Pazartesi, Ocak 11, 2016

Gece ve Gündüz ~ Virginia Woolf

492 sayfa
"Yaşayan kitaplar vardır" diye düşünceli düşünceli konuştu. "Bizimle birlikte gençtirler, bizimle yaşlanırlar." (sf.19)

Yaşam gücünün her damlasını içine çeken, her şeyin teslim edildiği, hiçbir şeyin geri istenemeyeceği, muhteşem felaket içinde hepsini darmadağın ortalığa savurarak, yankılanan gökgürültüleriyle kayaların yükseklerdeki çıkıntılarından dökülüp, gecenin mavi derinliklerine dalan sular gibi görkemliydi, hayalini kurduğu aşk. (sf.103)

Onlar bir şey oldular, bu bir şey yapmaktan daha iyidir. Benim gözüme tıpkı gemiler gibi görünüyorlar, kendi sularında süzülen görkemli gemiler gibi, itişip kakışmadan, bizim gibi ufak tefek şeylere canını sıkmadan, kendi yolunda giden, beyaz yelkenli gemiler gibi. (sf.112)

Önemli olan şey hayat, başka hiçbir şey değil hayat -keşfetme süreci- sonu gelmez ve aralıksız süreç, keşfin kendisi asla değil. (sf.126)

"Sen kendinden aşağı olan kişilerle yaşıyorsun," dedi, mantıksız olduğunu bile bile, konusuna ısınarak. "Ve kapana kısılıyorsun, çünkü bütünüyle oldukça hoş bir kapan bu. Ve ne adına orada bulunduğunu unutma eğilimi içine giriyorsun. Çok fazla ayrıntıya saplanmak gibi kadınsı bir alışkanlığın var. Birşeylerin ne zaman önemli olduğunu, ne zaman olmadığını göremiyorsun. İşte bütün bu örgütleri mahveden şey de bu. İşte bu yüzden tüm bu yıllar boyunca, oy hakkı yanlıları hiçbir şey yapamadılar. Oturma odası toplantılarının, kermeslerin yararı ne? Fikirlerin olmasını istiyorsun, Mary; büyük bir şeylere sarıl; yanlış yapmaya pek aldırma, ama ayrıntılara saplanma. Niçin bir yıllığına her şeyi bir yana fırlatıp yolculuğa çıkmıyorsun? -biraz dünyayı görmüyorsun. Bütün yaşamın boyunca, yarım düzine insanın dümen suyunda yaşamaktan doyum bulma. " (sf.129)

"Söyleyin bana, şimdi nasıl bir sonuç çıkarıyoruz bundan; umduğunuzdan daha mı iyi, yoksa daha mı kötü?"
Böylece birkaç sözcükle insan doğasının değerini özetlemeye çağrılınca Ralph duraksamadan yanıtladı:
"Daha kötü, Mrs. Cosham, çok daha kötü. Korkarım sıradan adam alçağın teki-"
"Ya sıradan kadın?"
"Hayır, sıradan kadından da hoşlanmıyorum-" (sf.149)

Yine de yaşlıların bilgeliği, bizim birey olarak duygularımızdan çok, bütün insan ırkıyla paylaştığımız ortak duygulara sesleniyor gibiydi. (sf.208)

Yüzüğü çevirip dururken dudakları sımsıkı kapalıydı, tıpkı bu kadınların kocalarını hoşnut ettikleri gibi, William'ı hoşnut edebileceğini anladı; pırlantaları yeğlerken zümrütleri seviyormuş gibi yapacaktı. (sf.209)

"Bütün bu para kazanmalar, günde on saat ofiste çalışmalar, ne için bütün bunlar? İnsan delikanlıyken kafasının içi hayallerle öyle dolu oluyor ki, ne yaptığı hiç önem taşımıyor, biliyorsun. Eğer hırslıysan, sorun yok; devam etmek için nedenin var. Şimdi benim nedenim artık bana doyurucu gelmiyor. Belki de hiç yoktu. Şimdi düşünüyorum da, bu bana daha olası görünüyor. (Ne gibi bir neden vardır zaten herhangi bir şey için?) Yine de, bir yaştan sonra kendinden hoşnut olmak mümkün değil. Ve biliyorum, bu noktaya beni neyin getirdiğini" - çünkü şimdi aklına iyi bir neden gelmişti- "ailemin kurtarıcısı olmak istemiştim, işte öyle birşeyler. Şu dünyada iyi bir yerlere gelsinler istedim. Bu yalandı, elbette - hem de bir tür kendini yüceltmeydi. Çoğu insan gibi galiba tümden yanılsamalar içinde yaşadım, şimdi bunların bilincine varmak gibi yakışıksız bir aşamadayım. Sarılabileceğim başka bir yanılsama arıyorum. İşte mutsuzluğumun nedeni bu, Mary." (sf.215)

