George Orwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
George Orwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mayıs 01, 2012

Hayvan Çiftliği - George Orwell

Çeviren: Celâl Üster
Orijinal Adı: Animal Farm
Kapak Tasarımı: Erkal Yavi
Kapak Resmi: Friedrich Karl Waechter
Yayın Yılı: 19. Basım / Ekim 2009
Yayın Evi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 158

ARKA KAPAK


İngiliz yazar George Orwell (1903 - 1950), ülkemizde daha çok Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ikinci ünlü yapıtıdır. 1940'lardaki "reel sosyalizm"in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında "yergi" türünün başyapıtlarından biridir.

Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık.

George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir elbette; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.

*
  • Dünyaya geldikten sonra yaşamamıza yetecek kadar yiyecek verirler; ayakta kalanlarımızı canı çıkana kadar çalıştırırlar; işlerine yaramaz duruma geldiğimizde de korkunç bir acımasızlıkla boğazlarlar. İngiltere'de bir yaşına geldikten sonra, hiçbir hayvan mutluluk nedir bilmez, hiçbir hayvan dinlenip eğlenemez. İngiltere'de hiçbir hayvan özgür değildir. Hayatımız sefillikten, kölelikten başka nedir ki! İşte tüm çıplaklığıyla gerçek budur. (sf.22)
  • İnsan'a karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz. Onu alt ettiğiniz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını benimsemeye kalkmayın. Hiçbir hayvan asla bir evde yaşamamalı, yatakta yatmamalı, giysi giymemeli, içki ve sigara içmemeli, paraya el sürmemeli, ticaretle uğraşmamalı. İnsan'ın bütün alışkanlıkları kötüdür. Ve en önemlisi, hiçbir hayvan kendi türünden olanlara zorbalık etmemeli. Güçlüsü güçsüzü, akıllısı akılsızı, hepimiz kardeşiz. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmemeli. Bütün hayvanlar eşittir. (sf.25)
  • Gençleri eğitmenin, yetişkinler için yapılabilecek herhangi bir şeyden çok daha önemli olduğu kanısındaydı. (sf.50)
  • Hangisinin daha korkunç olduğunu kestiremiyorlardı: Snowball'la birlik olan hayvanların ihaneti mi, yoksa az önce tanık oldukları acımasız misillemeler mi? (sf.102)
  • Düşüncelerini dile getirebilse, yıllar önce insan soyunu alaşağı etmek üzere yola çıktıklarında, hedeflerinin asla bu olmadığını söyleyecekti. Koca Reis'in ilk Ayaklanma çağrısını yaptığı o gece düşledikleri, bu şiddet ve kıyım olabilir miydi? (sf.103)
  • O günden sonra İngiltere'nin Hayvanları şarkısı bir daha hiç duyulmadı. (sf.107)
  • Ama gene de, öyle günler oluyordu ki, daha az rakam dinleyip daha çok yemek yiyeceğimiz günleri ne zaman göreceğiz, diye düşünmeden edemiyorlardı. (sf.109)
  • Bu dünyada açlık ve yokluk içinde yaşıyorlardı; başka bir yerlede daha iyi bir dünyanın bulunmasından daha doğru, daha anlaşılır ne olabilirdi? (sf.132)
  • Bazen, taşocağına çıkılan yamaçta, iri bir kaya parçasının altında kasları titrediğinde, onu ayakta tutan tek şey kararlılığı oluyordu. (sf.133)
  • Sonunda, Clover, "Gözlerim artık iyi görmüyor," dedi. "Gerçi gençken de doğru dürüst okuyamazdım ya. Ama bana öyle geliyor ki, yazılarda bir değişiklik var. Yedi Emir eskisi gibi duruyor mu, Benjamin?" (sf.146)
  • BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR
    AMA BAZI HAYVANLAR
    ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR (sf.147)
  • İçeride on ikisi de öfkeyle bağırıyor, on ikisi de birbirine benziyordu. Artık domuzların yüzlerine ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine, bir insanların yüzlerine bakıyor, ama birbirlerinden ayırt edemiyorlardı. (sf.158)

