Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ağustos 31, 2013

Şarkı Söyle Luna ~ Paule du Bouchet

Çeviren: Gizem Şakar
Özgün Adı: Chante, Luna
Kapak Resmi: Mustafa Delioğlu
Yayın Yılı: 1. Baskı / Kasım 2008
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 254

ARKA KAPAK:

Luna'nın savaşa karşı tek silahı kendisiydi, kalbindeki sevgi ve olağanüstü sesiyle...


1939 yılı Varşova'sında, Leh asıllı Yahudi bir ailenin 14 yaşındaki kızı Luna'nın hayattaki tutkusu şarkı söylemek ve müziktir. Savaşın acımasızlığında, tüm umutların tükendiği noktada, müzik artık hayatta olmayanlar adına, içinde büyüttüğü yaşama arzusu sayesinde Varşova gettosundaki isyana katılan Luna, kalbindeki sevgi ve olağanüstü sesi sayesinde, önüne çıkan tüm kapıları açabilecek midir?

"Her birimizin içinde bizi kurtarabilecek küçük bir müzik var. İş onu bulmayı bilebilmekte, ama inanıyorum ki en çok da onu çınlatmayı becerebilmekte..." (sf.64)

Korkunç olan sokaklarda gördüğümüz bir sürü ceset değildi. Korkunç olan, ayağımızın takıldığı cesedin bir arkadaşın, bir akrabanınki olduğunu keşfetmek; her gün böyle bir keşif yapabilmenin mümkün olduğunu bilmek; hayatlarımızın her dakikası bir babanın, bir kız kardeşin, bir ağabeyin, tüm bir ailenin tutuklandığını, götürüldüğünü, öldürüldüğünü öğrenmekti. (sf.76 / 77)

"Eğer bir Alman kendisini aşağılanmış hissederse neler yapabilir bilmiyorsun. Üstelik eğer bu asker gerçekten üniformasından utanıyorsa ki bundan şüphe ediyorum, izin verirsen, o zaman bu demektir ki insanlık hâlâ ölmemiş ve bu da iyi bir şey!" (sf.80)

Hayal etmek, her halükârda bir gelecek tasarlamaktır. Hiçbir şey hayal edilmediğinde ise gelecek diye bir şey söz konusu değildir. (sf.85)

Şüphesiz ki durumumuzu ifade etmekte kelimeler yetersiz kalıyordu. Kanıt dünyanın bunu duymayışıydı. (sf.88)

"Luna, ben ölmenin ne olduğunu biliyorum."
...
"Ölmek zor değil! Ölmek bir şey değil... En kötüsü öncesidir. Korku. İnsan korktuğu zaman ödlektir, bencildir, sadece kendini düşünür. Görüyorsun ya, ben bir daha asla korkmak istemiyorum."
...
"Bir daha korkmamak için, sadece tek bir çözüm var: kendinin dışına çıkmak. Küçük uğraşlarının dışına." (sf.111)

Her ilişki kendine yabancı olanın gözünden kaçar... (sf.113)

"Adın ne?"
"Helena. Ölmekten korkmuyorum. Daha önce korkuyordum ama artık değil... artık biliyorum."
"Neyi biliyorsun?"
"Bunun kaçınılmaz olduğunu" (sf.149)

Beklemek şimdiki zamandan gelecek zamanın şart kipine kadar çekilebilen bir fiildir, ama her zaman kaygının eş anlamlısıdır. (sf.166)

"Seni seviyorum Sarah, senin arkadaşın olmayı çok istiyorum. Fakat hiç şansım yok," diye ekledi neşeyle bize dönerek. "Sarah'nın aklı Janush'da..."
"Bunda yanılıyorsun," diye karşılık verdi Sarah. "Janush'da değil."
Biraz bekledi. Herkes güldü.
"Kimde o zaman," diye sordu Mordechai hafif bir gülümsemeyle.
"Sende, salak!" (sf.183 / 184)

"Biliyorsun Luna, tüm bunlar sona erdiğinde sanırım sen ve ben dünyada 'kurşuna dizildim' diyebilecek tek insanlar olacağız." (sf.220)

Pazar, Temmuz 28, 2013

Sihirli Kitap ~ Anne Plichota & Cendrine Wolf

(OKSA POLLOCK #1)

Çeviren: Damla Kellecioğlu
Karakter İllüstrasyonları: Laura Csajagi
Yayın Yılı: 1. Basım / Nisan 2013
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 558



Bir süre önce Başucumuzda Kitap isimli blogda kitapla ilgili bir yazı görmüştüm ve gerçekten heyecanlanmıştım. Yazıda, karakterle ilgili "Harry Potter'ın kızkardeşi" gibi bir betimleme kullanılmıştı. Nasıl bir Harry Potter aşığı olduğumu biliyorsunuz. Hem Harry Potter'ı andıran bir öyküsü oluşu, hem ana karakterin pek çok macera kitabının aksine bu kez kız oluşu beni daha da heyecanlandırdı. Genelde serilere başlarken tedirgin olurum çünkü başladığımda bitirmem gerektiğini düşünürüm ve kötü bir seriyse bu gereksiz bir zaman ve para israfı olacaktır. Ama bu kez, bu seriye kesinlikle başlamak istedim *.* Böylece geçenlerde annemle kitapçıya gittik ve ilk işim Oksa Pollock'u bulmak oldu.

Kitabı aldığımda Nietzsche'nin Zerdüşt Böyle Diyordu'sunu okuyordum ve Oksa'ya başlamak için hızla bitirmeye gayret ettim. O biter bitmez de bu kitaba başladım.

Kitapla ilgili ister istemez büyük beklentilerim vardı. O yüzden ilk birkaç bölümü okurken hem biraz sıkıldım hem de ara ara kendimi yatıştırdım. Biliyorsunuz ki bu tür serilerin ilk kitapları hele de ilk kitabın ilk bölümleri genelde durağandır. Dudak uçuklatacak maceralara atılmazsınız. Karakterleri, öyküyü, bahsi geçen büyülü dünyayı tanıtırlar size önce. Oksa için de bu böyleydi. Önce ailesi Fransa'dan apar topar İngiltere'ye taşındı, sonra da Oksa bir takım güçlere, yeteneklere sahip olduğunu keşfetti.

