Portekiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Portekiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Temmuz 31, 2013

Çatıdaki Pencere ~ José Saramago

Çeviren: Pınar Savaş
Özgün Adı: Claraboia
Kapak Tasarımı: Yeşim Ercan Aydın
Yayın Yılı: Eylül 2012
Yayınevi: Kırmızı Kedi
Sayfa Sayısı: 306

ARKA KAPAK:


"Ölmek, varolmuş olmak ve artık olmamaktır", derdi José Saramago. O öldü, artık yok, ama Çatıdaki Pencere Portekiz'de, Brezilya'da, anadilinin vatanlarında basılır basılmaz insanlar yeni kitabı elden ele dolaştırdıdılar ve yepyeni bir heyecanla okuduklarını belirterek şaşkınlıklarını dile getirdiler. Saramago bir kitap daha yayımlamıştı, duyarlılıklarımıza nüfuz eden, hayret ve hayranlıkla kalakalmamıza neden olan taze ve aydınlık bir kitap; ve anladık, sonunda anladık ki bu artık kesinlikle varolmayan ama paylaşmaya devam etmek isteyen yazarın ardında bıraktığı bir armağandır. Bıktırana kadar şu cümle yinelendi: Bu kitap bir mücevher, Saramago nasıl oluyordu da o yaşında bu bilgeliğe sahip olabiliyordu, insanları böylesine incelikle, kusursuzca ve anlatıyı uzatmadan betimleyebiliyordu? Nasıl oluyordu da sıradan ve önemsiz ama bir o kadar da evrensel durumları dile getirebilecek, bu kadar dingin bir şiddetle köhne değer yargılarına karşı gelecek kapasiteye sahip olabiliyordu?"
Pilar del Rio

Çatıdaki Pencere, José Saramago'nun yazarlığının erken döneminde yazdığı ama ölümünden sonra yayımlanan romanı. Eşi Pilar del Rio'nun dediği gibi, Çatıdaki Pencere Saramago'ya giriş kapısıdır ve her okur için bir keşif olacaktır.Sanki mükemmel bir halka tamamlanıyormuş gibi. Sanki ölüm yokmuş gibi.

Kimse unutmadan unutup unutmayacağını bilemez. Bunu önceden bilebilmek mümkün olsaydı, çözümü çok zor bir şey kolaylaşırdı. (sf.88)

Büyüyünce mutlu olmak isteyeceksin. Şu anda mutluluğu düşünmüyorsun ve mutlusun. Düşününce, mutlu olmak isteyince, mutlu olamazsın. Sonsuza dek. Muhtemelen sonsuza dek... Duydun mu beni? Sonsuza dek. Mutlu olma arzun ne kadar güçlüyse, o denli mutsuz olacaksın. Mutluluk fethedilen bir şey değildir. Sana öyle olduğunu söyleyecekler. İnanma buna. Mutluluk ya vardır ya da yoktur. (sf.90)

Bana kalırsa yaşam bir perdenin arkasına gizlenmiş, onu tanımak için gösterdiğimiz çabaya kahkahalarla gülüyor. (sf.106)

Bir şeyin sahibi olmak ona tam anlamıyla sahip olmak anlamına gelmiyordu. İnsan istemediği şeylerin de sahibi olabilirdi. Tam anlamıyla sahip olmak, hem sahip olmak hem de sahip olunan şeyden zevk almak demekti. (sf.129)

Ama kendini feda etmek ancak bu eylem gizlendiği zaman yerindedir. (sf.131)

Bağlanmak istemiyordu çünkü bağlanmak, içinde yaşadığı faydasız yaşamı itiraf etmek anlamına gelecekti. Sonunda herkesin izlediği ve aslında kurtulmak istediği yola girecekse, şimdiye kadar çevresinden dolaşmakla ne kazanmıştı ki? (sf.204)

Hepimiz düşüncemizi uyuklatan gündelik morfin dozunu alıyoruz. Alışkanlıklar, kötü huylar, yinelenen cümleler, bildik hareketler, tekdüze arkadaşlar, gerçekten nefret edilmeyen düşmanlar; bunların hepsi uyutur. Dopdolu yaşam... Yaşamı dopdolu yaşadığını söyleyebilecek kim var? Hepimizin boynuna tekdüzeliğin yuları geçirilmiş. Hepimiz kim bilir neyi bekliyoruz... Evet, hepimiz bekliyoruz. Bazılarının kafası daha karışık ama bekleyiş hepimizin. (sf.207)

Korkmayın. Duyduğumuz sözcükler ya da bize verilen öğütler sayesinde olmamız gerekeni olmayacağız demek istiyorum. Bizi gerçek erkeklere dönüştürecek yarayı kendi etimizde görmemiz gerekir. (sf.211)

Görünmek ve olmak arasında her zaman bir kesişme noktası bulunur: olmak ve görünmek aynı yöne yönelen ve bir noktada kesişen iki farklı planmış gibi. Bir meyil ve bu meyilden kayma ihtimali vardır. Kayılırsa aynı anda hem olmakla hem de görünmekle temas edilen noktaya varılır. (sf.269)

İnsan alışkanlıkları olan hayvandır. (sf.282)

Herkes İnsan'ı kurtarmaya hevesli, ama kimse insanlar konusunda bir şeyler öğrenmeye niyetli değil. (sf.301)


Salı, Temmuz 16, 2013

Şeytanın Saati ~ Fernando Pessoa

Çeviren: Işık Ergüden
Kapak Resmi: Murat Önol
Yayın Yılı: 2.Basım / Ocak 2013
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 43

ARKA KAPAK:





Fernando Pessoa, XX. yüzyıla ait
kimlik, üslup, varlık, deneysellik
gibi tüm modern konu ve
izlekleri içinde barındıran,
gerçek bir edebiyat olayı.



Çağdaş edebiyatın en kendine özgü kişiliklerinden Fernando Pessoa, 1935'te öldüğünde, sandığından binlerce sayfa metin çıkmış ve onu çok geçmeden dünyanın en gizemli yazarlarından biri haline getirmiştir. Pessoa'nın, kendi adıyla yayımlanan eserlerinin yanı sıra, farklı bakış açısı, kimlik ve üslubuyla her birini ayrı ayrı var ettiği hayalî şair ve yazarların adıyla yayımlanan eserleri de kısa zamanda birçok dile çevrildi ve Pessoa'ya ölümünden sonra büyük ün kazandırdı.

Şeytanın Saati de, Fernando Pessoa'nın sandığından çıkan metinlerden biridir. Bu kısa metin, yazarın önemli takıntılarının, büyü, mistisizm ve simya gibi hiç vazgeçmediği konuların bir panoramasını sunar. Aslında, şeytanla girişilen bu konuşma, yazarın yapıtlarının belli başlı niteliklerini küçük ölçekte sunan bir bütündür. Alaycı, kuşkucu Pessoa'nın gerçeği arama yolculuğunun bir parçası sayılabilecek düşsel bir diyalog...

Beden, haddinden çok ayrışmaksızın ayrıştığı için yaşar. (sf.23)

Her zaman kendisi olan tek şey düşlerdir. Onlar bizim, içine doğduğumuz, her zaman doğal ve kendimiz kaldığımız o parçamızdır. (sf.24)

En büyük aşk, derin bir uykudur. Dalmaktan hoşlandığımız bir uyku. (sf.29)

Bayan, kendi aralarında ne kadar karşıt görünürlerse görünsünler, bütün dinler gerçektir. Bunlar, aynı gerçeğin farklı simgeleridir. Farklı dillerde söylenmiş aynı cümle gibidirler; öyle ki, aynı şeyi söyleyenler birbirlerini anlamazlar. (sf.30)

Perşembe, Temmuz 12, 2012

Filin Yolculuğu ~ José Saramago

Çeviren: Pınar Savaş
Kapak Tasarımı: Ayşe Nur Ataysoy
Grafik: Senem Kale
Yayın Yılı: 3. Basım / Şubat 2011, İstanbul
Yayın Evi: Turkuvaz Kitap
Sayfa Sayısı: 198

ARKA KAPAK:

XVI. yüzyılın ortalarındayız. Portekiz kralı III. Juan filini Avusturya Arşidükü Maximilian'a hediye etmeye karar verir. Süleyman adındaki fil, soylulardan, askerlerden ve bakıcısı yoksul Subhro'dan oluşan büyük bir kafileyle Portekiz'i, Castilla'yı, İtalya'yı, tehlikeli Alpler'i kat ederek Tuna üzerinden Viyana'ya yolculuk etmek zorunda kalır.

Saramago'nun en neşeli hikâyesi olarak nitelenen Filin Yolculuğu işte bu kadar basit ama bir o kadar da renkli. Arşidük Maximilian'ın ayak izlerinin peşinden giden bu anlatı tarihi bir roman değil, gerçek olaylarla kurmacanın müthiş bir bileşimi: Bir filin çevresinde düzenlenen yolculuğu değil de, filin çevresindeki dünyayı nasıl düzenlediğini anlatırken büyük edebiyat yapıtlarında olduğu gibi, gerçek ile kurmacanın ayrılmaz bir bütün olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Fil Süleyman'ın baş kahraman ve tüm insanlık komedisinin sessiz izleyicisi olduğu bu roman, Saramago'nun alışık olduğumuz metaforlarının, keskin gözlemciliğine eşlik eden acı alay ve incelikli mizah duygusunun yanı sıra, beklenmedik bir şefkat, yumuşaklık ve sevecenlikle de dokunmuş. Nobel Edebiyat Ödüllü yazarın bu son ve keyifli romanı, sıradışı kurgusuyla çarpıcı olduğu kadar da neşeli bir eser.

  • Şairane davranış nedir, diye sordu kral, Bilinmez ki majesteleri, ancak olup bittikten sonra farkına varırız, (sf.15)
  • hayat plan yapanlara güler, sükûnet beklediğimiz yeri şamataya boğar ve bir daha görmeyeceğimizi sandığımız birini aniden karşımıza çıkartır. (sf.27)
  • Geçmiş uçsuz bucaksız, taşlık bir arazidir, kimileri sanki otobandaymış gibi geçip gitmekten hoşlanırken kimileri de sabırla bir taştan ötekine seker, taşı yerden kaldırır çünkü altında ne olduğunu öğrenmek ister. (sf.28)
  • İyi fikirler de kötü fikirler de aynı dertten mustariptirler, demokritosun atomları ya da bir sepetteki kirazlar gibi birbirlerine bağlıdırlar. (sf.34)
  • Zorlu hayat deneyimiz bize insan karakterine pek güvenilmemesi gerektiğini öğretmiştir. (sf.43)
  • Gökkubenin bizim kaygılarımıza ve arzularımıza kayıtsız kaldığı doğru değildir. Gökkubbe bize sürekli işaretler, tavsiyeler gönderir, faydalı öğütlerine kulak asmıyorsak, taraflardan birinin deneyimi, yani ya onunki ya da kendimizinki hafızayı zorlamaya deymeğeceğini göstermiştir de ondan, çünkü hepimizin hafızaso öyle ya da böyle zayıftır. (sf.53)
  • unutmayın, örgütlü bir halk hiçbir zaman yenilmez. (sf.64)
  • köpek hayat kurtarıcı, iz sürücü, dört ayaklı pusuladır. (sf.69)
  • Birbirlerini görmeleri ve aşık olmaları bir anlık bir göz kamaşmasının sonucuydu ve ömürleri boyunca sürecekti. (sf.77)
  • cennetlerin hepsinin aynı olmadığı bilinir, (sf.86)
  • Bana kalırsa bilmemek ve istememek süleymanın beyninde, onu yaşaması için içine attıkları bu dünya hakkında büyük bir soru işareti halinde birbirine karışmış, yine benim fikrimce, bu hepimizin soru işaretidir, bizlerin ve fillerin. (sf.96)
  • Sonu iyi biten her şey iyidir. (sf.110)
  • en iyi derslerimizi basit insanlardan öğrendiğimize kuşku yok, (sf.113)
  • Bizi biz yapan hep kusurlarımız, iyi niteliklerimiz değil. (sf.115)
  • Dost büyük bir sözcük bayım, alt tarafı adını değiştirdikleri bir fil terbiyecisiyim, (sf.121)
  • tekrar her zaman can sıkıcıdır, zarafetten yoksundur, hayal kırıklığına uğratır, içten gelerek yapılmadığı fark edilir ve zaten içtenlik eksikse, her şey eksik demektir. (sf.123)
  • Haritadaki bir santimetrenin gerçek hayatta yirmi kilometreye denk gelmesini kabul etmek kolaydır, ama bizlerin de eşdeğer biçimde boyut indirgemesi işleminin kurbanı olduğumuzu düşünmeyiz, yani, dünya ölçeğinde böylesine küçük olan bizler, haritalarda çok daha miniğiz. (sf.126)
  • burada mükemmelin iyinin düşmanı olduğunu bir kez daha görmekle kalmıyoruz, iyinin ne kadar çabalarsa çabalasın öükemmelin kesip attığı tırnak dahi olamayacağını da görüyoruz. (sf.134)
  • Her zaman söylenegeldiği gibi küçük şeyler büyük etkiler yaratır. (sf.140)
  • İlahi bilgelik başka türlüsünü buyurmuyorsa, evrensel barışa ulaşmanın en iyi koşulu herkesin kendi yerini bilmesi ve orada kalmasıdır. (sf.147)
  • sanırım hiç mucize olmamasından daha kötü bir şey varsa başarısız bir mucizedir, (sf.149)
  • Konuşmakla susmak arasında bir fil her zaman sessizliği tercih eder, hortumu bu nedenle o kadar uzundur, ağaç kütüklerini taşımanın, fil terbiyecisine asansör hizmeti vermenin yanı sıra kontrolsüz gevezeliklere ciddi bir engel teşkil etmek gibi bir avantajı daha vardır. (sf.178)
  • iyi ilişkiler kurmanın ve mutlu mesut yaşayıp gitmenin yolunun başkalarının hislerine saygı göstermekten geçtiğini bir kez daha gösterdi. (sf.178)
  • Geçit hakkında çok şey anlatılıyordu ve hepsi doğru olamazdı ama insanoğlu böyledi, bir yağda yumuşatma sürecinin ardından fil kılının saç çıkaracağına inandığı kadar, dağ geçitleri de dahil hayatın yollarında ona rehberlik edecek biricik bir ışığı içinde taşıdığına da inanır. (sf.182/ 183)
  • Çoktan öğrenmiş olmamız gerektiği gibi insan ruhunun en doğru, en eksiksiz temsili bir labirenttir. (sf.184)
  • Bir manzarayı sözcüklerle betimlemenin mümkün olmadığı gerçeğini tüm zalimliğiyle kabul etmemiz gerekir. (sf.185)
  • Gerçekliğe en büyük saygısızlık, kendisi, yani gerçekliktir, ne olursa olsun bir manzarayı tasvir etme gibi yararsız bir işe kalkıştığımızda edilen saygısızlıktır çünkü bunu kendimize ait olmayan, hiçbir zaman bize ait olmamuş sözcüklerle yapmamız gerekir, bizim kullanma sıramız gelene kadar milyonlarca sayfada ve ağızda dolaşmış, böyle elden ele geçmekten ve hepsinde yaşamsal özünün birazını bırakmaktan yorgun, tükenmiş sözcükler. (sf.186)
  • Herkes elinden geleni yapsa dünya kesinlikle daha iyi bir yer olurdu, (sf.195)

Çarşamba, Mayıs 30, 2012

Kabil - José Saramago

Çeviren: Işık Ergüden
Orijinal Adı: Caim
Kapak Tasarımı: Yeşim Ercan Aydın
Yayın Yılı: 4. Basım / Şubat 2012
Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınevi
Sayfa Sayısı:146


ARKA KAPAK

José Saramago ölümünden önce yazdığı ve yayımladığı ülkelerde büyük tartışmalara yol açan son romanında insanlığın kutsal kitaplardaki başlangıcına geri dönüyor.

Adem ile havva'nın oğlu, kardeş katili, "sürgün ve gezgin" Kabil'le çıkılan bu yolculuk, Eski Ahit'in loş ve tekinsiz diyarlarında, zaman ve mekân kavramlarını altüst ederek, süreğen bir şimdiki zaman içinde, edebiyatla felsefenin kesiştiği dar alanlarda dolaştırıyor okuru.

Suç, ceza, adalet, nefret, ihtiras gibi insana özgü kavramlar ile savaşlar, katliamlar, cinayetler, boyun eğmeler ve isyanlar gibi insana özgü eylemler arasında gidip gelirken, İbrahim'den Nuh'a, Adem ile Havva'dan Eyüb'e, Lilith'e kadar bütün kadim şahsiyetler de beklenmedik anlarda ve yerlerde karşımıza çıkıp insanlık panoramasını tamamlıyor.

Gerçeğin ironik, yalın ve dolaysız dilini kullanan Saramago bu son romanıyla bize tüm zamanların sorusunu miras bırakmış oluyor: İnsan türü evrendeki yerini ve varlığını hak etmiş midir?

  • Biz bir konu değiliz, biz nasıl yaşayacağını bilmeyen iki kişiyiz. (sf.26)
  • Tıpkı Habil'i öldürmemi önleyebilecekken öldürmeme izin vermekte senin de özgür olduğun gibi, bütün diğer tanrılarda olduğu gibi sende de olan o yanılmazlık gururunu bir an terk etmen yeterli olurdu, bir an için gerçekten bağışlayıcı olman, alçakgönüllülük gösterip benim sunduğumu kabul etmen yeterli olurdu, çünkü onu reddetmemeliydin, tanrıların, ve tüm diğerleri gibi senin de, yarattığınızı söyledikleriniz karşısında görevleriniz var, (sf.31/32)
  • Bağa giren de bağcı kadar hırsızdır, dedi kabil, (sf.32)
  • kuşku duymak uzun yaşamış olanın ayrıcalığıdır, (sf.41)
  • Kadınları tanımadığın anlaşılıyor, her şeyi yapabilir onlar, iyiyi de kötüyü de, canları isterse taca tahta tenezzül etmeyip âşıklarının giysisini nehirde yıkamaya da giderler, herkesi ve her şeyi ittirip tahta oturmaya da, ellerinden her şey gelir, (sf.46)
  • Her şey gibi kelimelerin de kendi neden, nasıl, niçinleri vardır. Gösterişli olan kimileri tumturaklı bir havada bize seslenirler, sanki büyük işler için yaratılmış gibi kasılırlar, ama sonunda hafif bir yel bile olmadıkları, bir değirmen kanadını bile döndüremedikleri ortaya çıkar; sıradan, alışıldık, her günkü kelimeler olan diğerleri ise kimsenin öngöremeyeceği sonuçlara yol açar, bu iş için doğmamışlardır ama yine de dünyayı alt üst ederler. (sf.46)
  • yalan söylemek ödlekliklerin en beteridir, (sf.59)
  • Baba, benim için hâlâ önem taşıyan sorun, ölüp ölmediğimi bilmek değil, sorun şu ki, böyle bir efendi tarafından yönetiliyor olmamız, kendi çocuklarını yiyen baal kadar acımasız bir efendi bu, (sf.72)
  • Onun en büyük kusuru kıskançlık, kendi çocuklarından gurur duymaktansa hasedin sesine kulak vermeyi tercih etti, insanların mutlu olduğunu görmeye efendi'nin dayanamadığı açık, (sf.75)
  • İnsanların tarihi, tanrı'yla anlaşmazlıklarının tarihidir; o bizi anlamaz biz de onu anlamayız. (sf.76)
  • Belirsizliğin yolu başlangıçta dardır, ama onu genişletmeye hazır biri elbette olacaktır; (sf.86)
  • Onlar benim yetki alanım dışındalar, erişemem onlara, onlara dokunamam, bir tanrı'nın hayatı sizin sandığınız kadar kolay değil, bir tanrı hayal edildiği gibi bu daimi "istiyorum, yapıyorum, emrediyorum"un efendisi değildir, her zaman doğrudan hedefe gidemez, dolaylı yollara sapması gerekebilir, (sf.102)
  • Kimse tek kişi değildir, (sf.109)
  • Peki bu deneyimi yaşamak için seçilmiş olmak hakkında ne düşünüyorsun, Seçilmiş miyim bilmiyorum, ama bildiğim bir şey var ki kesin olarak öğrendim bunu, Nedir, Tanrı2mız, göğün ve yerin yaratıcısı tam bir zırdeli, (sf.110)
  • Yoksulların hayalgücü geniş olur, dedi kabil, hatta hayalgücünden başka bir şeyleri olmadığı bile söylenebilir, (sf.114)
  • Beni bu hale koyan elbette tanrı değil, şeytan'dır, Efendi'nin onayıyla, dedi kadın ve ekledi, Şeytan'ın kurnazlıklarının tanrı'nın iradesine baskın çıkamayacağını eskilerden hep işittim, ama şimdi olayların bu kadar basit olduğundan kuşkuluyum, şeytan kesinlikle efendi'nin bir aleti, tanrı'nın kendi adıyla imza atamayacağı pis işleri icra etmekle görevli. (sf.119/120)
  • Gemin büyükse fırtınan da büyük olur, (sf.123)
  • Sonuç olarak, bir şey söylemek diğerini de söylemek anlamına gelmez, diye ekledi ikinci melek, Aynı anlama gelmese de, kısmen aynıdır, diye ısrar etti kabil, Belki, ama farklılık bu kısmen'dedir, ve o da önemli bir farklılıktır, Bildiğim kadarıyla, biz burada yaşamayı hak edip etmediğimizi kendimize hiç sormadık, dedi kabil, Eğer bunu kendinize sormayı düşünseydiniz, yeryüzünden silinmekte olmazdınız, (sf.135)
  • İnsanların, gelecekten, sanki ellerinin altındaymış gibi, her anın uyumuna ya da zorunluluğuna göre gelecekten uzaklaşmak ya da ona yakınlaşmak sanki kendi yetkilerindeymiş gibi, bunca düşüncesizce söz etmeleri tuhaf. (sf.142/ 143)

Perşembe, Şubat 23, 2012

Ressamın Elkitabı ~ José Saramago


Çeviri: Şemsa Yeğin
Orijinal Adı: Manual de Pintura e Caligrafia
Kapak Tasarımı: Ayşe Çelem Design
Kapak Resmi: Ernest Ludwig Kirchner
Yayınevi: Can Yayınları
 Sayfa Sayısı: 257





 



  • "Bu adam kim?" Hiçbir ressam kendisine bu soruyu sormamalıdır,oysa ben,yapılmaması gerekeni yapıyordum.Bu bir ruhçözümlemeciden,hastasına olan ilgisini biraz daha artırmasınu istemek kadar tehlikelidir;bu çaba doktoru uçurumun kenarına ve kaçınılmaz düşüşe götürebilir.Her resim uçurumun bu tarafında yapılmalıdır,kanımca aynı şey ruhçözümlemeci için de geçerlidir. (sf.21)
  • Bildiğim tek şey,bilmemeyi dayanılmaz bulduğumdur. (sf.22)
  • Zengin erkek hiçbir zaman görmez,fark etmez,sadece bakar ve sigaranın paketten yanmış olarak çıkmasını beklermiş havalarında sigarasını yakar.Zengin erkek,öfkelenmiş sigara yakar,yani zengin erkek,bu işi onun yerine yapacak kimse bulunmadığından sigarasını yakarken öfkelidir. (sf.24/25)
  • Resmini yaptığımda bu adamı yok etmek istedim,ancak yok etme yetisinden yoksun olduğumu gördüm.Yazmak,ikinci bir yok etme girişimi değil de bütün dişlileri ölçüp biçerek,milleri milim milim kontrol ederek,yayların sessiz alçalıp yükselişini ve madeni parçaların içindeki moleküllerin ritmik titreşimlerini iyice gözden geçirerek her şeyi kendi içinde yeniden inşa etme girişimi oluyor. (sf.26/27)
  • En iyi insanlık tarihi,yerden bütün tohumları elin tek bir hareketiyle avuçlayan,sonra da zamanın değişik evrelerini,avucunun içindeki bu olgun,ancak ekmek haline gelmekten henüz çok uzak bulunan tohumları göğe doğru ya da tam gözlerimizin düzeyine kaldıran bir tarih olurdu. (sf.29)
  • Canlıyken aynı şey insanlar için de geçerlidir (öldükten sonra,yaşarken kim olduğunu anlamak artık olanaklı değildir) : İnsana bir ad vermek,onu yeryüzündeki yolculuğunun belli bir ânında,belki dengesini bozarak hareketsiz hale getirmek,onu bir başka şekilde sunmaktır. (sf.30)
  • Ne var ki,bazen bir hareketin orta yerinde,artık dışarıda olmadığımızı,ama gene de içeride bulunmadığımızı anladığımızda müthiş bir acı duyuyoruz. (sf.35)
  • Söz aramızda,hiçbir şey bizim malımız değil,ama kendimizden çok başkalarına ait olan bir şeyi kullanırken kendimizden emin ve rahat görünmemiz uygun düşer,çünkü her zaman için daha bile azına sahip biri vardır. (sf.39)
  • Şu andaki ben,bir an önceki benden tümüyle farklıdır,zaman zaman tam tersi bir ben vardır,ama ne olursa olsun,her zaman için farklıdır.Dolayısıyla geçmişin ölü olduğuna (geçmişin geride kaldığına,demek yeterli olmaz burada) inanıyorum.Şu ana dek kadınım olmuş olan kadınlar artık ölü,ne kadar çok sevmişsem o kadar ölüler hem de.Ama hiçbirini,benim de bir parçamın onlarla birlikte ölmesine yetecek kadar sevmedim. (sf.51)
  • Karşılıklı sadakat ihtiyacı bir yük haline gelmediği sürece ilişki yürür,bu sözsüz anlaşma bozulduğu anda ilişki zaten bitmiştir.(sf.51)
  • Bizler,tıpkı resmin anlamdan yoksun olduğu gibi,fikirden yoksunuzdur;herkes,her şey,aynı suça ortaktır,aynı yanlışlara göz yummuş,aynı ikiyüzlü davranışlarda bulunmuştur.(sf.55)
  • İnsan davranışları bir varsayımlar dünyasında yaşamlarını sürdürürler. (sf.59)
  • Portre ressamı olan herkes kendi portresini yapar.Dolayısıyla önemli olan model değil ressamdır ve bir portre ancak ve ancak ressamının taşıdığı değer kadar değer taşır,daha fazla değil. (sf.85)
  • Hayatta aradığını bulamayan bir insanın - yanlış yolu tutmuş ve yanlış adı seçmiş birinin- başına her zaman geldiği üzere yolda ölmeyeyim sakın. (sf.86)
  • Belki de hiçbir yaşam anlatılamaz,çünkü yaşam,okunmak ya da bakılmak üzere açıldığı ya da soyulduğu anda toza dönüşüp ortadan yok olan bir kitabın birbiri üzerine binen sayfalarına ya da bir resmi oluşturan,üst üste sürülmüş boya tabakalarına benzer.(sf.98)
  • Doğmuş olduğumda,ölümümün başlangıcında dünyaya gelmiş bulunuyordum,dolayısıyla neredeyse ölüydüm.(sf.101)
  • İnsanın gerçek doğum yeri,onun kendisine ilk kez aklıyla baktığı yerdir. (sf.102)
  • Bende ölüme karşı,yani ölüme değil de ölmeye karşı bir tutku var (ya da delikanlılığımdan beri var.) Bunu böyle pat diye söylemem doğru mu,bilemiyorum,insanın korkaklığını itiraf etmesinden kimse hoşlanmaz... (sf.110)
  • Ölüm ve ölmek sözcükleri beş kez geçmiş metnimde,oysa insan bir kez ölür. (sf.111)
  • Çünkü beyaz yoktur,bir ressam olarak bunu öteden beri bilirim.Sadece var olan şey var olabilir.(sf.111)
  • Kendime, "Onların görüşleri beni etkilemez," der gibiyim.Yeteneksiz insan bir dâhi kadar,hatta belki ondan da daha çok bağışıklık kazanmış durumdadır,ama bu,onun hayatının yararsız olduğunu göstermez.(sf.114)
  • Dünya yaşlandı,acı içinde. (sf.115)
  • Gerçek yalan bilinmeyendir,insanın normal olarak yalan diye adlandırdığı şey,düzebileceği yüz yöntemden yüzüncüsüne göre düzülmüş şey yalan değildir. (sf.119)
  • "İnsan insanların neye gereksinim duyduğunu ya da neyi anladığını bilemez ki." (sf.122)
  • Kahraman ve aziz yaratmanın pek çok yolu vardır: Asıl güçlük aralarında daha önceden hiçbir ilişki olmamış üç ya da dört vektörün optimal uzamda karşılaştığı o kısacık anda bu kahraman ya da azizleri keşfedebilmektir. (sf.133)
  • Don Kişot'u oynamaın tek bir yolu vardır; insanın ideallerini büyütmesi.Zamanın geçişini yavaşlatmanın tek bir yolu vardır: Başka birinin zamanını yaşamak. (sf.133)
  • Doğruyu söylemek gerekirse,yanlışlıkla yazdım,ama nereden bilebilirdim,çünkü insan ilk yazışında,her şeyi açığa vuran ama anlamak denen şeye asla izin vermeyen gizli bir dil kullanır.İlki olmaksızın ikinci dil,öyküyü anlatmaya elverişlidir,ikisi bir araya geldiğindeyse hakikati oluştururlar. (sf.134)
  • İki imgelem arasında,öncenin talep ettiği imgelem ile sonranın tehdit ettiği imgelem arasında yaşamöyküsü var,insan,kitap,resim var. (sf.137)
  • Yaşamla ölüm arasında,yaşam sözcüğünü oluşturan harflerle ölüm sözcüğünü oluşturan harfler arasında bunları yazmayı sürdürüyorum,daracık bir köprü üzerinde dengemi yitirmemeye çalışıyorum,kollarımı açmışım,havaya sımsıkı tutunmuşum,keşke hava daha yoğun olsaydı da düdşüş böylesine çabuk olmasaydı,olmayabilirdi,diyorum.(sf.138)
  • Kimse kendisine acımamalıdır.İnsana saygının ilk koşulu budur (Çelişki: Hiç kimse,kendisine acımadığı sürece başkasına acıyamaz.) (sf.142)
