Pazar, Şubat 26, 2017

Kırmızı Pazartesi ~ Gabriel Garcia Marquez


Nereden başlasam, nasıl anlatsam? Yine muazzam bir kitap okudum meh meh meh. Şu kitap belki iki, belki üç senedir kitaplığımda okunmayı bekliyordu. Büyülü gerçekçilik akımını hayli ilgi çekici bulduğumdan, bir ufak giriş yapmak niyetiyle almıştım ama cehalet başa bela çünkü ismini bu kadar duyurmamış olsa da zaten vakti zamanında Kundera ile bir minik bakış atmışım. Brautigan'ı da yer yer dahil edebiliyoruz buralara bir yerlere. Saramago'yu da örneklemişler vikipedide.

Yine elimde bir sürü kitap var başlanıp yarım bırakılmış. İncecik, hemen bitiririm diye buna başladım. Bu, kitabı elime beş milyarıncı alışım falan olabilir ve yine hiçbir şekilde olaya dahil olamadım sayfalar boyunca. Ancak kitabın ortalarına doğru öyküyü benimsedim, sonra hararetlendi, hararetlendi ve mevzu patladı zaten.

"Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, psikoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30'da kalkmıştı." diye başlıyor kitap. En başından, Santiago Nasar'ın öldürüleceğini kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde biliyoruz. Kasaba halkının bir kısmı da biliyor bunu, o evinde dışarıya çıkmak için hazırlanırken. Bir kısmı evinden çıktıktan sonra öğreniyor, bir kısmı nişanlısını ziyarete gittiğinde, bir kısmı nişanlısının evinden çıkarken. Fakat hepimiz, o gün Santiago Nasar'ın öldürüleceğini biliyoruz. Bilmediğimiz, neden öldürüleceği... Bunu da günün ilerleyen saatlerinde öğreneceğiz zaten.

Bayardo San Roman var, diyar diyar gezip evleneceği kadını arayan bir adam. Bu kasabada bir hanımla karşılaşıyor, Angela Vicario. Görür görmez, evlenmek istediği kadının bu kadın olduğunu anlıyor ve girişken karakteri, bir miktar varlıklı oluşu ve eli yüzü düzgün bir herif oluşu gibi çok sıradan sebeplerle kendisini kızın ailesine kabul ettirmesi zor olmuyor. Dört aylık bir nişanlılık sürecinden sonra düğün hazırlıklarına başlıyorlar. Angela'nın bu evliliğe pek gönlü yok ama Bayardo onun da kalbini kazanmak için elinden geleni yapıyor.

Yazar bu noktada altını çiziyor, o yüzden bu detay güzel, Bayardo bir gün Angela'ya kasabadaki en güzel evin hangisi olduğunu soruyor. Angela da (hemen herkesin vereceği yanıtı veriyor ve) kasabada yaşayan dul bir adamın evini söylüyor. Bayardo bir tomar para ile ihtiyarın kapısına dayanıyor, sonunda adamı ikna ediyor evi satmaya. "Para ile kendisine sahte bir mutluluk almaya çalışıyordu" diyor yazar bu noktada Bayardo için. Haklı.

Şatafatlı bir düğünle evleniyorlar. Zifaf gecesinde Angela'nın bakire olmadığı ortaya çıkıyor, deli gibi dövüyor kadını, sonra bırakıyor gidiyor. Kızın ağabeyleri gelip soruyorlar, tek bir isim: Santiago Nasar. Vicario kardeşler Nasar'ı öldürmeye işte böyle karar veriyorlar.

Birer bıçak alıyorlar ellerine, kasap dostlarından birinin dükkânına gidiyorlar bilemek için. Kasabada aheste aheste Santiago Nasar'ı ararken önlerine gelen herkese onu öldüreceklerinin haberini de veriyorlar. Bu felaket gerçekleşene dek, polis de dahil olmak üzere, hiç kimse hiçbir şey yap(a)mıyor. Tabii herkesin kendince bir bahanesi var, çoğu, kardeşlerin böyle bir şey yapabileceğine inanmadıkları iddiasında. Cinayet işlendikten sonra herkes aklını kaçırmış gibi mahkemeye akın ediyor, olayla ilgili herkes kendine bir pay çıkarmış durumda ve kendisini aklama telaşında.

İşte hepimizin içine işlemiş kolektif ikiyüzlülüğü bu kadar muazzam anlatan başka bir eser okumamış olabilirim. Çok klasik, çok komik, çok saçma. Bakire olmadığını bilen bir kadın var ortada, kendisini bakireymiş gibi lanse edebilmesi için ona çeşitli akıllar veren başka kadınlar var. Gerçekleşmesini istemediği bir evliliğe şöyle böyle boyun eğen, son ana dek bu gerçeği evleneceği adamdan saklayan, son dakikada kendisini -kendisine de- dürüst diye yutturmaya çalışan bir kadın var.

Kendilerini hiç alakadar etmeyen bir konuyu kişiselleştirip namus bekçisi kesilen, bunun saçmalığını daha ilk anda kavrayan iki erkek kardeş var -ki gün boyunca sağda solda birini öldüreceklerinden bahsedip kendilerini birilerinin durdurmasını uman iki adamdan bahsediyorum.

Bir cinayet işlenebileceğini haber almış yetkililer var, elimizde kanıt olmadan kimseyi suçlayamayız kisvesi altında asla katillerin peşine düşülmüyor. Nasar'ı uyarabilecek pek çok insan var, kimse ağzını açmıyor. Öfkeli bir nişanlı var işte, sevmediği ve ilgilenmediği bir adamla, sırf evde kalmamak için evlenecek bir kadın, umarım seni öldürürler diyerek tek bir aşk sözcüğü bile barındırmayan mektupları karşısındaki adamın eline tutuşturuyor.

Sonrasında da herkes için gülünç denecek kadar saçma bir yıkım var, irili ufaklı. Bir de ölüp giden 20 yaşında bir adam var. Haydi buyrun, şimdi bu yaşanmıyor diyecek misiniz bana?

Artık konuşulduğu ölçüde midemi bulandıran bir şekilde kendi sefil toplumumuzun eleştirisini yapmak bile istemiyorum, galiba daha genel konuşacağım. Bize biçilen toplumsal rollerin dışına çıkamayışımız, kendimize biçtiğimiz rollerin dışına çıkamayışımız, zamana bırakış, akışına bırakış, hayata bırakış, sonra uzaktan, çok uzaktan, kendimizi yapabileceğimiz bir şeyler olmadığına iknaya çalışma falan, hepimizin az veya çok içine saplandığı bir ikiyüzlülük. Bundan ne kadar kurtulabiliriz, ne kadarı elimizden gelir falan bence bu da çok kişisel bir iç hesaplaşma ve vicdan muhasebesi ile belirlenebilir.

Tabii kitapta böyle bir ajitasyon yok ama bu tip öfkelere gark olmanıza neden olacak kadar, o kasabada yaşayan ve bu cinayete engel olmayı başaramayan insanlardan birisiniz, bu da yazarın başarısı, hayırlı olsun. Yaşamınızda bunu görmekten ne kadar kaçmışsanız, o kadar büyük bir vicdan yükü ile karşı karşıyasınız çünkü Santiago Nasar'ı hepimiz, el birliği ile öldürdük.


2 yorum:

  1. okuduğum en harika kitaplardan bir tanesiydi. çok heyecanlandım kapağını görünce, okumana da çok sevindim :) bu tarzda önerebileceğin kitap varsa dört gözle bekliyorum cess :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya ben de bu türe pek hakim değilim. Dediğim gibi Saramago'nun ve Kundera'nın bahsi geçiyor. Karpuz Şekerinde çok muazzam bir kitaptır bence <3 Sonra Ayrılık Valsi'ni de büyülü gerçekçi diye nitelemişler, öyle mi çok emin olamıyorum ama müthiş bir kitaptır o da.

      Sil