Oksa Pollock, Edefia denen, büyülü bir ülkenin genç kraliçesiydi. Öğrendi ki büyükannesi Dragomira, onun sadık koruyucusu Abakoum, büyük dayısı Leomido, babası, en yakın arkadaşı Gus'un ailesinin de bu büyülü dünyaya ait olduğunu öğrendi. Bir yandan öğrendiklerini sindirmeye çalışırken öbür yandan okulla, günlük sorunlarla başa çıkmaya çalışıyordu. Ancak işler o kadar da kolay değildi. Okulda da başında bir bela vardı Oksa'nın. Aslında iki desek daha doğru olur. Biri her fırsatta kendisine saldırmaya kaşkışan, kötü kalpli, iri yarı, Beyinsiz diye isimlendirdiği çocuk, diğeri de kötü kalpli matematik ve fen bilgisi öğretmenleri McGraw.

Bir yandan da yeni efendi olarak güçlerini geliştirmeyi ve kontrol etmeyi öğrenmesi gerekiyordu Oksa'nın. Böylece büyük annesi onu büyük dayısının yanına götürerek -onu ve dostu Gus'u- bir eğitime aldı. Bu esnada saldırıya uğramaları ile, onların Edefia'ya dönüş planlarına çomak sokmaya çalışan düşmanla tam anlamıyla karşı karşıya geldiler.

Oksa Pollock'un Harry Potter ile benzer noktaları var. Bunlardan ilki, binalar. Biliyorsunuz, Harry Potter'da dört ana bina vardı, Oksa Pollock'ta da binalar olmasa da sınıflar üçe ayrılmış ve her biri bir elementle sembolize ediliyor. Biri hidrojen, biri cıva, diğerini de hatırlamıyorum. Bu ilk benzerlik. Ancak Oksa'nın okulu büyülü bir okul değil.

Bir diğer benzerlik de Delidolu'lar. Delidolu'lar Harry Potter'daki evcinlerine benziyor bence. Konuşma tarzları, sahiplerine bağlılıkları falan bana evcinlerini anımsattı.

Sonra üfürük şeyleri var, kullandıkları. Bizim büyücülerin asaları gibi, kişiye özeller. Imm... saptadığım benzerlikler bunlar işte. Sanırım bir tane daha vardı ama neydi hatırlamıyorum.

Önce bu benzerlikler beni rahatsız eder gibi oldu. Ama sonra, bunları hoş gördüm. Harry Potter'dan önce Oksa'yı okumuş olsam bütün bunlar beni rahatsız etmeyecekti. Yine böyleymiş gibi düşündüm. Kitap Harry Potter'ın araklanmış hali gibi görünmüyor hiç. Sadece minik bir iki benzerlik var.

Tabii öte yandan bir de Oksa'nın aşk hayatı var *.* Şimdilik, 13 yaşında çocuklar olarak pek fazla bunlarla ilgili değiller. Ama Gus ve sınıf arkadaşlarından biri olan Merlin Oksa ile ilgileniyor gibi. Oksa ise galiba gönlünü, büyücü topluluktan olan Tugdual'a kaptırdı. Ne yalan söyleyeyim o karakter bana da son derece ilgi çekici görünüyor.

Yazar kitabı nefes kesecek bir yerde bırakmamış. Yani "Aman bana ne, devam etmiyorum" da diyebilirsiniz. Ama ben diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Dilerim Artemis ikinci kitabı çıkarmakta gecikmez.

Cumartesi, Temmuz 13, 2013

RAMSES Işığın Oğlu ~ Christian Jacq

Çeviren: A. Rıza Yalt
Özgün Adı: Ramsés: Le Fils de la lumiére
Kapak Düzeni: Ömer Erduran
Yayın Yılı: 20.Basım / Mayıs 2005
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Sayfa Sayısı: 350

ARKA KAPAK:

I.Seti, güçlü ve sevilen bir hükümdardır. Akıllı yönetimi sayesinde, ülkesini dünyanın en güçlü imparatorluğu yapar. Ancak tahtı devretme zamanı yaklaştığı için iki oğlu arasında bir seçim yapmak zorundadır.

Henüz on dört yaşında olan Ramses, azimli, dürüst ve akıllıdır; ancak gençliğinin verdiği heyecan zaman zaman hata yapmasına yol açmaktadır. Genç Ramses'in rakibi olan, kurnaz ve hain ağabeyi Şenar ise, taht yolunda küçük kardeşini engellemek için her türlü komploya girişmeye hazırdır.

Gerçek bir erkek, gücünün sonuna kadar gider; bir kral ise daha ötesine geçer. (sf.10)

Hiçbir temele dayanmadan bir düşünce ileri sürmeye kalkışmak aptallığın ta kendisidir. (sf.145)

Kendi kendinden kaçmanın bir yolu da, sana dışarıdan kabul ettirilmek istenen bir görevde kalmak değil midir? (sf.150)

Ramses, insanların doğal eğiliminin esas olanı kabul etmeyip birtakım yanılsamalarla beslenmek olduğunu saptadı. (sf.182)

Sadece kendini beğenmişlerle budalalar korkuyu bilmezler. (sf.212)

Bunca nankörlük ve haksızlık sana acı vermiyor mu?
İnsanların yasası budur. (sf.277)

Cuma, Nisan 19, 2013

Çin'de Bir Çinlinin Başına Gelenler ~ Jules Verne

Çeviren: Ender Bedisel
Özgün Adı: Les Tribulations d'un Chinois en Chine
Yayın Yılı: 1. Baskı, İstanbul / Ekim 2010
Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 320

ARKA KAPAK:

Genç ve zengin Kin-Fo hayata karşı kayıtsızdır. Tüm servetine rağmen mutluluğu tatmamıştır. Günün birinde, bankadan gelen ani bir haberle, tüm parasını kaybettiğini öğrenir. Evlenmek üzere olduğundan ve müstakbel eşine sefil bir yaşam sürdürmeyi kendine yediremediğinden, intihar etmeye karar verir. Ama kararını uygulayamaz. Kendini ölümün kollarına bırakmaya hazırlandığı anda, içinde hiçbir duygu olmadığını fark eder ve bu hayatın heyecanlarını hiç değilse bir kez olsun tatmadan ölüme gidemeyeceğini anlar. Bunun üzerine, ustası ve arkadaşı filozof Wang'dan, belirli bir süre içinde kendisini öldürmesini ister. Böylece ölüm korkusu duyacak ve hayata veda etmeden bunun heyecanını yaşayacaktır. Wang öğrencisinin isteğini kabul eder ve birkaç gün içinde ortadan kaybolur. Onu bulmak imkânsızdır.Oysa talih, Kin-Fo'ya ikinci sürprizini hazırlamaktadır: Gelen ikinci haberle Kin-Fo, servetinin kurtulduğunu, hatta ikiye katlandığını öğrenir. Bu kadar heyecan Kin-Fo'ya yetmiştir. Artık tek amacı dolu dolu yaşamak ve nişanlısı Le-u'yla bir an önce evlenmektir. Fakat bunun için filozof Wang'ı bulması ve yaşamak istediğini ona anlatması gerekmektedir. İşte Kin-Fo ve arkadaşlarının, filozof Wang'ın peşinde Çin'i baştan başa katettikleri serüven böyle başlar. Sonunda Kin- Fo ve arkadaşlarının, filozof Wang'ın peşinde Çin'i baştan başa katettikleri serüven böyle başlar. Sonunda Kin-Fo hayatın değerini anlamış ve onu korumak için büyük bir maceraya atılmıştır.