  • Park yeri bulmak hâlâ kolay,yol kenarlarındaki su olukları gene ortaya çıktı,sokaklar eski görünümlerine büründüler,trafik güçlük çekmeksizin ilerliyor.Ama ben yalnızım. (sf.143)
  • Bu kentlerden ayrılırken "İşte ben burada yaşamalıyım," diyorum kendi kendime.Böylece onlara duyduğum saygıyı dile getiriyorum.Ama şimdi içinde ölmek istediğim iki kente,Floransa ve Siena'ya yaklaşıyorum.Bu isteğim daha da büyük bir saygıyı dile getiriyor. (sf.152)
  • İnsanlar âşık olabilir,çok acı çekebilir,ama bunun bir anlamı olmalıdır. (sf.154)
  • "Bazı durumlarda sessiz kalmak yalan söylemek anlamına gelir." (sf.164)
  • Ağlamak hiç değişmiyor. (sf.166)
  • Bazen ana-babalar son derece ahmak olabiliyor. (sf.177)
  • Birinin dostu olmak kolay değildir.Demek istediğim,biriyle olan dostluğumuzun derecesini hiçbir zaman bilemeyiz. (sf.181)
  • Zayıflıklarından ötürü küçük görmemeliyiz insanları.İnsan hastayı avuturken kendisini çok sağlıklı hisseder,aptalla konuşurken de çok akıllı. (sf.182)
  • Bence insanlar yaptıklarıyla ölçülmeli,bu da kendimi beğenmeyişimin nedenini açıklıyor.Ama bazı koşullarda insanlar söyledikleri ya da söylemiş olduklarıyla da ölçülebilir.Bir şey söylediler mi,hem kendi gözlerinde hem de başkalarının gözlerinde istediklerinden fazla ödün vermek durumunda kalıyorlar.Konuşmak aynı zamanda yapmak ya da en azından herkese karşı bir şey üstlenmek demek. (sf.188/189)
  • Daha doğarken iki büklüm geliyoruz dünyaya.Üst üste binmiş cetveller gibi sıkıştırılmış ve küçültülmüş durumdayız.İçimizde iç metre var ama hareket alanımız bir karışı geçmiyor. (sf.197)
  • İnsanın -ayakları çizmeye göre fazla küçük olsa bile- babasının çizmelerini ayağına geçirmesi de insan olmanın bir yoludur. (sf.201)
  • Ölüleri bir kenara bırakıyorum,ama onları unutmayacağım.Onları unutmak,sanıyorum ölümün ilk belirtisi olurdu. (sf.203)
  • İnsanları birbirlerinden ayıran bu uzayda ben ne yapıyorum? (sf.224)
  • Bir şeye karşıyım.Ama neye? (sf.228)
  • Ancak,çok farklı olan insanlar aynı zamanda çok benzerdirler,ülkelerin her biri,bu farklılıkların ve benzerliklerin bir bileşimidir,zaman zaman sınırların ve çağların ötesinde çakışan,zaman zaman birlikte birbirini arayan,hatta kovan sonsuz bir birleşmedir bu. (sf.229)
  • Zamanın sadece zamana gereksinimi vardır. (sf.233)
  • Yıllar ve deneyim,sözcükleri kullanmada dikkatli olmayı öğretiyor bize.Yanlış kullanıyoruz,farkında olmadan öne çıkarıyoruz,sonunda bir gün eski giysiler gibi lime lime olduklarını görüyoruz,bir zaman sürekli onarıldığını belli etmemek için her fırsatta ustalıkla kırpılan paçaları iplik iplik olan eski pantolonu giyerken utandığımız gibi utanıyoruz. (sf.254/255)
  • Kusursuzluk,çok kısa bir süre için vardır.Değil kalmak,oyalanmak bile ona göre değildir. (sf.259)
  • "Devam ediyoruz.Bu nehir gibi bir şey.Suyu azdır,çoktur,ama akar.Hepimiz aşağı yukarı böyleyiz,durmadan gideriz." (sf.266)
  • Onu kendime çektim ama ne bluzunu açtım ne de eteğini kaldırdım.Sadece dünya Samanyollarıyla tıklım tıklım doluncaya dek öpüştük. (sf.267)