Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ağustos 04, 2013

Tatilde Aşk Başkadır ~ Zimmermann & Zimmermann

Çevirenler: Erim Bikkul & Mahmut Emre Bayram
Özgün Adı: Küsse, Krisen, Große Feiren
Kapak Tasarımı: Pınar Kazma
Yayın Yılı: 1. Baskı / Ağustos 2005
Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 135
Yokyer'i bir türlü okuyamıyorum! Yok, olmuyor. Neden böyle oldu anlayamadım. Büyük bir hevesle almıştım kitabı, elimdeki kitap da tam vaktinde bitti, sorunsuzca, gecikmeden başladım diye seviniyordum ama ilerleyemiyorum kitapta. Mekân kasvetli diye mi, şu an ruh halim mi el vermiyor bilmiyorum. Herhalde benden kaynaklanıyor.

Neyse, böylece Okuma Şenliği için seçtiğim Tatilde Aşk Başkadır'ı okuma fırsatı buldum. Yine Ebru'dan aldığım kitaplardan biriydi. Bu kitabı sayfa sayısı 150'den az diye seçmiştim.

Henri diye bir kız var kitapta işte, ergen tabii. Bir de erkek arkadaşı var, Tom. Sorunsuz bir ilişkileri varken yaz tatilinde her şey altüst oluyor. Tom benzin istasyonunda iş bulduğunu, her gün orada çalışması gerektiğini söylüyor Henri'ye. Ama Henri onu sarışın bir kızla görüyor. Üstelik sadece o değil, çevresindeki herkes, ailesi bile Tom'u bir kızla gördüğünü söylüyor. Henri de aldatıldığını düşünüyor ve tabii ki yıkılıyor. Ama pes etmemeye kararlı.

Tüm bunlar olurken, Henri'nin ablası da eve dönüyor çünkü erkek arkadaşıyla ayrılmışlar. Bir gün ablasının erkek arkadaşı, ablasının eşyalarını iade etme bahanesiyle evlerine gidiyor. Evde sadece Henri var. O da ablasının iyi olduğunu, partilere falan gittiğini, Jens diye biriyle görüştüğünü falan söylüyor. Ablası gerçekten kafa dağıtmak için çıkıyor sık sık ama, aslında biriyle görüştüğü falan yok, eski erkek arkadaşı yüzünden aşk acısı çekmekte. Neyse, bunları öğrenen erkek arkadaş, ablayı aslında çok sevdiğini anlıyor ve onu deli gibi kıskanıyor. Böylece ilişkilerine yeniden başlıyorlar.

Bu olanları gözlemleyen Henri de, Tom'u geri kazanmak için onu kıskandırması gerektiğine karar veriyor. Bu esnada da kasabaya birileri taşınmış, üçüzler. Henri kıskandırma konusunda üçüzlerin işe yarayacağını düşünüyor. Üçü de aynı olduğu için her gün biriyle görüşmek fakat kasabadakilere ve tabii Tom'a bir erkekle görüşüyor izlenimi vermek istiyor. Henri her gün biriyle görüştüğünü zannederken aslında üçüzlerin tek bir tanesiyle görüşmüş, kitabın sonunda öğreniyoruz. Çünkü çocuk Henri'nin sevgili aradığını düşünmüş ve ondan biraz hoşlanmış. Neyse, en sonunda Tom, Henri'yi üçüzlerden biriyle yakalıyor.

Sonra anlaşılıyor ki aslında Tom haftanın 3 günü benzincide çalışıp ehliyet kursuna gidebilmek için para biriktiriyor, geri kalan günlerde de sarışın kızla birlikte motor birleştirmeye çalışıyormuş Henri'yi gezdirebilmek için. Bunun üzerine barışıyorlar.

Bu kadar. Biz de kitapta bu yanlış anlaşılma olayını okumuş oluyoruz. Ergenken bu kitapları okusaydım, acaba bu olduğumdan farklı biri olur muydum? Şimdi çok saçma salak ve gereksiz geliyorlar çünkü.

Bu yazıyı da Yokyer'i keyifle okumak ve bitirmek dileğiyle sonlandırıyorum.

