Pazartesi, Eylül 16, 2013

Kara Acı ~ Nina Berberova

Çeviren: Zehra Gencosman
Özgün Adı: Le Mal Noir
Kapak Resmi: Modigliani
Yayın Yılı: 1991
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 81

ARKA KAPAK:

Nina Berberova, bu romanıyla bir kez daha özel dünyasının derinliklerine demir atıyor: Sürgün dünyasını ve bu dünyanın karanlık anlamsızlığını sorguya çekiyor. Nina Berberova'nın öbür kahramanları gibi Kara Acı'nın kahramanı Yevgeni Petroviç de bir sürgündür. Ülkelerinden, sevgi bağlarından, ana dillerinden yoksun kalmış, uzun süre bir kentten ötekine, bir ülkeden bir başkasına sürüklenmiş humanist Slavların acılarını tek başına simgelemekte, onlarla bütünleşmektedir. "Kara Uğursuzluk", "Kara Felâket", bir elmas hastalığıdır ve sürgünün yaşamında işleyen ve bir türlü kapanmayan yarayı simgelemektedir: Bu simge, bazan bir sanrıya dönüşen uzak ülkeyle, bazan yerini hiçbir kadının dolduramadığı bir yazgısal kadınla örtüşür. Artık gelecek ve umut diye bir şey yoktur ve asıl korkuncu, geçmişin de insanın parmakları arasından kum gibi akıp gitmesidir. Şimdi 91 yaşında olan Nina Berberova'nın sekseninden sonra yazarlık ününe erişmesi gerçek bir Kara Acı değilse nedir? Berberova'ya göre Kara Acı kendisinin en önemli yapıtıdır. Eleştiricilere göre de baş döndürücü bir başyapıt. Yazarın daha önce Eşlik Eden, Astaçev Paris'te, Uşak ile Yosma adlı yapıtlarını yayınlayan Can Yayınları, yazma eylemini insan sevgisine dönüştüren yazarı ülkemizde tanımaktan büyük bir kıvanç duyuyor.

Kâfuru ve naftalin kokusunun aşkı öldürdüğünü herkes bilir. Oysa, birçokları giysilerin kol kıvrımlarındaki küçük naftalin toplarını unutmuşlar, sıcak giysilerin üzerine aceleyle atılmışlar, ama ceplerini ters yüz etmeye vakit bulamamışlar. Naftalin kokusu havaya sinmiş; evler kâfuru kokuyor. Aşk, ikisinin de kokusundan hoşlanmadığına göre, kasımı andıran bu mayıs ayında hiç kimse aşkı düşünmüyor, onu anlamıyor, hatta, kimileri onu suçlamaktan bile geri kalmıyordur, ister kendi aşkları olsun, ister başkalarınınki olsun, umursamıyorlar bile! (sf.35)

Cennette insanın ölesiye sıkıldığını, cehennemin ise ilginç ve ünlü kişilerle dolu olduğunu varsayan geçen yüzyılın bu söylencesine artık bir son vermek gerek. Cennette, Sokrates Homeros'la söyleşiyor, herkes de onları dinleyebiliyor. Cehennemde salt, silik yerel görevliler ve tiksinç devlet memurları var. (sf.49)

İnsanın temel niteliğinden yoksunum ben: Ölmesini bilmek ve sonra yeniden için için dirilmek. (sf.69)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder