Charles Bukowski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Charles Bukowski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Şubat 23, 2012

Buhran


çok fazla
çok az
ya da çok geç

çok şişman
çok zayıf
ya da çok kötü

kahkaha
ya da gözyaşı
ya da kusursuz
kayıtsızlık

nefret edenler
sevenler

ellerindeki şarap şişelerini sallayarak
önlerine çıkanları süngüleyip
kadınların ırzına geçen ordular

ya da ucuz bir pansiyon odasında
Marilyn Monroe'nun fotoğrafıyla yaşayan bir ihtiyar

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu saatin kollarının ağır hareketlerinde
bile görebilirsiniz.

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu Vegas'ta, Baltimore'da ya da Münih'te
yanıp sönen neon ışıklarında görebilirsiniz.

insanlar yorgun,
hayat tarafından cezalandırılmış,
ya sevgiyle ya da sevgisizlikle
sakatlanmış.

yeni hükümetlere ihtiyacımız yok
yeni devrimlere ihtiyacımız yok
yeni kadınlara ihtiyacımız yok
yeni yollara ihtiyacımız yok
şevkate ihtiyacımız var.

müşfik davranmıyoruz
birbirimize.
müşfik davranmıyoruz.

korkuyoruz.
nefretin gücü simgelediğini
sanıyoruz.
cezalandırmanın
sevgi olduğunu.

daha az sahte bir eğitim bize gereken
daha az kural
daha az polis
ve daha iyi öğretmenler.

bir odada
bir başına acı çeken
öpülmemiş
dokunulmamış
bir başına bitki sulayan
olsa da çalmayacak
bir telefondan yoksun
insanın dehşetini unutuyoruz.

müşfik davranmıyoruz birbirimize
müşfik davranmıyoruz birbirimize
müşfik davranmıyoruz birbirimize

boncuklar sallanır, bulutlar örter
köpekler gül bahçesine işer
bir çocuğun kafasını koparır cani
dondurma külahından bir ısırık alır gibi
okyanus bir gelip
bir giderken
anlamsız bir ayın esaretinde.

müşfik davranmıyor insanlar birbirine. 

Bukowski.

Pazar, Şubat 19, 2012

Sıradan Delilik Öyküleri-Bukowski


  • "bebek,neden başkaları arabaları ile bize çarpmaya çalışıyorlar?"
    "çünkü mutsuzlar ve mutsuz insanlar acı vermeyi severler,annem."
    "mutlu insan yok mu?"
    "mutluymuş gibi yapan çok insan var."
    "neden?"
    "çünkü utanıyorlar,korkuyorlar,itiraf edecek cesaretleri yok."
  • "İnsanlık beni hep iğrendirmiştir.Onları özellikle iğrenç kkılan akraba ilişkileri hatalığıydı,ki buna evlilik,güç değiş tokuşu ve yardımlaşma,mahalleniz,bölgeniz,şehriniz,ülkeniz,devletiniz,milletiniz de dahil.Hayvanca -korku aptallığı ile vızıldayıp durdukları kurtuluş kovanında herkes birbirinin kıçına yapışmıştı."
  • "Bay Evans,sizi izliyoruz ve aklınızın bir parçasını yitirdiğinizi sanıyoruz."
    Resepsiyon memuru doğrulup gözlerini Frank'in yüzüne dikti.
    "Sinemaya gitmeyi düşünüyorum," dedi Frank,"önerebileceğin bir film var mı?"
    "Konudan sapmayalım,Bay Frank."
    "Pekala,aklımı yitiriyorum.Başka?"
  • "ruhundan arta fazla bir şey kalmamışsa ve bunun farkındaysan biraz ruhun vardır yine de."
  • "dibe vurduğunu sanıp bir dip daha olduğunu keşfedebiliyordu insan."
  • "ziyaretime gelen insanlar biraz tuhaftır,ama hemen hemen herkes tuhaftır biraz;dünya her zamankinden daha çok sallanıp titreşiyor ve sonuçları aşikar."
  • "ne ilgisi var,diye geçirdim içimden.ne önemi var?herkes anlamsız hamleler peşindeydi,oysa bir hamle yaptığında matematik hesabı da yapmak zorundaydın."
  • "-kimse ruhunun tamamını yitirmez-yüzde doksanını rüzgara işer sadece.
  • "İnsan,ruhunu anlamayı ısrarla reddeden bir ortamın kurbanıdır."
  • "yüzde yüz insan yoktur aslında.hepimizin,başkalarının farkında olup bizim farkında olmadığımız deli ve çirkin bir yanı vardır.yoksa bu çiftliğe nasıl katlanabilirdik?"
  • "Beni hayvanat bahçene mi katmak istiyorsun?"
    "Evet."
    "Ben insanım ama."
    "Evet ama bozulmamışsın.Onlardan farklısın.İçinde hâlâ yüzen bir şeyler var.Onlar kaybolmuş,sertleşmiş.Sen de kaybolmuşsun ama sertleşmemişsin.Bulunmaya ihtiyacın var."
  • "Dünya yorgun,sonu yakın.İnsanlar taşlaşmışlar.Kendilerinden usanmışlar.Ölüm dualarının kabul edilmesini bekliyorlar."
  • "yatağıma döndüm.ölüyordum sadece.kimsenin umurunda değildi.benim bile umurumda değildi."
  • "düşünün bir.herkes ölür."
  • "Size şu kadarını söyleyeyim,dehşetin dehşet olduğuna inandığınız anda daha AZ dehşete düşersiniz."
  • "Kurmalı oyuncaklardan farksızdık...birkaç kez kuruluyorduk,sonra da güle güle...ortalıkta dolanıp varsayımlarda bulunuyor,planlar yapıyor,valiler seçiyor,bahçemizdeki çimleri biçiyorduk...Delilik tabii,ne delilik DEĞİLDİR ki?"

Perşembe, Şubat 16, 2012

Pazar Günleri



...
Ebeveynlerimiz yaraları bereleri umursamazlardı;korkunç ve affedilmez günah pantolon dizlerini yırtmaktı.Sadece iki pantolonumuz vardı:bir tane her gün için,bir tane de Pazar günleri için.Pantolonlardan birinin dizini yırtmamalıydın, çünkü o zaman yoksul götün teki olduğun anlaşılırdı ve bu annenle babanın da yoksul götler olduğu anlamına gelirdi.Bu yüzden karşı oyuncuyu dizlerinin üstüne düşmeden devirmeyi öğrenirdin.Devrilen oyuncu da dizlerinin üstüne düşmeden devrilmeyi.

Dövüştüğümüz zaman saatlerce dövüşürdük.Ebeveynlerimiz bizi kurtarmazdı.Kabadayı geçinip merhamet dilenmediğimiz için karışmazlardı sanırım,merhamet dilenmemizi beklerlerdi.Ama onlardan nefret ettiğimiz için merhamet dilenmezdik ve biz onlardan nefret ettiğimiz için onlar da bizden nefret ederlerdi.Korkunç yumruklaşmalarımızın ortasında balkona çıkar,bize şöyle bir baktıktan sonra esner ve çöpe atılacak reklam broşürlerini alıp içeri girerlerdi.

Bir keresinde daha sonraları Amerikan donanmasında yüksek bir konuma gelen biri ile dövüşmüştüm.Sabah sekiz buçukta başlamış,güneş batana dek dövüşmüştük.Evinin ön bahçesinde olmamıza rağmen kimse durdurmamıştı bizi.İki iri biber ağacının altında dövüşmüş,serçeler gün boyunca üzerimize sıçıp durmuşlardı.

Gaddarca dövüşmüştük,ölümüne.Benden daha iri,daha yaşlı ve daha ağırdı ama ben ondan daha deliydim.Sonunda karşılıklı rıza göstererek son vermiştik dövüşe.Bunun nasıl gerçekleştiğini anlatmak güç,anlayabilmeniz için yaşamanız gerek.İki kişi sekiz dokuz saat yumruklaştıktan sonra tuhaf bir kardeşlik bağı oluşur aralarında.
...

 Bukowski 
Ölüler Böyle Sever

Çarşamba, Şubat 15, 2012

ANA

işte 
yerdeyim
ağzım açık
ve ana bile diyemiyorum
ve 
köpekler geçi,yor yanımdan ve
durup taşıma işiyorlar;
güneş dışında,
her şeyim var
ve takım elbisem
berbat görünüyor.
ve dün
sol kolumdan geriye
kalanlar gitmişti
çok azı kalmıştı,her şey müziksiz bir harp gibiydi

sigarasıyla yatağa uzanmış 
bir sarhoş en azından 
5 itfaiye arabasıyla
33 adama iş çıkarır

hiç
bir
şey
yapamıyorum

ancak not--yan mezarda Hector Richmond
sadece Mozart ve tırtıl şekerlemeleri düşünüyor.
muhabbeti hiç çekilmiyor.
Seçimini zekice yapmak yarılamaktır
zafere giden yolu;
diğer yarısı kayıtsızlıkla fethedilir.
bir yanda istediğin
her şeyi söyleyebilirsin;
...
öte yanda mecbur değilsin.

ben bir şekilde
ikisini de yapmayı becerdim.

bu yüzden
benimle bir sorununuz varsa
size aittir

Bukowski