Jules Verne'in kendine has stiliyle kaleme aldığı bu hikaye, 60'lı yılların sonunda sinemaya uyarlanmış ve "Çin Macerası" adıyla ülkemizde de gösterime girmiştir.

Kılıçlar pas tutup beller parladığı zaman, hapishaneler boşalıp tavanaraları dolduğu zaman, hekimler yayan giderken fırıncılar at bindikleri zaman, İmparatorluk iyi yönetiliyor demektir. (sf.36)

İki kalbin anlaşması ilkbaharı yüz yıl uzatır. (sf.107)

Başkaları için her şeyi yapmayı bilmek gerekir! Mutluluğun sırrı oradadır! (sf.317)

Cuma, Eylül 07, 2012

TANRI DAİMA TEBDİL-İ KIYAFET GEZER ~ Laurent Gounelle

Çeviren: Işık Ergüden
Orijinal Adı: Deieu Voyage Toujours Incognito
Orijinal Dili: Fransızca
Kapak Uygulama: Meral Gök
Yayın Yılı: 6.Baskı / Temmuz 2012
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 446

ARKA KAPAK:


EN ÖNEMLİ ŞEYLER KİMİ ZAMAN HİÇ FARK EDİLMEDEN GEÇİP GİDENLERDİR.


Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

"Laurent Gounelle bir mutluluk fabrikatörü... Eğer mutluluğun bir reçetesi varsa, Gounelle o reçeteyi biliyor olmalı."
Le Figaro

"Yeni Coelho"
L'Express

"İnsanın kendini arayışı ve başkasını anlaması hakkındaki bu benzersiz roman, kendine güven ve özgürlük üzerine işe yarar tavsiyeler veriyor."
France Soir

"Sürükleyici ve kolay okunan bir kitap. Hem iyi bir kişisel gelişim kitabı hem de güzel bir roman. Bayıldım!"
Cirtiques Libres

"Sonuna kadar gizemini koruyan, mizahi ve şiirsel bir roman."
L'est-éclair
  • Sergilenen insani değerler yalnızca görünüşteydi. Gündelik gerçeklik sert, soğuk, rekabetçiydi. (sf.16)
  • Mutluluk, bencilleştirir. (sf.18) 
  • Büyük problem diye bir şey yoktur. Küçük insanlar vardır yalnızca. (sf.23)
  • İnsanlar, onlarla nasıl konuşursak bize onu yansıtan birer aynadır. (sf.85)
  • ...özgürlük bizim içimizdedir. İçimizden gelmelidir. Sana dışarıdan verilmesini bekleme. (sf.95)
  • İnanılan şeyin hatalı olup olmadığını bilmenin tek yolu, onu pratikte sınamaktır. (sf.96)
  • Dünyada görmek istediğimiz değişim olmalıyız -Gandhi (sf.121)
  • İnsan varlığı değişimden, yenilikten korkar ve çoğu zaman, çok güç olsa bile alışıldık koşullarda kalmayı, pek iyi tanımadığı yeni bir duruma geçmek için diğerini terk etmeye tercih eder. (sf.125)
  • Çocuk gelişme arzusu duyar. Yetişkin değişmemek için elinden geleni yapar. (sf.129)
  • Gelişme istemiyorsak, yavaş yavaş ölmeye başlamışız demektir... (sf. 129)
  • Köpekler bile rüşvet yer. (sf.237)
  • Birinin yaşamını kurtarmak yerfıstığı yemek gibidir. Karşı konulmaz bir şey sizi başladığınız yönde yürümeye teşvik eder. (sf.247)
  • İnsan, bir can, bir yaşam yaratabildiğinde, bir hisse senedinin borsada kuru için aniden heyecanlanabileceğine gerçekten inanıyor musun? (sf.293)
  • Dağa tırmanmak isteyen yüksekliğinden etkilenmemelidir. (sf.296)
  • Kurallara uyum sağlayan kişi düşünmekten kaçınır. Çerçeve içinde kalarak akıl yürütürsen, herkesin daha önce düşünmüş olduklarından başka çözüm asla bulamazsın. Çerçeve dışına çıkmak gerekir... (sf.297) 
  • Kâr sağlıklı ve uyumlu bir iradenin doğal meyvesidir. (sf.420)
  •  Gerçeklik kimi zaman ürkütücü bir ejderha biçimine bürünür ve dosdoğru karşıdan bakmaya cesaret edildiğinde yok olup gider. (sf.425)
  • Güzel arabalar vasat insanların kıskançlığını, entelektüellerin küçümsemesini ve uyanmış ruhların merhametini çeker. (sf.446)

Pazartesi, Ağustos 20, 2012

KİMSESİZ ÇOCUK ~ Hector Malot

Çeviren: Gönül Suveren
Orijinal Adı: Sans Famille
Yayın Yılı: 1978
Yayın Evi: Altın Kitaplar Yayınevi
Sayfa Sayısı: 200

