardından bile uçamaz oldular. Onlar buna antrenmansızlık diyorlardı ama bunun gerçek anlamı artık inançlarını yitirmeleridir. (sf.165)

Perşembe, Haziran 07, 2012

Tistu Adı Üstüne Birkaç Söz


Tistu... Ne şaşılası bir ad değil mi? Ne Fransada, ne başka bir ülkede "Tistu" adına rastlanmaz. Oysa bir zamanlar, herkesin Tistu diye çağırdığı küçük bir çocuk vardı. "Hiç öyle şey olur mu?" demeyin. Durun bakalım, açıklamaya çalışalım.

Günlerden bir gün, giysisi uzun kollu bir isim annesiyle siyah şapkalı bir isim babası, sepetin içinde bir ekmek kadar küçük duran bebeği kiliseye götürmüşler ve papaz efendiye, bebeğe konacak adı bildirmişler:
  - Bu çocupun adı Fransuva Batist olacak.
O gün, vazftiz edilen çoğu bebek gibi Tistu da direnmiş, bağırıp çağırmış, ağlamaktan kıpkırmızı kesilmiş ama yeni doğmuş bebeklerin bağırıp ağlamasından hiç mi hiç anlamayan büyükler büyük bir güvenle diretmişler:
  -Bu çocuğun adı ille de Fransuva Batist olacak.

Sonra, giysisi uzun kollu isim annesiyle siyah şapkalı isim babası onu götürüp beşiğine yatırmışlar. İşte ne olmuşsa o sırada olmuş. Büyüklerin, çocuğa verdikleri ada dilleri dönmemeye başlamış. Tistu aşağı, Tistu yukarı... Bebeğin adı Tistu kalmış.

"Olur böyle şeyler..." diyeceksiniz. Nice küçük çocuğun adı nüfus kütüğünde Anatole, Suzanne, Agnés diye işlenmişken, onların, pışbıdık, cancan, böcecik diye çağırıldığını bilmeyen var mı aranızda?

Bu örnek, olsa olsa büyüklerin gerçek adımızı bilmediklerini gösterir. Hepsi bu mu? O çokbilmiş büyükler, dünyaya nereden geldiğimizi, niçin var olduğumuzu ve burada ne aradığımızı da bilmezler.

Büyüklerin her konuda basmakalıp düşünceleri vardır. Kafalarını yormadan konuşmalarını sağlayan hazır düşünceler. Oysa, basmakalıp düşünceler çoğunlukla yanlış düşüncelerdir. Çok eskiden dökülmüşlerdir kalıplara. Bu kalıpları öyle yıllanmıştır ki, onları yapan ustalar bile unutulmuştur. Ancak, aklınıza gelebilecek her konuda çeşitli kalıplar bulunduğundan, onları sık sık değiştirebilir, düşüncenizi istediğiniz kalıba uydurabilirsiniz. Ne rahat değil mi?

Eğer, günün birinde sıradan bir kişi olmak için dünyaya gelmişsek, bu basmakalıp düşünceler kafamıza kolayca yerleşir. Kafamız büyüdükçe onlar da serpilip gelişirler.

Yok, eğer özel bir uğraş için dünyaya gelmişsek, bu uğraş da çevremizi, dünyayı titizlikle gözlememizi gerektiriyorsa, o zaman işler sarpa sarar. Basmakalıp düşünceler kafamızın içinde kalmak istemezler. Sağ kulağımızdan girerler, sol kulağımızdan çıkarlar... ve yere düştükleri gibi de parçalanırlar.

İşte o zaman bizler, önce ana babalarımızı, sonra da o parlak düşüncelere sımsıkı sarılmış tüm büyükleri şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratırız.

Maurice Druon
Yeşil Parmaklı Çocuk'tan...