Perşembe, Şubat 23, 2012

1984 ~ George Orwell

Çeviri: Celâl Üster
Orijinal Adı: Nineteen Eighty-Four
Kapak Tasarımı: Ayşe Çelem Design
Kapak Resmi: Daniel Brunner
Yayın Evi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 350
  • Gelecekle nasıl iletişim kurulabilirdi ki?Doğası gereği olanaksızdı.Gelecek ya şimdiye benzeyecekti,ki o zaman ondan haberi bile olmayacaktı ya da şimdiden farklı olacaktı,ki o zaman da içinde bulunduğu durumun hiçbir anlamı kalmayacaktı. (sf.31)
  • Ses hiç kesilmeden sürüyordu.Winston bir an kendine geldi ve ötekilerle birlikte bağırıdığını,topuklarını var gücüyle iskemlenin basamağına vurduğunu fark etti.İki Dakika Nefret'in en korkunç yanı,insanın katılmak zorunda olması değil,katılmaktan kendini alamamasıydı.Otuz saniye sonra en küçük bir zorlamaya gerek kalmıyordu.Tüm topluluk,elektrik akımına kapılmışçasına,ürkünç bir kin ve nefretle azgınlaşıyor,öldürme,işkence yapma,yüzleri bir balyozla yamyassı etme isteğine kapılıyor,insanlar ellerinde olmadan yüzleri kaskatı kesilerek çılgınlar gibi bağırıp çağırıyorlardı.Ama yine de,duyulan öfke,bir pürmüzün alevi gibi bir nesneden öbürüne yöneltilebilen,soyut,kimseyi hedef almayan bir duyguydu. (sf.38)
  • Kimi zaman,insanın birine duyduğu nefreti bile isteye bir başkasına yöneltmesi de olasıydı. (sf.39)
  • Duygularını gizlemek,aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek,herkes ne yapıyorsa onu yapmak,içgüdüsel bir tepkiydi. (sf.41)
  • "Bir gün karanlığın olmadığı bir yerde buluşacağız." (sf.49)
  • Kafatasınızın içindeki birkaç santimetreküp dışında,hiçbir şey sizin değildi. (sf.51)
  • Her davranışın sonuçlarını,o davranışın kendisi doğurur.(sf.52)
  • Parti geçmişe el koyabiliyor ve şu ya da bu olayın hiçbir zaman olmadığını söyleyebiliyorsa,bu hiç kuşkusuz işkenceden de,ölümden de beter bir şeydi.(sf.58)
  • "Geçmişi denetim altında tutan,geleceği de denetim altında tutar;şimdiyi denetim altında tutan,geçmişi de denetim altında tutar." (sf.59)
  • Yaşayanların değil de ölülerin yaratılabilmesinin ne kadar tuhaf olduğunu geçirdi aklından. (sf.72)
  • "Bağlılık,düşünmemek demektir,düşünmeye gerek duymamak demektir.Bağlılık bilinçsizliktir." (sf.78)
  • İnsan bu durumun dayanılmaz olduğunu düşünüyorsa,bir zamanlar düzenin şimdikinden çok farklı olduğuna ilişkin anlıları olması gerekmez miydi? (sf.85)
  • Oysa çok kısa bir süre önce yalnızca birkaç yüz gırtlaktan yükselen çığlıkta yüreklere korku salan bir güç yatıyordu!Neden gerçekten önemli sorunlar söz konusu olduğunda böyle haykıramıyorlardı? (sf.95)
  • Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar,ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler. (sf.95)
  • Winston birden,çağdaş yaşamın asıl özelliğinin acımasızlığı ve güvensizliği değil,yavanlığı,donukluğu ve kayıtsızlığı olduğunu fark etti. (sf.98)
  • NASIL'ını anlıyorum:NEDEN'ini anlamıyorum. (sf.105)
  • Belki de,deli dedikleri tek kişilik bir azınlıktı. (sf.105)
  • Özgürlük,iki kere iki dört eder diyebilmektir.Buna izin verilirse,arkası gelir. (sf.106)
  • Gerilimli anlarda insanın bir dış düşmana karşı değil de,hep kendi bedenine karşı savaştığını fark ediyordu. (sf.128)
  • Seni seviyorum. (sf.135)
  • "Aslında hiçbir şey farketmezdi," dedi.
    "Öyleyse neden pişmansın itmediğine?"
    "Sırf,bir şey yapmayı hiçbir şey yapmamaya yeğlediğim için.Şu oynadığımız oyundan kazançlı çıkmamız olanaksız.Kimi yenilgiler kimilerinden daha iyi olabilir,o kadar." (sf.164)
  • Her gün,her saat hayata dört elle sarılmak,gelecekten yoksun olduğunu bile bile günübirlik yaşamayı sürdürmek,tıpkı hava olduğu sürece nefes almayı bırakamamak gibi karşı konulmaz bir içgüdüydü. (sf.182)
  • Onları çekip çeviren,sorgulamayı akıllarından geçirmedikleri özel bağlılıklardı.Asıl önemli olan,kişisel ilişkilerdi;hiçbir işe yaramayacak bir hareketin,birini kollarına almanın,dökülen bir gözyaşının,ölmekte olan birine söylenen bir sözün bir değeri olabiliyordu. (sf.195)
  • "İtiraf etmekten söz etmiyorum.İtiraf,ihanet değildir.Ne söylediğin ya da ne yaptığın önemli değil;yalnızca duygulardır önemli olan.Beni seni sevmekten caydırırlarsa,işte o zaman gerçekten ihanet etmiş olurum." (sf.196)
  • Gerçekler,ne yaparsanız yapın,gizlenemezdi.Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir,işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi.Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa,sonuç ne fark ederdi ki? (sf.197)
  • Savaşın asıl yaptığı,yok etmektir;ama ille de insanları yok etmesi gerekmez,insan emeğinin ürünlerini de yok eder. (sf.221)
  • Uygarlığın bedeli eşitsizlikle ödenmişti. (sf.235)
  • Toplumumuzda,olup bitenleri en iyi bilenler,aynı zamanda dünyayı olduğu gibi görmekten en uzak olanlardır. (sf.247)
  • Genellikle,kavrayış ne denli fazlaysa,yanılma da o ölçüde fazladır: Zekâ ne denli fazlaysa,akıl o ölçüde azdır. (sf.247)
  • "Akıllılık,çoğunluğa bakılarak ölçülmez." (sf.249)
  • İnsan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de. (sf.286)
  • İnsanlar özgürlük ile mutluluk arasında seçim yapmak zorundaydı ve büyük çoğunluk mutluluğu seçiyordu. (sf.297)
  • Bir kez teslim olmayagör,gerisi kendiliğinden geliyordu. (sf.313)
  • Onlardan nefret ederek ölmek,özgürlük buna denirdi işte. (sf.317)
  • Farkında olmadan,masanın üstündeki toz tabakasında parmağını gezdirdi:
    2x2=5    (sf.327)