"İnsanın hiçbir zaman ötekini anlamadığını düşünüyorum," dedi, uygun adım yürüyüşünü kesip, biraz ötede Mary'nin karşısına dikilerek.
"Hepimiz de böyle kahrolasıca yalancılarken nasıl anlayabiliriz? Ama deneyebiliriz." (sf.246)

Elinde mezura, yanlışları, doğruları ölçerek dolaşamazsın yaşam içinde. (sf.246)

Çalışan bir beyinle, çalışan bir bedenle insan kalabalığa ayak uydurabilir, temel şeylerden yoksun, içi boş bir makine olduğu bilincini örtbas edebilirdi. (sf.251)

Bunları düşündü Katharine, akıp giden yüzlere baktı, nasıl da birbirlerine benzediklerini aklından geçirdi, nasıl uzak olduklarını, kendisinin hiçbir şey hissetmediği gibi, kimsenin de bir şey hissetmediğini, ve uzaklıklar, diye düşündü, en yakın olanların bile aralarında uzanıyordu, onların içtenlikleri sahtekârlıkların en kötüsüydü. (sf.261)

Sana beslediğim bu duygu bir sanrıymış gibi konuşmaya zorlayabilirsin beni, ama bütün duygularımız öyle. En iyileri, yarı yanılsama olanlar. (sf.291)

evet, ama bazen nasıl da korkunçtu insanın hayallerinin sesiyle, insanın hayallerinin nesnesinden gelen sesin arasındaki duraklama! (sf.295)

En iyi yaşam, âşıkken söylediklerimiz üzerine kurulur. (sf.299)

Evlenmemiş kadınların davranışlarını yönetmesi gereken kurallar, kırmızı mürekkeple yazılmıştır, mermerin üzerine oyulmuştur, hani olmuş da, doğanın bir garabetiyle, aynı yazı evlenmemiş kadının yüreğinde kazınmış değilse. (sf.304)

"Mutlaka sen de kendi ailende yaşamışsındır, senin için en önemli şeyi onlarla tartışmak olanaksızdır, çünkü hepiniz sürü halinde birbirinize karışmışsınızdır, çünkü suç ortaklarısınızdır, çünkü konumunuz düzmecedir-" (sf.328)

-yaşam tümden başkaydı insanların söylediği şeylerden. (sf.330)

"Benden hoşlanmadığını sanıyordum," dedi.
"Tanrı bilir, çalıştım," diye yanıtladı erkek. "Seni olduğun gibi, şu baş belası duygusal saçmalığın zerresi olmadan görmek için elimden geleni yaptım. Seni buraya çağırmamın nedeni de buydu, ama yalnızca aptallığımı çoğalttı. Sen gittiğinde şu pencereden bakacağım, seni düşüneceğim. Bütün geceyi seni düşünerek ziyan edeceğim. Bütün yaşamımı ziyan edeceğim, galiba." (sf.371)

"Galiba âşığım. Neyse, aklımı kaçırdım. Düşünemiyorum, çalışamıyorum, dünyadaki hiçbir şey umurumda değil. Tanrı aşkına Mary! İşkence çekiyorum! Bir an mutluyum, bir sonraki an acılar içindeyim. Yarım saat süresince ondan nefret ediyorum; sonra da onunla on dakika birlikte olabilmek için canımı verecek duruma geliyorum; ne hissettiğimi, niçin hissettiğimi asla bilmiyorum; delilik bu, ama yine de son derece akla yatkın. Sen bunlardan anlam çıkarabiliyor musun? Çıldırıyorum, biliyorum; dinleme beni Mary; sen işine bak." (sf.380)

"Bazen düşünüyorum da şiir, yazdıklarımızdan çok hissettiklerimizdir, Mr. Denham." (sf.414)

"Adlar her şey demek değildir; bizim neler hissettiğimizdir her şey. Aptal, kibar, her şeye burnunu sokan mektuplar istemiyorum. Bana babanın anlatmasını istemiyorum. Ben en başından beri biliyordum. Böyle olması için dua ettim." (sf.465)

"Hayat," diye başladı Mrs. Hilbery, açıkça duvardaki resimlerden esinlenerek, "trenleri kaçırmaktan, onları yakalamaktan oluşur-" (sf.480)

"Ah, Trevor, söylesene bana lütfen, Hamlet'in ilk oynandığı tarih neydi?" (sf.483)


2 yorum:

  1. Kitapları okuduktan sonra alıntıları not etmeyi çok severim. Bir anlamda kitabın aklımda daha kalıcı olmasını sağlıyor. Güzel bir blog.
    http://kitapokurum.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil