İngiliz Klasikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiliz Klasikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 02, 2013

Akıl ve Tutku ~ Jane Austen

Çeviren: Hamdi Koç
Özgün Adı: Sense and Sensibility
Yayın Yılı: 7. Basım / Şubat 2013
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 392

(...) bir delikanlı tam böyle olmalı. Uğraşı ne olursa olsun sınırsız bir hevesle yapmalı ve yorgun düşmemeli. (sf.47)

Kinayeli tüm bayağı sözlerden nefret ederim;'birini tavlamak' ya da 'birini elde etmek' ise en iğrençleri. Anlamları ağır ve densiz; uydurulduğunda hoşa gittiyse bile zaman tüm hoşluklarını çoktan yoketmiş. (sf.48)

Yakınlığı belirleyen şey zaman ya da imkan değildir; - sadece karakterdir. (sf.62)

Elinor bütün bunları kabul etti, çünkü akıllı uslu bir itiraz karşısındakinin hak etmediği bir iltifat olacaktı. (sf.259)

(...) gayretli ve aralıksız konuşmayla geçen sadece birkaç saat bile iki aklı başında insan arasında gerçekten ortak olabilecek olandan daha fazla konu gerektirirse de aşıklarda durum farklıdır. Onlar arasında hiçbir konu bitirilmez, hatta hiçbir anlaşmaya da varılamaz aynı şeyi en az yirmi kere yeni baştan konuşmadan. (sf.376)

Perşembe, Ekim 03, 2013

Geçmişin Gölgesinde: Villette ~ Charlotte Brontë

Çeviren: Nevhiz Aksunkur
Özgün Adı: Villette
Kapak Tasarımı: Melis Rozental
Yayın Yılı: Temmuz 2001
Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınları
Sayfa Sayısı: 560

ARKA KAPAK:

Lucy Snowe, genç yaşta ailesini yitirince vatanı İngiltere'yi terk eder ve Kıta Avrupası'ndaki Villette kentinde bir yatılı kız okulunda öğretmenlik yapmaya başlar. Lucy burada yalnızca geçmişin hayaletleriyle değil, geride bırakmayı arzu ettiği, kaçındığı duygularla da yüzleşecektir. Okulu sık sık ziyaret eden Doktor John'a karşı içinde yeşeren duygular, kendisine karşı hep zalimce davranan edebiyat öğretmeni Mösyö Paul ile Müdire Madam Beck ve Villette sosyetesiyle mücadelesi, okulun öğrencileriyle ilişkileri Lucy Snowe'un kendini ve dünyayı tanımasında büyük rol oynar. Protestan bir genç kadın olarak Katoliklerin dünyasında tek başına verdiği yaşam savaşı Lucy Snowe'u nereye götürecektir? Lucy Snowe'un her zorluğu göğüsleyen güçlü karakteriyle bu sorulara verdiği yanıt, mutlu sonla ilgili genel kabulleri altüst ediyor. Charlotte Brontë, çalkantılı ve sürprizli bir yolculuğu anlattığı son romanı Villette ile Jane Eyre'de ulaştığı edebi çıtayı yükseltiyor. Brontë'nin bu otobiyografik romanı, Viktorya dönemi Avrupası'nda, sesini henüz kimseye duyuramayan kadının tek başına ve dimdik ayakta durabileceğinin kanıtı.

Yumuşak ve sevecen tabiatlı olanlar ermiş mertebesine yükselebilir, güçlü ve kötü ruhlar şeytana dönüşür; bense sadece kederli ve bencil bir kadın oldum. (sf.47)

Yaptıklarınızı makul bir değerlendirmeyle ele almak gibisi yoktur: bedeni ve zihni sakin tutar; halbuki abartılı kavramlarla düşünürseniz hem bedeniniz hem de zihniniz ateşler içinde kalır. (sf.51)

Tam yerinde bir soğukkanlılık gereksiz bir duyarlılıktan daha iyidir. (sf.109)

Zihnin bazen yanlış anlamayla rahatsız olmak yerine sakinleşmek gibi aksi bir hali vardır ve kendimizi olduğumuz gibi tanıtamayacağımız yerlerde tam olarak yok sayılmaktan sanırım bir tür zevk alırız. (sf.113)

İlaç kimsenin moralini düzeltmez. Benim sanatım melankolinin eşiğinde durur, kapıdan içeri bakar ve bir işkence odası görür ama ne bir şey söyleyebilir ne de bir şey yapabilir. (sf.213)

Hissetmek ve birinin ne hissettiğini anlamak farklı özelliklerdir; çok az insan ikisine de sahiptir, bazıları ise hiçbirine. (sf.221)

Bu dünyadaki hiçbir saçmalık, bana mutluluğu beslememin söylenmesi kadar boş gelmiyordu. Böyle bir öğüdün anlamı ne olabilir? Mutluluk toprağa ekilip gübrelenen patates değil ki. Mutluluk, Cennet'ten üzerimize serpilen bir ışıktır. O, bir yaz sabahında bir goncadan ve Cennet'in altın meyvelerinden ruha düşen bir çiğ damlasıdır. (sf.287)

"Benim için mi?"
"Evet, sizin için."
"Bu dün gece üzerinde çalıştığınız şey mi?"
"Aynısı."
"Bu sabah mı bitirdiniz?"
"Evet öyle."
"Bunu yapmaya başlarken niyetiniz bana vermek miydi?"
"Kuşkusuz öyleydi."
"Ve benim şölenimde mi verecektiniz?"
"Evet."
"Bu niyetiniz onu örerken devam etti mi?"
Bir kez daha doğruladım.
"O zaman, bu kısmı bana ait değil, başkası için ve o insan düşünülerek yapıldı diyerek çıkartmam gereken bir bölümü yok mu?" 
"Hiçbir şekilde. Bu ne gerekliydi ne de adil olurdu."
"Bu tamamen mi benim?"
"Bu tamamen sizin." (sf.394/395)

...erkekler ve kadınlar mutlaka bir çeşit aldanma içinde olmak zorundalar; eğer ellerine hazır olarak verilmediyse kendi kendilerine abartacak bir şey uyduruyorlar. (sf.403)

Sevgililerde bir çeşit bencillik vardır; birisinin mutluluklarına tanık olmasını isterler, o tanığın ne bedel ödediği önemli değildir. (sf.483)

Sadık kadınlar, Tanrı'nın yaratıkları içinde bir tek kendilerinin sadık olduğunu düşünerek yanılırlar. (sf.546)

Cuma, Ağustos 30, 2013

Alice Harikalar Diyarında ~ Lewis Carroll

Çeviren: Osman Çakmakçı
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Yayın Yılı: 2007, İstanbul
Yayınevi: Bordo-Siyah
Sayfa Sayısı: 158

ARKA KAPAK:

Yazıldığı yıldan başlayarak küçük büyük herkesin ilgisini çeken ve tamamen özgün bir metin olan Alice Harikalar Diyarında, Oxford'lu matematikçi ve kendine özgü bir "sembolik mantığın" kurucusu olan Charles Lutwidge Dodgson'un 7'den 70'e her okurun önüne koyduğu bir tür bilmeceler yolculuğudur. 20. yüzyılda yeniden değerlendirilen, özellikle Fransız sürrealistlerinin büyük ilgisini çeken "Alice" öyküleri, Morpheus'ün işaret ettiği "tavşan deliğine" gireni ( Matrix) kolay kolay serbest bırakmayacaklardır.

Alice Harikalar Diyarında: Buyurun tavşan deliğine!

"Ardındaki uzun ve hüzünlü bir hikâye!" dedi Fare, Alice'e dönüp içini çekerek.
"Ardındaki kesinlikle uzun," dedi Alice, şaşkınlıkla Fare'nin kuyruğuna bakarak; "ama neden hüzünlü diyorsun?" (sf.42)

"Herkes kendi işine baksaydı," dedi Düşes boğuk bir homurdanmayla, "dünya kendi çevresinde daha hızlı dönerdi." (sf.73)

"Lütfen söyler misiniz bana, buradan hangi yola gitmem gerek?"
"Bu nereye gitmek istediğine bağlı," dedi Kedi.
"Neresi olursa olsun, umurumda değil," dedi Alice.
"O zaman hangi yoldan gittiğin fark etmez," dedi Kedi.
"Yeter ki, bir yere varayım," diye ekledi Alice, sözünü açıklamak amacıyla.
"Tabii varırsın," dedi Kedi, "eğer yeterince çok yürürsen." (sf.77)

Pazar, Ağustos 26, 2012

ANTİKACI DÜKKÂNI ~ Charles Dickens

Çeviren: Sevil İnan Sönmez
Yayın Yılı: İstanbul / 2011
Yayınevi: Akvaryum Yayınevi
Sayfa Sayısı:255

ARKA KAPAK:


Charles DICKENS

İngiliz romancısı. 19 yaşında gzeteciliğe başladı. Londra yaşamı üzerine yazılar yazdı. Yazın alanında tanındı. Gazetede fıkraları çıkmaya başladı. İlk kitabı iki ciltlik Boz'un Kahramanları'dır. Bir yıl sonra evlendi. İlk kitabının kazandığı başarı üzerine Mister Pickwick'in Serüvenleri'ni fasikül biçiminde yayımladı. Bundan sonra yapıtları birbirini kovaladı.
  • Dürüst insan Tanrı'nın en soylu eseridir. (sf.41)
  • Servete iyice yaklaşmadan armağanın gerçek değeri hakkında bir bilgin olmaz. (sf.55)
  • Zenginleri, yuvaya bağlayan bağlar yertüzünde yapılmıştır; yoksulu o sefil aile ocağına bağlayan bağlar ise daha has madendendir, Ahret'in mührünü taşırlar. (sf.95)
  • Keşke ulusların kaderlerini ellerinde tutanlar bunu bir anlasa ve hatırlasalar! Yoksul kimseler için bütün doğal meziyetlerin fışkırdığı yuvadan ayrılmanın ne yürek parçalayıcı bir iş olduğunu bir düşünebilseler! Bu yöneticiler, ancak sefaletin geçebildiği o arka yollardaki fakir barınakları birazcık olsun derleyip toplamaya çalışsalar, işte o zaman birçok alçak damlar göklere daha doğru, dimdik yükselir. İş yerinden, hastaneden, hapisaneden yükselen boğuk sesler Tanrı'nın her günü bu gerçeği haykırıyorlar. Yuva sevgisinden yurt sevgisi doğar. (sf.95)
  • Rüzgârın yönünü değiştiremeyiz ama şiddetini azaltabiliriz... (sf.151)