4/10

Çarşamba, Temmuz 24, 2013

Zerdüşt Böyle Diyordu ~ Friedrich W. Nietzsche

Çeviren: Osman Derinsu
Özgün Adı: Also Sprach Zarathustra
 Yayın Yılı: 15.Basım / Ocak 2012
Yayınevi: Varlık Yayınları
Sayfa Sayısı: 296

ARKA KAPAK:

Nietzsche'nin ölümsüz yapıtı "Zerdüşt Böyle Diyordu", bir asırdan uzun bir süredir değerinden hiçbir şey yitirmeden, birbirini izleyen kuşaklarca hep aynı ilgi ve beğeni ile okunmakta devam ediyor. Çok tartışılmış, bir yandan göklere çıkarılırken bir yandan da saldırılara uğramış, ama hiçbir gerçek aydın bu kitabı okuma gereğini yadsıyamamıştır. Ünlü yapıtın başarılı çevirisinin gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş yeni basımını sunuyoruz size.
Beğeneceğinizi umarak.

Diyorum ben sizlere: hâlâ kargaşa olmalı ki bir insanın içinde, raks eden bir yıldız getirebilsin dünyaya. (sf.25)

Onun bilgeliği şu: iyi uyumak için uyanık kalmak! Ve gerçekten, anlamı olmasaydı hayatın eğer ve anlamsızı seçmem gerekseydi benim, seçilmeye en layık anlamsızlık olurdu bu. (sf.36)

Bir zamanlar ruh tanrıydı, sonra insanlaştı, şimdiyse yığınlaşıyor hatta. (sf.45)

Özgür bir hayat henüz açık duruyor ulu ruhlar için. Gerçekten, aza sahip olanın kulluğu az olur: övgüler olsun küçük yoksulluğa! (sf.54)

Namus, bazılarınca bir erdem, ama birçoklarınca hemen hemen bir ayıptır. (sf.57)

Dostun için sen temiz hava ve yalnızlık ve ekmek ve deva mısın? Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar. (sf. 59)

İnsanlarla ilişki bozar kişiliği, hele kişilik yoksa. (sf.63)

Kendi kötün ile iyini edinebilir misin sen kendine ve bir yasa olarak kendi iradeni asabilir misin kendi üstüne? Kendi kendinin yargıcı olabilir misin, ve kendi yasanın intikamcısı? (sf.64)

Evlilik diye ben, yaratıcılarından daha üstün olanı yaratma iradesine derim iki kişinin. Böyle bir iradeyi isteyenlerin birbirine duyduğu saygıya derim ben evlilik. (sf.69)

Siz kendinizi henüz aramamıştınız: o zaman buldunuz beni. Böyle yaparlar bütün inananlar; onun için bu kadar azdır önemi bütün inançların. (sf.76)

Büyük iyilik borçları, iyilik borçlusu yapmaz, kinci yapar insanları; ve küçük bir iyilik, unutulmazsa, kemiren bir kurt olur. (sf.86)

En affedilmez tarafın senin şu: kudretin var, fakat hükmetmek istemiyorsun- (sf.136)

Şu uzun yol arkamızdaki: bir ebediyet sürer. Öndeki bu uzun yol da başka bir ebediyettir.

Birbirine karşıttır bunlar, bu yollar; birbirini iterler başlarıyla: - ve burada, bu kapıda birleşirler. Kapının adı, üstünde yazılı: "Ân" (sf.146)

Ne isterseniz yapın,- önce ama isteyebilen kişiler olun! (sf.158)

Kimine göre, yalnızlık, hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de, hasta kişilerden kaçış. (sf.161)

İyilerin kötü dedikleri bütün şeyler bir araya gelmeli ki bir gerçek doğsun (sf.183)