  • Köyde yaşamış olanlar, <<ineği satmak >> sözcüğünün ne anlama geldiğini çok iyi bilirler. Bizim ineğimiz sadece sütninemiz değil, aynı zamanda arkadaşımızdı, dostumuzdu. Çünkü sakın ineğin çok aptal bir hayvan olduğunu sanmayın, tersine çok akıllıdır ve biraz eğitilecek olursa pek çok şeyler öğrenebilecek yetenektedir. (sf.9 / 10)
  • O güne değin kendi kendime hiçbir zaman bir babanın ne olduğu sorusunu sormamıştım. Ve belli belirsiz, içgüdülerimle, bunu kalın sesli bir anne olarak düşünegelmiştim. (sf.11/12)
  • Çünkü insan ancak içi rahat olduğu zaman uyuyabilir, değil mi ama? (sf.12)
  • Ne var ki zekâ, ancak karşılaştırma olanağı bulundukça değer kazanır.(sf.19)
  • Gerçi ona eğitim, öğrenim sağlayacaksınız, orası doğru, ama onun aklını yetiştirebilirsiniz, karakterini değil. (sf.55)
  • İşin kötüsü şudur ki, insanlar ne zaman birbirlerine daha çok yakınlaşmak isteseler, ayrılmak zorunda kalırlar. (sf.73)
  • Çünkü yaşamla savaşmak yürekliliğini gösterenlerin yazgısı her zaman kötü olmaz. (sf.74)
  • Fazla mutlusun oğlum. Bu böyle uzun sürmeyecektir. (sf.96)
  • Sevecenlik, zenginlikten yeğdir. (sf.147)

Pazartesi, Temmuz 02, 2012

Karanlığın Soluğu ~ Maxime Chattam

Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu
Yayın Evi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı:409

ARKA KAPAK:

Gece hiç bu kadar ürkütücü olmamıştı...

New York. Kış.
Kafa derisi yüzülmüş bir kadın. Çırılçıplak.
Elinde bir başka kadının kafa derisi...
Bu işkence görmüş beden, cehennemden kaçtığını iddia ediyor. Şeytan'ın tapınağından...
Fotoğraflardaki, acı ve dehşetle çarpılmış bu onlarca yüz nereye bakıyor?
Karla kaplı sokaklarda nasıl bir canavar dolaşıyor?
Nerede saklanıyor? Ya kadın haklıysa? Ya katil, Şeytan'ın ta kendisiyse?
Kentin cehennemî atmosferinde kahramanımız Joshua Brolin ve genç detektif Annabel O'Donnel bir kapı arıyor... Karanlığın içinde bir kapı...
Dehşetin bin türüne açılan bir geçit...

"Kötü Ruh'la önemli bir başarıya imza atan Maxime Chattam, okuruna yine karanlık, acımasız ama soluk soluğa bir dünya sunuyor."
The Observer
"Kötü Ruh'un kahramanı Joshua Brolin'le iç karartıcı bir soruşturma; cehennemin bağırsaklarında yapılan uzun bir yolculuk..."
Paris- Match

  • Yaşamak bedava değildi, doğum ilk fatura olmuştu, son taksiti olabildiğince ertelemek için bütün senetleri ödemek gerekiyordu. (sf.33)
  • Genellikle saldırganların tecavüzden cinsel bir zevk almayı bekledikleri sanılır, ancak bu çoğu kez ikinci planda kalır. Tecavüzcülerin büyük çoğunluğunu ilgilendiren, üstünlüğünü kanıtlamak, kurbanlarına tatırdıkları terör ve aşağılanmadır; onları harekete geçiren de bu takıntılarıdır. (sf.37)
  • Hiçbir şey bir tanığın hafızası kadar nazik olamaz. (sf.46)
  • Bu dünya bizi tedbir olarak bireyci paranoyaklar olmaya itiyor. (sf.77)
  • "İnsan yabancıların merakını gidererek kendine müttefikler sağlar." (sf.95)
  • Günün birinde insanın sevdiği biri kaybolursa, başına ne geldiğini bilememekten daha korkunç bir şey olamayacağı kanısındayım. (sf.98)
  • Trajik bir olaydan sonra, bir zamanlar basit görülen bazı hareketler birden acı vermeye başlar. (sf.129)
  • Cinayet, çoğu insan için ne pahasına olursa olsun kaçırılmayacak bir seyirdir. (sf.133)
  • Doğa korkunçluktan tat alır; oysa ölümü zarafetle, ahenk ve vakarla göstermek isteyen filmler ve edebiyat çoğu kez bu gerçeği unutmuş görünür. (sf.135)
  • İnsanların hayatında hiçbir teselli, hiçbir tanık kaldıramayacakları, acıya tek pansumanın zaman olduğu anlar vardır. (sf.252)
  • "Josh, başkalarını kurtarmak için günde yirmi dört saat yaşanamayacağını kabullenmelisin. Senin de en asgarisinden bir özel hayatın olmalı." (sf.264)
  • Bugünün savaşları neredeyse hiç insana mal olmuyor, onlar insanlığı öldürüyor.(sf.280)
  • Gerçek mutlulukları neşeli tebessümlerde değil, gündelik hayatımızın devrilebileceğini gördüğümüz, ama ne tarafa düşeceğini bilmediğimiz bu kuşku anlarında bulursunuz. (sf.340)
  • Korku canlılara özgüdür. (sf.407)

Cuma, Haziran 22, 2012

Koloni ~ Jean Christophe Grangé

Çeviren: Tankut Gökçe
Orijinal Adı: Miserere
Kapak Tasarımı: Yavuz Korkut
Yayın Evi: Doğan Kitap
Yayın Yılı: 23.Baskı / Ağustos 2009
Sayfa Sayısı: 422


ARKA KAPAK:
Onlar çocuktular... 
En mükemmel elmasların saflığındaydılar...
Ne en ufak bir lekeleri ne de en ufak bir kusurları vardı...
Ve ne de en ufak bir günahları...
Ama onların saflığı kötülüğün saflığıydı...
  • Egzotizm devam ediyordu. Ermeni kökenli eski bir polis, Şilili bir koro şefinin cinayetiyle ilgili olarak Mauritius Adası'ndan birini sorguluyordu. Bu bir soruşturmadan çok bir "world kitchen"i andırıyordu. (sf.36)
  • "Kamerun'da bir laf vardır; kıçındaki mermi kalbindeki mermiden daha iyidir, derler." (sf.93)
  • "İnat, bir polisin en büyük düşmanıdır..." (sf.102)
  • "Çocuklar ölüme yaklaştırır." diyordu Hegel. (sf.138)
  • "Kalabalık. Bundan daha iyi gizlenecek yer olmaz." (sf.145)
  • "Freud'un ne dediğini biliyor musun? 'Hepimiz küçük çocuklara ve büyük kitlelere hayranlık duyarız.' " (sf.146)
  • "Bütün müptelalarda göçebe ruhu vardır." (sf.201)
  • İnsanlardan nefret ettiğinde onları daha iyi tanıyorsun. (sf.212)
  • "Nevroz, uyuşturucu kullanmayan insanın uyuşturucusudur." (sf.239)
  • "Romantik bir bakış açınız var. İnsanları sevmek gerektiğini, tüm insanların iyiliği, verimliliği ve uzlaşması için onlara saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz. Ama bu bakış açısı son derece yanlış. İnsan doğuştan kusurludur. Doğadaki bir bozukluktur." (sf.245)
  • İnsan hayal kurmak için yaratılmıştı, yani itaat etmekten çok mücadele etmek için. Bu evrimin kuralıydı. Ve özellikle de insan şiir için yaratılmıştı. Ütopya da şiirseldi. Ve şiir daima gerçekçiliğin karşısında olacaktı. (sf.250)
  • Dostluk tehlikeli bir şeydi. (sf.320)
  • Uzun zamandan beri insanları yargılamayı bırakmıştı. Artık ihanete inanmıyordu, çünkü edilen yeminlere inanmıyordu. (sf.335)
  • Fanatizm, şiddetin en kötüsüdür. (sf.343)