Çarşamba, Mayıs 23, 2012

Yeşil Parmaklı Çocuk ~ Maurice Druon

Çeviren: Elâ Güntekin
Resimler: Maurice Druon
Yayın Evi: Can Yayınları
Yayın Yılı: 1984
Sayfa Sayısı: 110

ARKA KAPAK

Yeşil Parmaklı Çocuk, ünlü Fransız yazarı Maurice Druon'un çocuklar için yazdığı tek öyküdür. Bu kitap bugün çocuk klasikleri arasında yer almaktadır. Bu kitapta anlatılan Yeşil Parmaklı Çocuk, başka çocuklara hiç benzemez. Hiç tükenmeyen ilgileri ve amansız öfkeleriyle, büyüklerin kalıplaşmış davranış ve alışkanlıklarına karşı çıkar. Hastalıklar, umutsuzluklar, kısıtlanmış özgürlükler ve savaşlar onu her zaman şaşırtır. Ve Yeşil Parmaklı Çocuk'un gizli ama çok işe yarayan bir gücü vardır: Elleri. Dokunduğu her şeyi yeşillendiren, çiçeklendiren bir güç. İşte bu gücüyle dünyadaki tüm kötülükleri yenik düşüren bu çocuğu çok seveceğinize inanıyoruz.



*

  • Kaygı, uyanır uyanmaz göğsünüzü sıkıştıran ve gün boyu yakanızı bırakmayan, acı bir duygudur. Kaygı, odalara girmek için iğne deliğinden bile süzülür, rüzgârla birlikte yaparakların arasına uçuşur, kuşların şakımalarına tüner, zillerin telleri boyunca bir o yana bir bu yana koşar durur. (sf.19)
  • Yaşam aslında en iyi okuldur. (sf.22)
  • İnsanın aklına takılan bir düşünce zamanla karara dönüşür. Karar ise, uygulanmaya konmadan, insanın içi rahat etmez. (sf.36)
  • Büyüklerin bir huyu vardı: açıklanması olanaksız şeyleri ne pahasına olursa olsun açıklamak isterler.
    Onları şaşırtan her şeyden yedirgin olurlar. Dünyada yeni bir olay mı var, tuttururlar, daha önceden bilinen başka bir olayla benzerşiğini kanıtlayacağız diye. (sf.41)
  • "Kutuda sardalya gibi yanyana, ışıksız yerlerde yaşamaktan renkleri solmuş bu insanların. Ben de kutuda sardalya olsam mutlu olmazdım." (sf.47)
  • "İnsan mutsuz olduğunu anlamak için önce mutluluğu tatmış olmalı." (sf.54)
  • "Söyle bakalım Tistu, bu gün neler öğrendin? Tıp konusunda ne biliyorsun?
    Tistu şöyle yanıt verdi:
    "Tıbbın, acı çeken bir yürek karşısında çaresiz kaldığını öğrendim. İyileşmek için insanda yaşama isteğinin olması gerek. Doktor amca, insanlara umut veren haplar yok mudur?" (sf.56)
  • Arada bir, bir Bay çıkar ortaya, açıklanamayan olayların bir bölümünü açıklığa kavuşturur. Büyüklerin ilk işi, bu gibi kişileri alaya almaktır. Bay Trounadisse'in düzeni bozdukları gerekçesiyle, bu gibileri kulaklarından tuttukları gibi deliğe tıktıkları da görülmüştür. İş işten geçince, yani adam öldükten sonra haklı olduğunu anlayıp anısına bir anıt dikerler. Bu gibi kişilere "Dâhi" denir. (sf.59)
  • Savaşta herkes bir şeyler yitirir. (sf.71)
  • İnsanlar tanımadıkları kişilerin başına gelen yıkımları doğal karşılarlar. (sf.93)
  • Oğulları büüklerin düzenini bozup başları derde girdiğinde, anneler kendilerini hep bir parçacık suçlu bulurlar. (sf.94)
  • Oysa kimse kimsenin içyüzünü bilemez. (sf.97)
  • Her yaşamın sonunda ölüm vardır. (sf.100)
  • Ama bilmeceler ölüme vız gelir. Bilmeceyi soran ölümün kendisidir. (sf.102)
  • "Ölüm varken insanların birbirlerine durmadan kötülük etmeye çalışmaları aptallık değil de nedir?" (sf.103)