Pazar, Şubat 19, 2012

Kontrbas-Patrick SÜSKİND

  • Aslında herkes de bilir bunu.Ne var ki kimse açıkça itiraf etmez,çünkü orkestra müzisyeninin tabiatında hafif kıskançlık vardır.Bizim konsertmayster,kontrbas olmasa elinde kemanıyla,elbiseleri olmayan imparator gibi -kendi önemsizliğinin ve kendinibeğenmişliğinin gülünç bir timsali olarak- orta yerde kalıvereceğini kabul edecek olsaydı hali nice olurdu?Hoş olmazdı.Hiç hoş olmazdı.
  • Öyle insanlar tanıyorum ki,içlerinde bütün evren gizlidir,ölçülemez boyutlarda bir şey.Ama ortaya çıkarmak olası değil.Kesinlikle değil.
  • Malum,Fransız milleti öfkeyi sever.Bir yerlerde bir devrim havası esmeye görsün,Fransız hemen orada değil midir?
  • ...Bakın-ama öyle sık görülen bir şey ki.İyi olan ne varsa ölüyor,çünkü zamanın akışı iyinin karşısında.Ve bu akış önüne ne çıkarsa ezip geçiyor.
  • Kontrbas,insanın ne kadar uzaklaşırsa o kadar iyi işittiği tek çalgıdır,ki bu da sorunlu bir durumdur.
  • Çünkü kontrbas çalmak sırf kuvvet meselesidir,müzikle ilgisi arkadan gelir.Bunun içindir ki,bir çocuk hayatta kontrbas çalamaz.Ben kendim on yedi yaşımda başladım.Şimdi otuz beşimdeyim.Gönüllü olarak başlamış değilim.Daha çok,bakire bir kızın çocuğu olması gibi,rastlantıdan.
  • Yok,gerçekten insan anasından kontrbasçı olarak doğmuyor.Kişiyi oraya götüren yol nice yanılmalardan,hayal kırıklıklarından geçiyor.Diyebilirim ki,bizim Devlet Orkestrası'ndaki sekiz kontrbasçı içinde bir tanesi bile yoktur ki hayatın sillesini yememiş olsun ve de yediği sillelerin izi bu gün bile hâlâ yüzünden okunmuyor olsun.Tipik bir kontrbasçı kaderi olarak kendiminkini örnek gösterebilirim:baskın bir baba,memur,sanatla filan ilgisi yok;zayıf bir anne,flüt çalar,aklı fikri sanatta;ben çocuk olarak annemi taparcasına seviyorum;annem babamı seviyor; babam küçük kız kardeşimi seviyor;beni seven yok -yani şimdi öznel açıdan bakınca.Babama olan nefretimden memur değil sanatçı olmaya karar veriyorum;ama annemden öç almak için de en büyük,en kullanışsız,soloya en elverişsiz çalgıyı seçiyorum;üstelik hem onu ölesiye incitmek hem de babama mezarı başında bir tekme atmış olabilmek için tutup gene de memur oluyorum:Devlet Orkestrası'nda kontrbasçı,üçüncü sıra.Bu sıfatla günbegün,dişi çalgıların -yani şimdi biçim bakımından- en büyüğü olan kontrbas aracılığıyla kendi annemin ırzına geçiyorum ve tabii bu bitmek bilmez sembolik ensest ilişkisi her seferinde ahlaki bir felaket oluyor;her basçının alnının ortasına yazılıdır bu felaket.
  • Ve bu işlevi bakımından -şimdi gene müzikten söz edecek olursak- kontrbas,ölümün simgesi olarak,içinde müziğin de hayatın da aynı biçimde yitip gitme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu mutlak hiçliğe karşı savaşır.
  • Viyolonsel ise,malum,kontrbas kadar battal değildir.Birbirini seven ya da sevmek isteyen iki insanın arasına bas gibi paldır küldür girmez.
  • Çünkü bir orkestra,gözünüzün önüne getirin şimdi,sıkı bir hiyerarşiye göre kurulmuş bir yapıdır,böyle olmalıdır ve bu niteliğiyle toplumun bir aynasıdır.Belli bir insan topluluğunun değil,genel olarak insan toplumunun.
  • ...bu günün seyircisi dahafazla alkışlamasına fırsat verilmezse cezalandırılmış gibi hissediyor kendini...
  • Müzik öyle ha deyince bitivermez ki!
  • Çünkü müzik insani bir şeydir.Politikanın,dünyada olup bitenin ötesinde bir şey.Bütün insanlığa özgü bir şey,diyebilirim,insan ruhunu ve insan beynini oluşturan bir temel unsur.
  • Benim neye ihtiyacım var,biliyor musunuz?Bana hep,ele geçiremeyeceğim bir kadın gerek.Ama onu ele geçiremediğime göre,kadına da ihtiyacım yok demektir.
  • "Düşünmek,herkesin acemice uygulamasına gelmeyecek kadar güç bir şeydir."
  • Çıldırmamak işten değil.İşin sonu sefalet,öyle de böyle de...

Koku-Patrick Süskind


  • "Deli burnuyla görür" gözleriyle göreceğine ve anlaşılan Tanrı vergisi aklın ışığının daha binlerce yıl yanması gerekecekti ilkel inancın son kalıntılarının da defedilebilmesi için.(sf.21)
  • Bir an içinden,kendisinin çocuğun babası olduğu  yollu,rüya gibi bir düşüncenin yükselmesine izin verdi.Keşiş olmamıştı da sıradan bir kentliydi,belki namuslu,iyi bir zanaatkâr,bir kadınla,sıcak,yünle karışık süt gibi kokan bir kadınla evlenmiş,ondan bir oğlu olmuştu,şimdi de onu sallıyordu dizlerinde,kendi çocuğunu,bıcı bıcı,eski bir imgeydi bu,dünya kadar eski,yine de dünya durdukça hep yeni ve doğru kalacak bir imge,aah ah! (sf.22)
  • Ama bu derece bir alçakgönüllülükle çekip gidebilmek için asgari bir iyi niyet gerekliydi (...) (sf.27)
  • Kadın,içi çocukken ölmüş olsa da çok yaşamak talihsizliğine uğradı.(sf.36)
  • Denizin kokusu öyle hoşuna gitti ki,onu günün birinde saf ve katışıksız olarak ve içinde boğulabileceği kadar çok ele geçirmeyi diledi.(sf.42)
  • Onu elde etmeliydi,sırf sahibi olmak için değil,yüreğinin dinginliği aşkına.(sf.45)
  • İcatlara kuşkuyla bakardı,çünkü her icat,bir kuralın bozulması anlamına gelirdi.(sf.59)
  • Bir savaş gemisinin pahası 300.000 livre ederdi,batmasıysa beş dakika sürmezdi,tek bir top ateşine bakardı,gitti mi gider,yok olurdu,ödediğimiz vergilerle birlikte.(sf.64)
  • "İnsanın felaketi,sessizce odasında,ait olduğu yer olan odasında oturmak istememesinden gelir," der Pascal.(sf.64)
  • Parfüm zaman içinde yaşar;gençliği,olgunluğu,yaşlılığı vardır.Ve ancak hayatının üç çağında da aynı hoş biçimde koku veriyorsa başarılı olmuş denebilir.(sf.70)
  • Tanrı gönderir iyi zamanları da kötü zamanları da,ama kötü zamanlarda yanıp yakılalım istemez,erkekçe göğüs gerelim ister.(sf.74)
  • "Her sanatta ve her zanaatta -Bak gitmeden bunu aklına yaz!- yetenek hiçbir şey ifade etmez,ama deneyim,alçakgönüllülükle,çalışkanlıkla elde edilmiş deneyim her şeydir."(sf.84.)
  • Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki,sözden,gözle görmekten,duygudan,iradeden daha güçlüdür.Savılıp atılamaz bu inandırıcılık,soluduğumuz havanın ciğerlerimize işleyişi gibi,o da içimize işler,doldurur bizi,hepten ele geçirir,çaresi yoktur.(sf.92)
  • En ufak bir vesile olmasa bile hep uyanık bekliyordu dışarıdan gelip de içine girmesi gereken her şeye karşı duyduğu güdüsel kuşku.(sf.124) 
  • Bu kokunun mülkiyetini,hemen ardından kaybı ile korkunç derecede pahalı ödeyeceğini bilse de,mülkiyeti ve kaybı,ikisinden de bir kalemde vazgeçmekten daha çekici görünüyordu gözüne,çünkü ömrü boyunca hep vazgeçmişti.Ama sahip olduğu,kaybettiği olmamıştı daha hiç.(sf.202)
  • Uyumak başarının ruhunu tehlikeye atardı.(sf.228)
  • Ömründe bir kere öbür insanlar gibi olup içindekini dışa vurmak istiyordu:Nasıl onlar sevgilerini,aptalca hayranlıklarını dışa vuruyorlarsa o da nefretini dışa vurmak istiyordu şimdi.Bir kere,sadece bir kere kendi gerçek benliğiyle anlaşılıp başka bir insandan kendi tek gerçek duygusuna,nefretine bir yanıt almak istiyordu.(sf.250)