Çarşamba, Mayıs 23, 2012

Yeşil Parmaklı Çocuk ~ Maurice Druon

Çeviren: Elâ Güntekin
Resimler: Maurice Druon
Yayın Evi: Can Yayınları
Yayın Yılı: 1984
Sayfa Sayısı: 110

ARKA KAPAK

Yeşil Parmaklı Çocuk, ünlü Fransız yazarı Maurice Druon'un çocuklar için yazdığı tek öyküdür. Bu kitap bugün çocuk klasikleri arasında yer almaktadır. Bu kitapta anlatılan Yeşil Parmaklı Çocuk, başka çocuklara hiç benzemez. Hiç tükenmeyen ilgileri ve amansız öfkeleriyle, büyüklerin kalıplaşmış davranış ve alışkanlıklarına karşı çıkar. Hastalıklar, umutsuzluklar, kısıtlanmış özgürlükler ve savaşlar onu her zaman şaşırtır. Ve Yeşil Parmaklı Çocuk'un gizli ama çok işe yarayan bir gücü vardır: Elleri. Dokunduğu her şeyi yeşillendiren, çiçeklendiren bir güç. İşte bu gücüyle dünyadaki tüm kötülükleri yenik düşüren bu çocuğu çok seveceğinize inanıyoruz.



*

  • Kaygı, uyanır uyanmaz göğsünüzü sıkıştıran ve gün boyu yakanızı bırakmayan, acı bir duygudur. Kaygı, odalara girmek için iğne deliğinden bile süzülür, rüzgârla birlikte yaparakların arasına uçuşur, kuşların şakımalarına tüner, zillerin telleri boyunca bir o yana bir bu yana koşar durur. (sf.19)
  • Yaşam aslında en iyi okuldur. (sf.22)
  • İnsanın aklına takılan bir düşünce zamanla karara dönüşür. Karar ise, uygulanmaya konmadan, insanın içi rahat etmez. (sf.36)
  • Büyüklerin bir huyu vardı: açıklanması olanaksız şeyleri ne pahasına olursa olsun açıklamak isterler.
    Onları şaşırtan her şeyden yedirgin olurlar. Dünyada yeni bir olay mı var, tuttururlar, daha önceden bilinen başka bir olayla benzerşiğini kanıtlayacağız diye. (sf.41)
  • "Kutuda sardalya gibi yanyana, ışıksız yerlerde yaşamaktan renkleri solmuş bu insanların. Ben de kutuda sardalya olsam mutlu olmazdım." (sf.47)
  • "İnsan mutsuz olduğunu anlamak için önce mutluluğu tatmış olmalı." (sf.54)
  • "Söyle bakalım Tistu, bu gün neler öğrendin? Tıp konusunda ne biliyorsun?
    Tistu şöyle yanıt verdi:
    "Tıbbın, acı çeken bir yürek karşısında çaresiz kaldığını öğrendim. İyileşmek için insanda yaşama isteğinin olması gerek. Doktor amca, insanlara umut veren haplar yok mudur?" (sf.56)
  • Arada bir, bir Bay çıkar ortaya, açıklanamayan olayların bir bölümünü açıklığa kavuşturur. Büyüklerin ilk işi, bu gibi kişileri alaya almaktır. Bay Trounadisse'in düzeni bozdukları gerekçesiyle, bu gibileri kulaklarından tuttukları gibi deliğe tıktıkları da görülmüştür. İş işten geçince, yani adam öldükten sonra haklı olduğunu anlayıp anısına bir anıt dikerler. Bu gibi kişilere "Dâhi" denir. (sf.59)
  • Savaşta herkes bir şeyler yitirir. (sf.71)
  • İnsanlar tanımadıkları kişilerin başına gelen yıkımları doğal karşılarlar. (sf.93)
  • Oğulları büüklerin düzenini bozup başları derde girdiğinde, anneler kendilerini hep bir parçacık suçlu bulurlar. (sf.94)
  • Oysa kimse kimsenin içyüzünü bilemez. (sf.97)
  • Her yaşamın sonunda ölüm vardır. (sf.100)
  • Ama bilmeceler ölüme vız gelir. Bilmeceyi soran ölümün kendisidir. (sf.102)
  • "Ölüm varken insanların birbirlerine durmadan kötülük etmeye çalışmaları aptallık değil de nedir?" (sf.103)

Cuma, Mart 30, 2012

Lutetia ~ Pierre Assouline

Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu
Yayın Evi: YKY
Kapak Tasarımı: Nahide Dikel
Sayfa Sayısı: 326


Arka Kapak Yazısı:

Lutetia'nın en gizli kıvrımlarının arasına saklanmış bir adam,Avrupa'nın yeni bir dünya savaşına batışını gözlüyor.Edouard Kiefer,Alsace'lı, eski istihbarat polisi.Otelin ve otel müşterilerinin güvenliğinden sorumlu detektif.Ketum ve dokunulmaz,kimse ne düşündüğünü bilmiyor.

Lutetia Oteli,1983-1945 yılları arasında Fransa'nın yazgısını paylaştı.Otelin duvarları arasında önce yazar ve sanatçılar,ardından Nazi subaylarıyla karaborsacılar geçit töreni yaptılar,sonunda yerlerini kamplardan dönen sürgün kalabalığına bıraktılar.

Pierre Assouline,biyografi keskinliğini roman soluğuna uydurarak,II.Dünya Savaşı'nın Fransa'ya bıraktığı varoluşsal mirasla birlikte Lutetia'nın yitik efsanesine hayat veriyor.

*
  • Onur refleksleri dürtükler,bilinçse kaçış yollarını. (sf.25)
  • Savaş,bana savaştan bahsetmeyin,savaşta en ufak bir soyluluk göremiyorum,vatansever kasaplık temiz ve onurlu da değil,belki gazetelerin redaksiyon bölümlerinin dışında...Savaştan,gerçek savaştan kurtarılacak bir şey yok...Savaşta insanın kendini öldürteceği güzel bir şekil de yok...Asker olarak gittim,mağara adamı olarak döndüm...Savaş hayatlarımızı sonsuza dek damgaladı... (sf.26/27)
  • Acayip olanı açıklamaya çalışan,acayibi daha katmerli kılar;oysa sessizlik tuhaf olanı öylesine güçlü bir örtüyle sarar ki,yersiz meraklar dağılıverir. (sf.28)
  • İnsanlık,özellikle de büyük bir otelin müşterileri,sadece ayakkabılarına bakarak tanımlanabilir.Modalar,çağlar,devrimler ifadelerini tam olarak yer seviyesinde bulur. (sf.30)
  • "Hiçbir şey insanın kendisini izlemesi kadar endişe verici olamaz.Kendinizi kıyaslayın,bu sizi rahatlatacaktır." (sf.33)
  • İyi gömülmemiş kuşkuların uyanması,çoktan söndüğü sayılan çekişmeleri tutuşturur. (sf.39)
  • Hiçbir şey,çalışmayı deha olarak görmek kadar bağışlanamaz değildir. (sf.44)
  • Tek olmak bir hapishane,hatta bir sınır değil,tam tersine,bir başarıdır.(sf.53)
  • -reddettikleriyle kendilerini tanımlayan o kadar çok insan vardır ki- (sf.54)
  • Sürgünü tatmamış kişi dost bir sesin ne olduğunu bilemez.Sürgünler,içlerindeki Almanya'nın siyasal mücadelesinin ötesinde,her şeyden önce kendilerini kendi dillerine bırakmayı,o dilin seslerinin ve aykırılıklarının tadını çıkarmayı paylaşıyordu.Birileri onları topraklarından atmayı başarmıştı,dillerinden değil. (sf.57)
  • Kendine kızıyordu;durum ruhuna öylesine işlemişti ki,belki de kızacak bir şey yoktu.Hepimiz kendimizle savaştayız,ama o hiç ateşkes görüşmesi yapmıyordu. (sf.62)
  • Özellikle de batıl inançla güçlendirilmişse,alışkanlıklar beklenmedik rotalar çizer. (sf.64)
  • İnsanın başkalarıyla rastlaşmak için,her gün sadece bir avuç saati vardır,fazla değil.Bazen,birkaç saniye de yeterli olur.Geri kalan zaman,insan yapayalnızdır. (sf.65)
  • İnsanın bağlanmayı atlatması ya da sahip olma duygusunun tuzağına düşmemesi için,bir geçiş yerinden daha iyisi olamaz. (sf.68)
  • Sohbetteki uzun beyazlıklardan ürkmezdi;sessizlik boşluk demek olmadığı için. (sf.110)
  • İnsanların ölümsüzlüğe ulaşabilmesi için,ne demek istedikleri hakkında bilgeler arasında bir tartışma yaratmasından daha iyi bir yol yok. (sf.111)
  • -İyi misiniz Bay Joyce?
    -Saçlarımın ağarmasını dinliyorum. (sf.114)
  • Bazen,büyük yalnızlıkların içindeyekn,romanını açar,birkaç satırını okurdum.Bu okuma bana açıklayamayacağım bir ruh desteği verirdi.Belki de bu,bütün kütüphanemde müşterinin unutkanlığı,küçümsemesi ya da terk etmesi sonucunda elde etmediğim tek kitap olduğu içindi.Bana ithaf edilmiş tek kitap.Yazarının bana armağan ettiği tek kitap.Her sayfasından,günlerini beklemekle geçiren iki çocuğun keyfi için çalınan bir piyanoyla bir İrlanda baladının taştığı tek kitap. (sf.115)
  • "İki kadını olan ruhunu,iki evi olan aklını yitirir." (sf.116)
  • İstihbarat savaşın sinirleridir. (sf.166)
  • Alman uygarlığının barbarlık yeteneği kuşku götürmezdi.Ama asla düşlerimizi alamayacaklardı.Sınırlarımız olmasını engelleyebilirlerdi,ama içimizdeki vatanı ortadan kaldıramazdı. (sf.167)
  • Öyle durumlar vardır ki,pasiflik bile taraf tutmaktır. (sf.172)
  • Şimdi artık çocuklar bile... Çocuklarla da savaşan bir rejimi nasıl adlandıracaktık? (sf.189)
  • -Yalnızlık,tecrit değildir. (sf.199)
  • "Birbirimizden hiç ayrılmadık ve ne olursa olsun hiç ayrılmayacağız.Şaheser olan,süre.Koşulların kölesi olan sadece biçim,içindeki değil.Unutma,süre..." (sf.200)
  • "Terliklerinin görüntüsü,hatta hışırtıları aşkı öldürüyor.Seni hiç terlikli görmedim.Seni biraz da bu nedenle seviyorum." (sf.200)
  • -Ölmekten korkuyorsun,öyle mi?
    -Canımı en çok sıkan,ölmek değil,ölümümün soruşturmasına katılamamak olacak. (sf.212)
  • "Cehennem,ötekilerdir." (sf.217)
  • Bürokratlar her zaman her şeyi öngörür;bunlar da iyi görenlerdendi,özellikle de uzaktayken.Yaptıkları planın sadece tek ve küçük bir eksiği vardı:İnsan etkenini unutmuşladı.Konuşmayan adamı.Her soruda gözyaşlarına boğulanı.Artık,bir şey hatırlamayanı.Güçlükle konuşanı.Korkanı.Sorulara dayanamayanı.Kuşkulananı.Kendini hâlâ orada sananı.Kâbusun sona erdiğine bir türlü inanamayanı.Yapamayanı. (sf.239)
  • "Doktor,eğer bu işi yapmaktan hoşlanmıyorsanız,yapmayın.Ama eğer yapacaksanız,o zaman iyi yapın.Bana hiç hastalığa yakalanıp yakalanmadığımı sordunuz,demek hiçbir şey görmediniz,hiçbir şey duymadınız.Öteki arkadaşlarımın her biri gibi,ben tek başıma bir hastalık kataloğu gibiyim.Üstelik adını bile duymadığınız hastalıklarım var.Ve siz beni baştan savdınız.Ellerimi görüyor musunuz?İşte bu koca zanaatkâr elleriyle kampta masalar,iskemleler yaptım,Naziler öyle emrettiği için.Yaptıklarımda en ufak bir kusur yoktu.Güzel işti.Çünkü eğer kabul edilmişse,işi iyi yapmak gerekir.Oradaki gibi,burada da.Anladınız mı,doktor? Pekâlâ,muayeneyi yeni baştan yapıyor muyuz,yoksa başkasına mı görüneyim?" (sf.250/251)
  • "Eğer ağlıyorsan,kimse seninle ağlamaz" dediğini duymuştum."Eğer gülüyorsan,seninle herkes güler.İşte eskiden Polonya'da,evimizde böyle denirdi.Onun için,ağlamam." (sf.252)
  • "Ah,yanlış yapıyorsunuz.Çocuklar,gerçek sermayedir.Torunlar da,sermayenin faizi." (sf.265)
  • İnsan akla meydan okuyacak gizli dürtülere boyun eğince,yapılması gereken tek şey harekete geçmek,sesini kısmak ve olacakları beklemektir. (sf.167)
  • Bir otelin tarihi,sadece onun ayakkabılarını görerek ve hayaletlerini anlatarak yazılabilir,derler. (sf.278)
  • "Tuhaf.Birbirlerine kavuşmak için sabırsızlananlar var,bir de hiç buluşmak istemeyenler.Bir de hiç düşünülmeyenler var,görünmez olanlar.Aileleri bir gözleyin,kocalarını ya da karılarını almaya gelenlerden bazılarının yüzüne bakın.Le colonel Chabert'i okumuş muydunuz,Edouard? Tabii ya: Dualarında kayıp birinin yeniden görünmesini isterken,diğer yandan geri gelmesinden korkmak.Tamam işte,ben de burada bir Chabert sendromunun doğduğunu görüyorum: Dönecekleri umulan ama dönüşlerinden korkulan bazı sürgünler var." (sf.286)
  • Geri getirilmiş sürgün kalabalığının içinde,iyiliğini isteyen sivillerin ortasında kaybolmasını izlerken,aklıma gelişinden kısa süre sonra bana söylediği o çok duyarlı sözler geldi: "İnsanlar bazen elimize banknotlar sıkıştırıyor.Geri çevirmeye cesaret edemiyoruz ama teşekkür de edemiyoruz." (sf.288)
  • O dilde katılık adına ne varsa,duyarlılığın önünde kayboluvermişti. (sf.294)
  • "Size gerçeği hiç anlatmayacağız,çünkü gerçek inanılmaz oldu." (sf.296)
  • Umut aynıydı,trajik. (sf.297)
  • Komünistleri almaya geldiklerinde,
    Hiçbir şey demedim,komünist değildim.
    Sendikacıları almaya geldiklerinde,
    Hiçbir şey demedim,sendikacı değildim.
    Yahudileri almaya geldiklerinde,
    Hiçbir şey demedim,Katolik değildim.
    Beni almaya geldiklerinde,
    Herhangi bir şey söyleyecek kimse kalmamıştı.
    (sf.299)
  • Kendini paniğe kaptıran bir insan,kayıp bir insandır. (sf.309)
  • Ama gururun en teçhizatlı zihinlerde bile yapabileceği hasarı şimdiden biliyorum. (sf.319)
  • Yeryüzündeki bütün konukluğumuz bizim olmayan hayatları vekaleten yaşamakla geçebilir. (sf.319)
  • Dediklerine göre,insan,yaşı ilerledikçe daha taşralılaşırmış.Ne önemi var,çünkü insan dünyadan uzaklaşırken yaşamanın güzel olduğu yere gittiğini sansa da,aslında ölmenin güzel olduğu yere gidiyor. (sf.320)

Pazar, Şubat 19, 2012

Kaldırım Serçesi Edith Piaf ~ Simone BERTEAUT

  • Eğitim para gibidir,insan çok eğitilmeli.Çok eğitilmedi mi yoksul görünür.
  • Mahallesine göre söylenecek şarkıları seçmek gerekir.Aslında,tıpkı müzikhol gibidir.İyi bir okuldur,sokak.Şarkının bitirme sınavı orada verilir.Dinleyici göz önündedir,karşınızda,burnunuzun dibinde.Yüreğinin çarptığı duyulur,düşündüğünü söyler.Neyin hoşuna gittiği,neyi sevmediği bilinir.Hele,arada bir ağlarsa iyi para toplanacak demektir.
  • "Momone,aşk ılındı mı ya ısıtmak gerekir ya da vazgeçmek.Aşk buzdolabında saklanmaz."
  • "Aşk bir zaman meselesi değildir,bolluk ya da kıtlık meselesidir.On yılda,bir gün boyu sevdiğim kadar sevemeyebilirim.Duygularını yıllar boyu gizlemek burjuvaların işidir.Tutumlu kişilerdir onlar,mıhsıçtıdırlar,böyle zengin olmuşlardır,bir günde tüketmezler her şeylerini.Para kazanmak için iyi bir yoldur belki bu,ama aşkta beş para etmez."
  • "Bir ses insanın avucundaki çizgiler gibidir,kimseninki başkasına benzemez."
  • Bir düşün de ötesindeydi bu,çünkü düşün ayakta kalabilmek için anlatılan bir palavra olduğu bilinir.
  • Yedi ay süreyle Edith kendine göre mutlu oldu,bu mutluluk başkalarınınkine benzemiyorsa ne fark ederdi!
  • Bir mucizenin gerçek olup olmadığını anlamak mümkün değildir,olması için öyle çok şey yapılır ki! 
  • "Görüyorsun ya,Momone;talih mangır gibidir,geldiğinden çabuk gider."
  • "Ben sokaktan geliyorum.Bunu herkes biliyor.Ne olmuş yani? Benden hoşlanmıyorlarsa ilgilenmesinler."
    "Öyle yapacaklar zaten.Halktan gelmek utanç verici değil;pislik içinde,cehalet içinde kalmayı istemek utanç vericidir.(...)"
  • "Görüyorsun ya Momone;bazı anılar geri döndüğünde birtakım yemekler gibidir: Tıkınırken lezzetli gelir,ama sonra sevdiğine bin pişman eder insanı..."
  • "Momone,ancak ilk seferinde hakkıyla sevebilir insan..."
  • "Momone,yüz üstü bırakılmaya katlanan kadın,zavallının tekidir.Erkek kıtlığına kıran girmedi ya,sokaklar herif dolu.(...)"
  • "Benim güneşim karanlık bastığında doğar."
  • "Şekerim," diyordu Jean,"insan sevdikleriyle birlikte yaşadı mı onları hiç anlamaz.Sevdiklerimizi olduğu gibi kabul etmeyiz;düşlerimize,isteklerimize uygun olmalarında diretiriz...Oysa bu düşler,bu istekler pek seyrek onlarınkilerle uyuşur."
  • "Tarihî günler yaşamaktayız."
    Edith şu cevabı vermişti:
    "Öyleyse canı cehenneme!Tarih buysa,ben onu yaşamak yerine okumayı yeğlerim!"
  • "Anlıyor musun,Momone,anılar ertesi sabah insanın ağzında bir sarhoşluk sonrası tadı bırakır.Temizlik yapacak,güzel olmayan her şeyi unutacak zaman buldun mu iyidir."
  • "Bir şarkı bir hikâyedir,ama dinleyicilerin buna inanabilmeleri gerekir.Onlar için ben aşk'ım.İç paralaması ve ağlaması gerekir böyle birinin,benim kişiliğim bu.Mutlu olmaya hakkım var,ama uzun süre değil;dış görünüşüm buna izin vermiyor.Bana basit sözler gerek.Dinleyicim düşünmez,haykırdığım şey doğrudan yüreğine oturur.Bana şiir gerek,onları hayale daldıracak şiir." 
  • Deniz kıyısındaki bir şehirde insan dolanıp duramaz da,hep kendini su kıyısında bulur;su çeker sizi.
  • Mutluluk felaket gibi değildir,insan ondan kurtulur!
  • "Bir erkeği işinin başında görmek gerekir,bu yapılmazsa onu gerçek yüzüyle tanımak mümkün olmaz."
  • "Çıkışta seni bekleyenler aynı insanlar değil.Elleri bir şeyler istiyor ille de.Okşamıyor artık bu eller,sana yapışıyor sımsıkı.Gözleri seni yargılıyor.'Bak hele,sahnedeki kadar güzel değil!' diye düşündüklerini okuyorsun gözlerinden.Ve gülümsemeleri ısırıyor insanı...Sanatçılarla seyirciler hiç karşılaşmamalı.Perde kapandı mı,sanatçı sihirbazın şapkasından çıkan güvercin gibi uçmalı!"
  • "Momone,en çok üzüldüğüm,beni ben olduğum için sevmemeleri.Sevdikleri insan Gassion babanın kızı değil.Ona rastlasalar yüzüne bile bakmazlardı.Bana âşık değiller,adıma âşıklar!Ve kendileri için yapabileceğim şeylere!"
  • Başarı ve para,insanı sefaletten de iyi öldürebilir.
  • Oysa
    Bir yerlerde hep mutlu olmamı engelleyen
    Bir yitik köpek bulunacak.
  • Yeni bir hayat,yıpranmış eski bir hayat gibi dikkatli yaşanmaz!Temelinden dinamitlenir!
  • Mahkum ettiğimiz insanlara her zaman çok şey vadettiğimizi düşündüm.
  • "Gülmek ve sevmek ısmarlama olmuyor!"
  • Mutluluktan söz etmemek gerekir,insan bunu kendine saklamalıdır;narindir mutluluk,her şey onu zedeleyebilir.
  • "Görüyorsun ya,insanı çok sevdiler mi de iyi olmuyor,yeterince sevmediler mi de!"

Çarşamba, Şubat 15, 2012

Leyleklerin Uçuşu - Jean Christophe Grangé

Çeviri : Ali Cevat Akkoyunlu
Orjinal Adı: Le vol des cigognes
Orjinal Dili: Fransızca
Sayfa Sayısı: 360
Yayın Evi : Doğan Kitapçılık
Kaybedecek bir yılları olduğunu söyleyip -böyle diyorlardı gerçekten- insani yardım konusunda çalışan genç doktorlar tanıyordum.Mesleklerine sarılmadan önce Hindistan'ı arşınlayıp mistisizmin tadına bakan çiçeği burnunda avukatlar.Oysa benim kafamda ne bir meslek vardı ne de egzotizm ya da başkalarının mutsuzluğuyla ilgili bir arzu.
*
-Müfettiş Dumaz.Bu gece nöbetçiyim.Pis iş.Cesedi bulan sizdiniz,değil mi?
-Evet.
-Nasıldı?
-Ölü.
*
Başından beri önyargıların,ortak görüşlerin amansız düşmanı olmuştum.Dünyanın çoğu kez sanıldığından da açık olduğunu, ne kadar alışılmış olursa olsun,gerçeklerin şeffaf ve canlı göründüğünü bilmiyordum.
*
Romlara göre çocuk o kadar güzel bir yaratıktı ki, nazar değdirmeye hazır yetişkinlerin ilgisini çeker.Onun için hiç yıkanmazlar.Bir çeşit gerçeği peçeleme.Güzelliklerini ve saflıklarını başka gözlerden saklamak için.
*
"İyi şanslar Antioche.Ama leyleklerinizi araştırmakla yetinin.İnsanlar ilginize layık değiller."
*
-O genç kadını seviyor musunuz?
-Ben olsam buradan başlamazdım İshak.Ama diyelim ki, evet, o kızı seviyorum.Çılgınca.Bütün bu macera,kargaşa,duygu ve şiddet dolu bir aşk hikayesi.Şimdi hoşunuza gitti mi?
*
Ellerim yanmıştı.Ruhum da öyle.Cildim ve ruhum aynı biçimde kabuk bağlamışlar,iyileşmeyi unutmaya ve duyarsızlığa oturtmuşlardı.
*
-Oğlu bir ayna gibiydi,anlıyor musun? Kendi korkusunun aynası.
*
Kendimi gülümsemekten alıkoyamadım.Öylesine gerçek dışı, aynı zamanda da öylesine olağandı ki.
*
Burada çelişkili bir hava esiyordu; bir umut ve umutsuzluk,sabırsızlık ve aldırmazlık,bitkinlik ve heyecan karışımı.Tüm bu insanlar aynı kayıp düşe aitti.