Salı, Mayıs 21, 2013

Şeker Portakalı Üzerine

Pablo Picasso
Şeker Portakalı'nı, çok net hatırlıyorum, çocukluk arkadaşımın tavsiyesi ile almıştım. O gün elimde çok seveceğim bir kitabı tuttuğumu bilmiyordum.

Şeker Portakalı'nı alır almaz okuyamadım. Bir süre kitaplığımda okunmayı bekledi. En sonunda elim gitti, okumaya başladım. Kitabı düşündüğümde tek hatırladığım kırmızı bir araba, bir tren ve benim okurken çok fazla ağlamış olduğumdu.

Pinuccia'nın yazar ayları etkinliği sayesinde, kitabı tekrar okuma fırsatı buldum.

Aslında küçüklüğümden beri yazarın Kırmızı Papağan adlı kitabını okumak istiyorum, bu etkinlik vesilesiyle onu okurum diye ummuştum. Ama sonra kitapçıya gidemedim. Sonra elimde çok fazla kitap biriktiğini gördüm bir de, vazgeçtim yeni bir kitap almaktan. Bu ay etkinliğe katılmayayım dedim.

Sonra bir ara, hafta sonu kaçamağı yapıp Adana'ya gittim. Buradan götürdüğüm kitapları koymak için kitaplığımı açtığımda Şeker Portakalı'nı gördüm! Hemen diğer kitapları da araştırdım, Güneşi Uyandıralım ve Delifişek'i. Bu seriyi yeniden okumak istiyordum çünkü. Ama onları bulamadım, muhtemelen Ebru'dadır diye düşündüm. Nitekim öyleymiş... Böylece çantama Şeker Portakalı'nı da atıverdim.

Hayatın Kaynağı diye bir kitap okuyordum, Bülent Hoca önermişti. Onu da yazacağım umarım bir ara. Hem kafamda bir şeyler otursun istiyorum, hem de kitabı Mert'e ödünç verdim. Neyse işte, elimde o kitap vardı. Onu bitirince, GDO tartışmamız için kütüphaneden bulduğum GDO Gerçeği isimli kitaba yüklendim. O da çok taraflı bir kitaptı, GDO'yu savunan bir kitaptı. Daha böyle siyasi ve ticari çıkarları savunma kaygısı güdüyordu, çevreyle de alakası yoktu. Neyse, bunları bitirince başladım Şeker Portakalı'na. Çabucak da bitirdim...

Şeker Portakalı kalbimde yer eden bir kitaptı. Zaten duygusal bir çocuktum ben, Zezé'nin yaşamı beni çok etkilemişti. Çok iyi hatırlıyorum, babasına şarkı söylediğinde ve dayak yediğinde böyle kalbim parçalanmıştı sanki... Sonra bunalıma girmesi ve Portuga'ya duyduğu özlem, sevgi beni hüngür hüngür ağlatmıştı.

Kitabı ikinci kez okumam, 19 yaşıma tekabül etti. İlkinde sanıyorum 10-12 yaşlarındaydım. Duygu durumumun sıklıkla değiştiği, çalkantılı bir döneme denk geldi. Şayet kitabı yalnızken bitirmiş olsam sanıyorum yine hüngür hüngür ağlardım. Ama odada oda arkadaşım ve arkadaşları vardı. Böyle olunca biraz kendimi tutmak zorunda kaldım... Gördüm ki aslında bir anlamda hiç büyümemişim, yine bir küçük kız çocuğu olarak Zezé'ye ağlayabiliyorum...

Güneşi Uyandıralım ve Delifişek'i de tekrar okumak ve yorumlamak istiyorum ancak onları Ebru'dan almam zaman alacak gibi duruyor... Şeker Portakalı'nı tekrar okumak benim için çok güzeldi. Bir çok insanla eş zamanlı okumak daha da güzel...

Gelecek ay Tess Gerristen seçildi yazar olarak. Katılır mıyım bilemiyorum, yazarı tanıyorum ve kitaplarını okudum. Pek sevmiyorum, yeni bir kitabına para verip vermemek konusunda şüphelerim var. Yine de Mecit Abi'mde kitap varsa ondan tırtıklayıp katılabilirim.

Sonraki etkinlikte görüşmek dileğiyle *.*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder