Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 02, 2013

Akıl ve Tutku ~ Jane Austen

Çeviren: Hamdi Koç
Özgün Adı: Sense and Sensibility
Yayın Yılı: 7. Basım / Şubat 2013
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 392

(...) bir delikanlı tam böyle olmalı. Uğraşı ne olursa olsun sınırsız bir hevesle yapmalı ve yorgun düşmemeli. (sf.47)

Kinayeli tüm bayağı sözlerden nefret ederim;'birini tavlamak' ya da 'birini elde etmek' ise en iğrençleri. Anlamları ağır ve densiz; uydurulduğunda hoşa gittiyse bile zaman tüm hoşluklarını çoktan yoketmiş. (sf.48)

Yakınlığı belirleyen şey zaman ya da imkan değildir; - sadece karakterdir. (sf.62)

Elinor bütün bunları kabul etti, çünkü akıllı uslu bir itiraz karşısındakinin hak etmediği bir iltifat olacaktı. (sf.259)

(...) gayretli ve aralıksız konuşmayla geçen sadece birkaç saat bile iki aklı başında insan arasında gerçekten ortak olabilecek olandan daha fazla konu gerektirirse de aşıklarda durum farklıdır. Onlar arasında hiçbir konu bitirilmez, hatta hiçbir anlaşmaya da varılamaz aynı şeyi en az yirmi kere yeni baştan konuşmadan. (sf.376)

Pazartesi, Kasım 25, 2013

Ben Sana Mecburum ~ Attilâ İlhan

Şiir okumak konusunda emekliyorum henüz, biliyorsunuz. Emeklemek ama yalpalayarak emeklemek, o bile yerleşmemiş. Emine Hoca şiir okumanın okurluğun en üst mertebesi olduğundan bahsetmişti, şiirden keyif alabilmenin, anlayabilmenin...Ben yeni yeni deniyorum. Daha önce pek hoşlanmazdım.

Attilâ İlhan...
Bu kitabı Burcu aldı bana, doğum günü hediyesi. Şiir kitaplarına bakıp bakıp yerine koyuşum, eski bir alışkanlıkla belki elimin sürekli romanlara gidişi itti onu buna biraz da. Güzel de oldu.

Bu yıl biraz Turgut Uyar denedim, biraz Edip Cansever. Bir parça Nazım Hikmet, Can Yücel, şimdi de Attilâ İlhan...

Kendimdeki acemiliği görüyor ve hissediyorum. Bu şiir okumalarına baktığımda hepsinin ortak özelliğinin şu olduğunu görüyorum, şiir okurken sayfaları bir roman okur gibi çeviriyorum. Bazen şiirleri anlamıyorum, bazen de anlamaya çalışmıyorum. Sanırım şu durumda şiir okumak benim için "müziği okumak" gibi. Güzel kelimelerin kafamdan geçmesine izin vermek, onlara kapılmak. Anlamadan, bu kadar...

Attilâ İlhan için de böyleydi bu. Zaten geçmişten dem vuran veya siyasi göndermeler yapan şiirlerini biraz yaşım nedeniyle biraz da herhalde bu konularda hiç kitap karıştırmadığımdan anlayamıyorum.

Sanırım bu yüzden, aslında okuduğum hiçbir şiir kitabını bitmiş saymıyorum. Bu bir ilk okuma, atıştırma. Belki üçüncü, belki beşinci okumamda hakkını vermiş olacağım, biliyorum ve seziyorum.

Her kitaptan bir şiir takılıp kalıyor aklıma, bu kez de (daha önce de yazmıştım ya) Yanlış Yaşamak oldu aklımda kalan...

"hep yanıldık mı kim bilir
 inanmak gelmiyor içimden"
 

"yine yanlış mı yaşıyoruz
 karanlığımızı avuçlarımıza öksürerek"

"ölüversek mi ne
 en büyük yanlışlığı benimseyerek"

"yanıldıkça lüzumsuzluğumu anlayıp
 insan yaşadığından utanıyor
 uykularımızda yalnızlık korkuları
 dışımız en küstah yanlışlıklar
 içimiz en başka türlü ayıp"

Salı, Ağustos 13, 2013

Bütün Masallar, Bütün Öyküler ~ Oscar Wilde

Çevirenler: Roza Hakmen & Fatih Özgüven
Özgün Adı: Complete Short Fiction
Yayın Yılı: 5.Baskı / Şubat 2010
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 
Sayfa Sayısı: 257


Nereyi seversen, orası senin dünyandır. (sf.43)

"Savaşta" dedi işçi, "zayıflar güçlülerin kölesi olur, barışta da yoksullar zenginlerin kölesi olur. Yaşamak için çalışmaya mecburuz; bize verdikleri ücret o kadar düşük ki, yaşamamıza yetmiyor, ölüyoruz. Bütün gün onlar için uğraşıp didiniyoruz; onlar sandıklarını altınla dolduruyor, bizimse çocuklarımız vakitsiz solup gidiyor, sevdiklerimizin yüzü sertleşip fesatlaşıyor. Üzümü biz eziyoruz, şarabı başkası içiyor. Mısırı biz ekiyoruz ama soframız boş. Kimse görmese de zincirlerimiz var; bize özgür dense de köleyiz." (sf.62)

Daha gençliğinde, hiçbir şeyin pervasızlık kadar masumiyet görüntüsü vermediğini keşfetmişti... (sf.152)

Bir kadın hatalarını sevimli hale getiremezse, sadece kadın cinsinden olduğuyla kalır. (sf.156)

Evlilik için doğru zemin karşılıklı yanlış anlamalardır. (sf.157)

Dünya bir sahnedir, ama roller kötü dağıtılmıştır. (sf.161)

Aşk ve romantizm, işsizlerin uğraşı değil, zenginlerin imtiyazıdır. (sf.233)

Cuma, Haziran 15, 2012

Peter Pan ~ J.M. Barrie

Çeviren: Betül Avunç
Kapak Resmi: F.D. Bedford
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Yayın Yılı: 7.Baskı / Aralık 2009
Sayfa Sayısı: 176
ARKA KAPAK:

Büyülü Peter Pan, Darling ailesinin çocukları Wendy, John ve Michael'ın yatak odasına gelir. Çocuklara uçmayı öğrettikten sonra, onları gökyüzünden Düşler Ülkesi'ne götürür. Çocuklar orada Kızılderililer, kurtlar, denizkızları ve korsanlarla karşılaşırlar. Korsanların lideri uğursuz Kaptan Kanca'dır. Bir sürü serüvenden sonra Peter, Wendy ve çocuklar Kaptan Kanca ve tayfalarıyla savaşırken, öykünün heyecanı doruk noktasına ulaşır.

Bir gece, siz uyurken, bir hayalin odaya süzüldüğünü, sizi uyandırıp, onunla birlikte, hiç bir yetişkinin olmadığı bir düşler ülkesine uçmayı önerdiğini hayal etmeyeniniz oldu mu? Büyümeyi reddeden, sonsuza dek çocuk kalan Peter Pan, hem çocuklar hem de yetişkinler için, hayallerin başladığı yer olmayı başarabilen bir dünya klasiği.

  • Biri dışında, bütün çocuklar büyür ve büyüyeceklerini erken yaşta öğrenirler. Wendy de şöyle öğrendi: İki yaşındayken, bir gün bahçede oynuyordu. Bir çiçek daha koparıp, bu çiçekle annesine koştu. Sanırım küçük kız pek sevimli görünüyordu ki, Bayan Darling elini göğsüne koyup, "Ah, keşke hep böyle kalabilsen!" diye haykırdı. Bu konuda aralarında geçen konuşmanın hepsi buydu, ama Wendy bundan böyle büyümek zorunda olduğunu öğrenmişti. Bunu iki yaşına girdikten sonra anlarsınız hep. İki yaş, sonun başlangıcıdır. (sf.1)
  • Çocuklar uyuduktan sonra onların düşüncelerini kurcalayarak, gün boyu oradan oraya dolaşan bir yığın şeyi tekrar yerli yerine koyup bunları ertesi sabaha hazırlamak, iyi annelerin her geceki alışkanlığıdır. (sf.5)
  • Düşler Ülkeleri elbette çeşit çeşittir. Örneğin, John'unkinde üzerinde flamingoların uçtuğu ve John'un da bu kuşları avladığı bir göl varken, Michael'ınkinde -Michael çok küçüktü- üzerinde göller uçan bir flamingo vardı. (sf.6)
  • Bir zamanlar biz de orada bulunduk; artık o sahillere ayak basamayacak olsak da, kumsala vuran dalgaların sesi hâlâ kulaklarımızda. (sf.7)
  • En garip serüvenleri çocuklar yaşar ve bunları olağan karşılarlar. (sf.8)
  • İlk kez haksızlığa uğrayan her çocuk bu şekilde etkilenir. Çocuk size yaklaşırken tek düşündüğü, sizden dürüstlük beklemeye hakkı olduğudur. Ona haksızlık etseniz de sizi yine sevecek, ama bundan sonra asla aynı çocuk olmayacaktır. (sf.89)
  • Görüyorsunuz, her şey tıpkı gerçekte olduğu gibi. Dünyanın en kalpsiz, ama bir o kadar da çekici yaratıkları olan çocuklar gibi gizlice sıvışır ve sadece kendimizi düşünerek yaşarız. Özel ilgiye ihtiyaç duyduğumuzda ise, şamar yiyeceğimize kucaklanacağımızdan emin olarak, soylu bir biçimde geri döneriz. (sf.107)
  • Ne zaman vazgeçmek gerektiğini kimse bir çocuktan daha iyi kavrayamaz. (sf.108)
  • Yepyeni şeyler kapıyı çaldığı zaman, çocuklar sevdiklerini terk etmeye hep böyle hazırdır işte. (sf.110/ 111)
  • Lostromo terbiyeli olduğunun farkında değil miydi yoksa? En iyi terbiye de bunu bilmemek değil midir zaten! (sf.133)
  • "Benden uzak durun hanımefendi, kimse beni yakalayıp adam edemeyecek." (sf.163)
  • Zamanla, şapkalarının ardından bile uçamaz oldular. Onlar buna antrenmansızlık diyorlardı ama bunun gerçek anlamı artık inançlarını yitirmeleridir. (sf.165)