Maurice Druon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maurice Druon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Haziran 07, 2012

Tistu Adı Üstüne Birkaç Söz


Tistu... Ne şaşılası bir ad değil mi? Ne Fransada, ne başka bir ülkede "Tistu" adına rastlanmaz. Oysa bir zamanlar, herkesin Tistu diye çağırdığı küçük bir çocuk vardı. "Hiç öyle şey olur mu?" demeyin. Durun bakalım, açıklamaya çalışalım.

Günlerden bir gün, giysisi uzun kollu bir isim annesiyle siyah şapkalı bir isim babası, sepetin içinde bir ekmek kadar küçük duran bebeği kiliseye götürmüşler ve papaz efendiye, bebeğe konacak adı bildirmişler:
  - Bu çocupun adı Fransuva Batist olacak.
O gün, vazftiz edilen çoğu bebek gibi Tistu da direnmiş, bağırıp çağırmış, ağlamaktan kıpkırmızı kesilmiş ama yeni doğmuş bebeklerin bağırıp ağlamasından hiç mi hiç anlamayan büyükler büyük bir güvenle diretmişler:
  -Bu çocuğun adı ille de Fransuva Batist olacak.

Sonra, giysisi uzun kollu isim annesiyle siyah şapkalı isim babası onu götürüp beşiğine yatırmışlar. İşte ne olmuşsa o sırada olmuş. Büyüklerin, çocuğa verdikleri ada dilleri dönmemeye başlamış. Tistu aşağı, Tistu yukarı... Bebeğin adı Tistu kalmış.

"Olur böyle şeyler..." diyeceksiniz. Nice küçük çocuğun adı nüfus kütüğünde Anatole, Suzanne, Agnés diye işlenmişken, onların, pışbıdık, cancan, böcecik diye çağırıldığını bilmeyen var mı aranızda?

Bu örnek, olsa olsa büyüklerin gerçek adımızı bilmediklerini gösterir. Hepsi bu mu? O çokbilmiş büyükler, dünyaya nereden geldiğimizi, niçin var olduğumuzu ve burada ne aradığımızı da bilmezler.

Büyüklerin her konuda basmakalıp düşünceleri vardır. Kafalarını yormadan konuşmalarını sağlayan hazır düşünceler. Oysa, basmakalıp düşünceler çoğunlukla yanlış düşüncelerdir. Çok eskiden dökülmüşlerdir kalıplara. Bu kalıpları öyle yıllanmıştır ki, onları yapan ustalar bile unutulmuştur. Ancak, aklınıza gelebilecek her konuda çeşitli kalıplar bulunduğundan, onları sık sık değiştirebilir, düşüncenizi istediğiniz kalıba uydurabilirsiniz. Ne rahat değil mi?

Eğer, günün birinde sıradan bir kişi olmak için dünyaya gelmişsek, bu basmakalıp düşünceler kafamıza kolayca yerleşir. Kafamız büyüdükçe onlar da serpilip gelişirler.

Yok, eğer özel bir uğraş için dünyaya gelmişsek, bu uğraş da çevremizi, dünyayı titizlikle gözlememizi gerektiriyorsa, o zaman işler sarpa sarar. Basmakalıp düşünceler kafamızın içinde kalmak istemezler. Sağ kulağımızdan girerler, sol kulağımızdan çıkarlar... ve yere düştükleri gibi de parçalanırlar.

İşte o zaman bizler, önce ana babalarımızı, sonra da o parlak düşüncelere sımsıkı sarılmış tüm büyükleri şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratırız.

Maurice Druon
Yeşil Parmaklı Çocuk'tan...



Çarşamba, Mayıs 23, 2012

Yeşil Parmaklı Çocuk ~ Maurice Druon

Çeviren: Elâ Güntekin
Resimler: Maurice Druon
Yayın Evi: Can Yayınları
Yayın Yılı: 1984
Sayfa Sayısı: 110

ARKA KAPAK

Yeşil Parmaklı Çocuk, ünlü Fransız yazarı Maurice Druon'un çocuklar için yazdığı tek öyküdür. Bu kitap bugün çocuk klasikleri arasında yer almaktadır. Bu kitapta anlatılan Yeşil Parmaklı Çocuk, başka çocuklara hiç benzemez. Hiç tükenmeyen ilgileri ve amansız öfkeleriyle, büyüklerin kalıplaşmış davranış ve alışkanlıklarına karşı çıkar. Hastalıklar, umutsuzluklar, kısıtlanmış özgürlükler ve savaşlar onu her zaman şaşırtır. Ve Yeşil Parmaklı Çocuk'un gizli ama çok işe yarayan bir gücü vardır: Elleri. Dokunduğu her şeyi yeşillendiren, çiçeklendiren bir güç. İşte bu gücüyle dünyadaki tüm kötülükleri yenik düşüren bu çocuğu çok seveceğinize inanıyoruz.



*

  • Kaygı, uyanır uyanmaz göğsünüzü sıkıştıran ve gün boyu yakanızı bırakmayan, acı bir duygudur. Kaygı, odalara girmek için iğne deliğinden bile süzülür, rüzgârla birlikte yaparakların arasına uçuşur, kuşların şakımalarına tüner, zillerin telleri boyunca bir o yana bir bu yana koşar durur. (sf.19)
  • Yaşam aslında en iyi okuldur. (sf.22)
  • İnsanın aklına takılan bir düşünce zamanla karara dönüşür. Karar ise, uygulanmaya konmadan, insanın içi rahat etmez. (sf.36)
  • Büyüklerin bir huyu vardı: açıklanması olanaksız şeyleri ne pahasına olursa olsun açıklamak isterler.
    Onları şaşırtan her şeyden yedirgin olurlar. Dünyada yeni bir olay mı var, tuttururlar, daha önceden bilinen başka bir olayla benzerşiğini kanıtlayacağız diye. (sf.41)
  • "Kutuda sardalya gibi yanyana, ışıksız yerlerde yaşamaktan renkleri solmuş bu insanların. Ben de kutuda sardalya olsam mutlu olmazdım." (sf.47)
  • "İnsan mutsuz olduğunu anlamak için önce mutluluğu tatmış olmalı." (sf.54)
  • "Söyle bakalım Tistu, bu gün neler öğrendin? Tıp konusunda ne biliyorsun?
    Tistu şöyle yanıt verdi:
    "Tıbbın, acı çeken bir yürek karşısında çaresiz kaldığını öğrendim. İyileşmek için insanda yaşama isteğinin olması gerek. Doktor amca, insanlara umut veren haplar yok mudur?" (sf.56)
  • Arada bir, bir Bay çıkar ortaya, açıklanamayan olayların bir bölümünü açıklığa kavuşturur. Büyüklerin ilk işi, bu gibi kişileri alaya almaktır. Bay Trounadisse'in düzeni bozdukları gerekçesiyle, bu gibileri kulaklarından tuttukları gibi deliğe tıktıkları da görülmüştür. İş işten geçince, yani adam öldükten sonra haklı olduğunu anlayıp anısına bir anıt dikerler. Bu gibi kişilere "Dâhi" denir. (sf.59)
  • Savaşta herkes bir şeyler yitirir. (sf.71)
  • İnsanlar tanımadıkları kişilerin başına gelen yıkımları doğal karşılarlar. (sf.93)
  • Oğulları büüklerin düzenini bozup başları derde girdiğinde, anneler kendilerini hep bir parçacık suçlu bulurlar. (sf.94)
  • Oysa kimse kimsenin içyüzünü bilemez. (sf.97)
  • Her yaşamın sonunda ölüm vardır. (sf.100)
  • Ama bilmeceler ölüme vız gelir. Bilmeceyi soran ölümün kendisidir. (sf.102)
  • "Ölüm varken insanların birbirlerine durmadan kötülük etmeye çalışmaları aptallık değil de nedir?" (sf.103)